mine olçum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mine olçum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2014 Salı

Evir, çevir, koy kenara

Cücü bardak dolabını açar bir bardak alır, ışığa tutup evirir çevirir, kenara konar. Sonra bir bardak daha alır ışığa tutar evirir, çevirir kenara koyar. Sonra bir tane daha bir tane daha derken tezgahın üstü bardak dolar ve en sonunda porselen bir kupa alır suyunu onunla içerdi. Hatta son zamanlarda direk kupa almaya başlamıştı. Birazcık titiz benim kocam, bardak dediğinin üstünde su damlasının izi bile olmayacak pırıl pırıl parlayacak. Neler yaptım, bir sürü deterjan denedim. İlk başlarda hepsi iyi geldi sonra yine aynı... artık çıldırma noktasına geldiğimde bir gün bir baktım ki Cücü cam bardakla su içiyor. Ne var şimdi bunda demeyin bizim için çok önemli :) Ne mi yaptım vallahi ben bir şey yapmadım :) Bulaşık deterjanı bitmişti Finish vardı markette onu aldım, üstelik daha önce kullandığımda memnun kalmamıştım ve son 1 senedir hiç almamıştım. Sanırım formülünü değiştirmişler, bardaklar pırıl pırıl, ışıl ışıl çıkıyor, hiç yemek kalıntısı yok. 
Çok reklam kokuyormuş gibi oldu bu yazı ama gerçek bu ne yapayım. Mutluyum, mutlusun, mutlu kıvamındayım... Hergün hiç kullanılmamış  bir sürü bardağı yeniden yıkamak zorunda kalmıyorum...

8 Eylül 2014 Pazartesi

Cancan 19 aylık

Uzun zamandır size Cancan'dan haber vermiyorum. Minik zibidim artık 19 aylık her gün yeni bir kelime yeni bir atraksiyon ile bizi şaşırtmaya devam ediyor. Koltuk üzerinde koşmadan sokak kapısını açmaya, buzdolabı sebili ile mutfağı ıslatmadan köpüklü halde banyodan kaçmaya kadar her numara var kendisinde. Bir de yeni yeni kelimeler yok mu en eğlencelisi o. Ama en sevindiğim iki kelime du ve acıdı oldu. Du yani su geçen haftaya kadar su isterken sağ kolunu uzatıp ııhhh ııh yapıyordu. Bazen suyun olduğu yeri bazen de alakasız bir yeri gösteriyordu. Yemek sırasında falan bir şekilde anlaşılıyordu da uyku arasında neden ağladığını anlamak zor oluyordu. Bunların dışında anne, baba, abla, abi, dede, mama, bitti, açıldı, meyme (meyve), eyma (elma), hüüp (süt), ek (kek), mime (mine), nine diyor her güm repertuvara yeni kelimeler ekliyor paşam.

Oyun konusunda kendinden büyükler ile takılmayı çok seviyor, yaşıtları ile genelde oyuncak paylaşma konusunda sıkıntı yaşayabiliyor. Ayrıca büyük çocukların onunla oynamak istemesi, yanına gelmesi onu çok mutlu ediyor. bir şen kahkahası var ki hiç bitmez inşallah. Konu uykuya gelince gunduz bazen 1 bazen 2 kez uyuyor toplamda 1,5 ile 3 saat arası değişiyor, bir bakıyorsunuz 3 saat kesintisiz uyuyor bir bakıyorsunuz  2 tane 1saat uyuyor. Gece uykusunda mutlaka 2 kere uyanıyor biri 00.00- 01.00 gibi diğeri 05.30 civarı. Şanslıysak o sabah 7 ye kadar uyuyor hatta bazen 7 buçuk bile oluyor yok değilsek 6 da ayaktayız.

Cancan şu anda 86 cm ve 11.400 kg son doktor kontrolünde (01.08.2013) kan ve idrar tahlilleri yapıldı. Her sağlıklı çocuğa yılda 1 kez idrar 2 kez kan tahlili yapmak gerekirmiş. Yeni doktorumuz öyle söyledi. Bodrum'dan İzmir'e taşınınca Sibel Hanım'ı bırakmak zorunda kaldık :(. Onu çok özlüyoruz.Yeni doktorumuz Zerrin Sürenkök, Karşıyaka  Belediye binasının yanında yeri. Oldukça anaç, ilgili ve bilgili bir doktor.


3 Eylül 2014 Çarşamba

Sadece "merhaba" demek istedim

İşte geldim buradayım. En son Ocak ayında yazmışım :( bir yıl boyunca keyifle yazdığım blogumu bir süre kimsesiz bıraktım. Her aklıma geldiğinde bu akşam bir şeyler yazayım dedim ama bir türlü başına oturamadım. Cücü'nün geçen gün beni dürtmesi sonucu yeniden bilgisayarın başındayım ve yazıyorum. Aslında bugün ne yazacağımı ben de bilmiyorum sadece "merhaba" demek istedim. "Ben geri döndüm" Dönüşüm muhteşem mi oldu bilinmez ama bir çok değişiklikle buradayım. Mesela artık Bodrum'da yaşamıyoruz, İzmir'e yerleştik, Bostanlı'dayız. Ben ev hanımlığından terfi ettim diyeceğim ama tam olarak öyle olmadı zaten ev hanımlığı ve annelik zaten istifa edilemez bir müessese :) Bunlara ek olarak yeni bir işim var. İzmir'e geldikten sonra iş bakarken iş yeri sahibi oldum. Mini mini beyler, hanımlar için bir butiğim var artık  adı da Mini Mini Butik. Cancan 'a gelince onun keyfi çok yerinde en son 11. ay kontrolünü yazmışım 30 sn desteksiz ayakta duruyor demişim, paşam şu an 19 aylık oldu artık atlıyor, zıplıyor, koşturuyor bizi perişan ediyor. Hepimizin keyfi yerinde... 
Yarın da yazmak istiyorum bir şeyler ama ne? Size ne anlatsam? Siz beni özlediniz mi bilmiyorum ama ben burada olmayı özlemişim.

13 Ağustos 2013 Salı

Mini Akdeniz Turumuz 1. gün Göcek- Fethiye - Ölüdeniz

Heyecanla beklediğimiz beklediğimiz bayram tatili geldi geçti bile :( Bu sene bir ilk yapıp bayramda İzmir'e gitmedik. Mini bir Ege Akdeniz turu düzenledik kendimize. Çok da iyi etmişiz; Bodrumdan Kaş'a doğru gittik geldik. 3 gece 4 gün kendimizi gezmeye, yüzmeye, yeni yerler görmeye adadık :) İzninizle bu seyahatte gezdiğimiz gördüğümüz yerlerin yanı sıra yediğimiz ve içtiğimizden de bahsedeceğim ki gidecek olan olursa bir fikir olur.

1.gün - Göcek - Fethiye
Arife günü sabahı 08:00'da hareket ettik evin önünden. Arabamızın içi ağzına kadar dolu. Mini mini bir Getz'in içinde koca bir valiz, park yatak, şemsiye, şemsiyenin bidonu, 2 kamp sandalyesi, 2 kamp taburesi (ne gerek varsa sandalye varken), 2 sırt çantası, koca bir fotoğraf makinası, plaj çantası, ön koltuğu tek başına işgal edebilen bebek arabamız (-ki kendisi en sıkı yoldaşımız ve yardımcımız), Araba koltuğu, Cancan, Cücü ve ben. Oğluş artık ek gıdaya başladığı için onun yemek saatlerine göre ayarladık ve ilk molayı Muğla'da verdik. Oradan sonra ilk durak Göcek :) Sıcak mıcak demeyip attık Cancan'ı arabasına önce biraz sahil turu yaptık. Öyle güzel kafeler var ki sahil şeridinde nereye oturacağımızı şaşırdık. Sonra yarı Göcekli arkadaşımız Ceren'in tavsiyesiyle West Cafe'ye oturduk. Sabah kahvesini dev ağaçların altında yudumlamak çok keyifliydi. Bir de bir Türk Kahvesi geldi ki sormayın. Kahve, çeşitli tatlarda mini lokumlar ve içine meyve dilimleri konmuş buz gibi su. Kahve sunumununda böyledi dedirtti bana. Bu arada West Cafe'nin menüsü çok zengin, posiyonları büyük gözüküyordu, fiyatları da uçuk değil. Üstelik ortam çok güzel. Göcek'i ziyaret edeceklere tavsiye edilir.

Oradan Fethiye'ye geçtik. Otel olarak hem Fethiye'de hem de Kaş'da Turizm Otelcilik Uygulama Otellerinde yer ayırttık. Biz bu tatilde her şey dahil sistem istemediğimiz, amacımız daha çok gezmek olduğu  ve otelin bizim için anlamı temiz çarşaf, sıcak su olduğu için çok da memnun kaldık. Fethiye'de odamız full deniz manzaralı, minik bir balkonu olan, oldukça geniş  bir odaydı. Mobilyaları biraz eskiydi ama önemli değil. Odaya hemen yerleşip Can'ı yedirdik, üstümüzü değiştirdik ve Ölüdeniz'e doğru yola çıktık. Ölüdeniz Milli kamp girişi çok kalabalıktı. Belki de içeride yer bulabilen son arabalardan biriydik. Biz Ölüdeniz'de kendi techizatımızı alıp ağaçların altında bir yere yerleştik. Akşam neredeyse 7 'e kadar oradaydık. Deniz  suyun sıcak olması dışında mükemmeldi. Can çok keyif aldı. Öğlen yemeğini Milli Kamp içindeki kafede yedik. Akşama yemeğimizi otelin ala carte restorasnında yedik ve uzun bir Fethiye turu yaptık. Tatlımızı Fethiye Özsüt'te yedik. Çilekli Fıstıklı Pasta ve Dondurmalı pasta İzmir :) Nasılda özlemişim ikisinin de tadını. Aylardır gezmeye hasret kalmış bizler ayaklarımız şişene kadar yürüdük Fethiye'de sonra da odamızın balkonunda denize karşı keyif yaptık bir süre. Sabah 6'da Cancan uyandırmasaydı bizi iyi olacaktı ama neyse.

Fethiye ile ilgili önemli notlar;
  • Uygulama oteli şehrin tam merkezinde, restoranının fiyatları uygun, ızgaraları lezzetli. Biz sadece haydariyi beğenmedik.  Tüm personeli öğrencilerden oluşuyor. Biz hiç bir sıkıntı yaşamadık ama yaşanabileek sıkıntılarda onların halen eğitim sürecinde olduğunu ve sizinde eğitimin bir parçası olduğunuzu unutmayın.
  • Ölüdeniz'e gidecekseniz ve para çekmeniz gerekiyorsa bunu Fethiye'deyken yapın çünkü Ölüdeniz'de sadece bir kaç bankanın ATM'sı var.
  • Ölüdeniz Milli Kamp girişi otomobil ile 20 TL kredi kartı geçmiyor.
  • Ölüdenizde plajdaki şemsiye ve şezlognlar 7şer TL ama eğer isterseniz ağaç altındaki alanlara da yayılanbiliyor, kendi şemsiyenizi kullanabiliyorsunuz.
  • Ölüdeniz Milli Kamp içindeki kafeteryanın fiyatları servis edilen ürünle karşılaştırılınca çok yüksek. ( Örneğin Tavuk döner 9 TL ve lezzetsiz)
  • Ölüdeniz'in sağ tarafında kalan denizin suyu daha da sıcak, ayrıca oldukça sığ. Biz iki tarafı da deneyip açık denize bağlanan tarafı beğendik.
  • Fethiye Belediyesi -ki kendisini butik şehir belediyesi olarak tanımlıyor- Bizim gibi bebekli aileleri ve engelli vatandaşları düşünmüş. Tüm yollarda rampalar vardı. Bebek arabasını bir kere bile kendimiz kaldırıp indirmemize hiç gerek kalmadı.

Bu seyahatte hayatımızı kolaylaştıranlar;

  • Bebek arabamız; Peg perego skate bebek arabamız tam olarak yatak gibi yatabildiğinden ve kenarları yüksek olduğundan Can'ın uyku saatlerini rahatça dışarıda geçirebildik. Üstelik bebek uyurken bağlamak gerekmediğinden o da çok rahat etti.
  • Kavanoz bebek mamaları; doktorumuz kavanoz bebek mamaları organik olduğu için kullanabileceğimizi söyledi. Dolayısıyla çorba pişir sakla gibi bir sıkıntımız olmadı.
  • Daylong güneş kremi; Cancan'a güneş kremi olarak Daylong Baby kullanıyoruz. Günde sadece 1 defa sürülmesi yeterli olduğundan her güneşe çıkmadan önce kremlenme faslımız olmadı.
Tatilin 2. günü Kaş yolu ... yakında yayında
Tatilin 3. günü Palj keyfi.... yakında yayında
Tatilin 4. günü Dönüş yolu.... yakında yayında

Fotoğraflar için buraya buyrun... yakında yayında

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Kabak sıyırma

 
Annem zeytinyağlı kabak yapalım dediğinde çok da güzel bir fikir gibi gelmemişti Ne Cücü ne de ben kabak sevmiyoruz. Kabak sadece mücver olduğunda bizim ağzımızı sulandırıyor çünkü. Yine de yaptık, ben 1 kaşık yerim dedim. Cücü tadına bakmaya bile yanaşmadı ta ki ben aldığım bir kaşığı yiyip tabağımı kabakla dolduruncaya kadar :) Israrla Cücü'ye de yedirdim. En son ikimiz yemeğin son lokmasını paylaşıyorduk. Hafif ekşili oldukça lezzetli bir yemek oldu. Tarifi benden denemesi sizden.... Denedikten sonra yorumlarınızı bekliyorum.


Malzemeler
5 adet kabak
4 adet taze soğan (yeşillikleri ile birlikte)
1/4 demet dereotu
2 diş sarımsak
Zeytinyağı
Yarım limon
1 yemek kaşığı pirinç
Şeker
Tuz

  • Öncelikle kabakları kabukları dahil soyma aleti ile çekirdekli yerine kadar soyun
  • Taze soğanları 2 - 3 cm kalınlıkta kesin
  • Limonun kabuğunu soyup küp küp doğrayın
  • Büyükçe bir tencereye zeytinyağını, tuzu ve 1 adet küp şekeri koyun. Zeytinyağının ve tuzun miktarını kendi damak zevkinize göre ayarlayın. Yağ biraz ısındıktan sonra kabakları koyun ve kabaklar sararıncaya kadar kavurun. Daha sonra limonu ilave edin ve karıştırmaya devam.  1 - 2 dakika sonra taze soğan, sarımsak ve dereotunu ilave edin. En son pirinci de ekleyip 1 çay bardağı da su koyun ve en kısık ateşte 15 dakika pişirin. Her zeytinyağlı yemek gibi soğuk olarak servis edin. Hatta ertesi gün daha güzel oluyor.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Min&Cün&Can Ankara'daydı.


İlkler dolu seyahatimize gittik, geldik bile. Günlerce bekledik ama hemencik geçiverdi. Cuma akşamı çıktık yola, uçağımız 22:15 idi. Pegasusla gittik. Önce en arka taraftan yer verdikleri için keşke önden olsaydı hızlıca çıkardık uçak inince diye düşündüm ama arkada olunca yanımızı boş bıraktılar. Rahat rahat oturduk ve rahat rahat emzirdim Cancan'ı kalkışta, inişte emzikle idare etti. Zaten uyuyordu. Yola çıkmadan önce Çocuk doktorumuz Sibel Kılıçaslan'ı aradım. Cancan'la ilk uçak yolculuğumuz için bize önerilerini istedim. Hepimizn bildiği gibi kulakları tıkatıpta ağlamasın diye inişte ve kalkışta emzirmeyi yada emzik vermeyi önerdi. Ama şunu da ekledi "çocuk uyuyorsa emzireceğim diye sakın uyandırma bırak uyusun" Bir de uçağa binmeden önce burnunun tıkalı olmamasını tembihledi. İlk uçak seyahatimiz ben ve Cancaniçin gayet güzeldi. Babamız için ise girdiğimiz tirbülans pek hoş bir anı olmadı. Ama daha önceki uçuşumuzu hatırlayınca Cücü'nün de uçuş konusunda baya yol katettiğini söyleyebilirim.

Uçaktan inince önce Ego'ya binmek için bekledik. Meğersem o saatte Ego yokmuş, sonra Havaş'a binmeye çalıştık. Yaklaşık 45 dakika sonunda gelen 3. Havaş'a binmeyi başardık. Havaş'tan sonrada taksiye bindik ve Ceren kuzumun evine ulaştık. Bu arada bebek arabamız kafayı yiyip kapanmamayı tercih etti. Baya bir uğraştırdı bizi :) Ceren kuzum kucağında Merih ile karşıladı beni. Öyle garip bir his ki... 10 yıl sonra ikimizde evli kimizinde kucağında birer bebiş... Nasılda geçmiş yıllar... Daha kapıda gözler doldu... Öyle özlemişiz ki birbirimizi... Ama sanki geçen ay bir aradaymışız gibi yakındık hala...Yıllar bizim dostluğumuzu eskitememiş. Bir de Seduşumuz olsaydı yanımızda ne güzel olurdu. o gece 4 buçuğa kadar oturduk Ceren'le saati fark etmesek sabaha kadar da otururdukta sabah erken kalkacak iki bebek vardı içeride uyuyan onlar için biraz uyumak lazımdı.

Ertesi gün Can ile Merih'i tanıştırdık. Henüz birlikte oynayacak kadar büyümediler ama olsun. Merih oğlumu gördükçe sevinç çığlıkları attı. Bence sevdi oğluşumu. Öğlen azıcık vakitte Anıtkabir'e gittik. Ben 6 yaşındayken gitmiştim Anıtkabir'e hayal meyal hatırlıyordum. Ama öyle kalabalıktı ki doğru düzgün gezemedik. Zaten Anıtkabiri'i hakkıyla gezmek için 1 tam gün lazım. Bir daha ki Ankara seyahatimizde yeniden gideceğiz inşallah.

Akşam düğün için JW Marriot Oteldeydik. Oğluşum çok yakışıklıydı. Anneannesiyle birlikte oğluma düğün için tamda istediğim gibi bir smıkin hazırladık. Tabi adı smokin kendi değil :) Düz beyaz bir tulum aldık boynuna saten bir papyon diktik. Üzerine de siyah yakası satenlı bir yelek giydirdik. Çok yakışıklı oldu benim oğlum. Rahat uyuyabilsin diye tulum konusunda çok ısrarcı oldum. Rahat uyusun diye düşünürken kapalı mekandaki bir düğünde o gürültüde çocuk nasıl olacakta uyuyacaktı hiç düşünmemiştim. Neyse düğünler her zaman olmaz üstelik bu halamızın düğünü bir gece uykusuz kalacaktık. Yapacak bir şey yoktu. Biz tamda böyle düşünürken oğlumuz bize sürpriz yaptı ve uyudu. O uyuyunca ben endişe yapmaya başladım. Biz koca koca insanlar böyle çok gürültülü yerlerden sonra kulaklarımız uğuldardı. Bunu düşününce sesi nasıl azaltırım diye düşündüm. Gülmek, dalga geçmek yok :) anlatıyorum. Önce garsondan pamuk istedim. Sağ olsunlar buldular, kulaklarına tıkadım Cancan'ın. Eee uyurken bir sağa çevirdi bir sola çevirdi kafayı pamuklar düştü tabi. Bir de kafasını pamukların üzerine koyunca garsondan bir daha istemeye utandım. Ne yapayım  ne yapayım derken aklıma çantamdaki yedek kıyafetler geldi. Hemen tulumu çıkardım kulaklarını kapatacak şekilde kafasının üzerinden geçirdim. Biraz olsun sesi engellemiştir sanırım. Onbir buçuk gibi oğlum isyan etti ve kalkmak zorunda kaldık. Ama 3 üç buçuk aylık bir bebekle bu bile büyük başarı bence.

Ertesi gün pazar kahvaltısı ve Ankara'da küçük bir gezme. Hep beraber Tunalı'ya gittik. Ne kadar uzun zaman olmuştu arkadaşlarla dışarı çıkmayalı ve hatta Can doğduğundan beri ilk defa bir bebekli aile ile dışarı çıktık birlikte. Ama gün çabuk bitti, dönme vakti geldi. Uçuş tam da Cancan'ın uyku saatine denk gelince ve oğluş biraz fazla yorulunca Uçağa bindiğimiz ilk 10 dakika uçaktaki herkese dar ettik oraları ama sonra ben kazandım. Oğluş uyudu.

Kimi bebek gittiği yerde eziyet edermiş annesine, kimisi dönünce evde. Cancan ikinci gruba dahil. Çok çok güzel bir haftasonu  geçirdik. Düğünde bile sorun çıkartmayan oğlum eve döndükten sonra çıldırdı. Geldiğimizden beri çığlıklar ve ağlama krizleri ile uğraşıyoruz. O kadar çok ağladı ki Salı sabahı Cancan'ı doktora götürdük.  Doktorumuzun Cancan'a koyduğu teşhis edepsizlik ve şımarıklık. Hava değişiminden olmuş, Ankara'yı Ceren teyzesinin evini sevmiş oğlum, döndük diye kızmış. Nasıl sevmesin Ceren Teyzesinin evini. Ceren kuzu her şeyi düşünmüş. Odamıza park yatak açmış, çeşitli kalınlıklarda örtüler koymuş, ıslak mendilimizi, alt açmamızı bile düşünmüş. Çok teşekkür ederiz Ceren Teyzeee ve Nalbantoğlu Ailesi :) En az evimizdeki kadar rahat ettik. Doktorumuz birkaç güne düzelir dedi ve bize günde birkaç ölçü sabır yazdı bana. 


16 Mayıs 2013 Perşembe

Yolculuk zamanı Ankara yolcusu kalmasın...

Bu haftasonu ilklerle dolu bir haftasonu olacak. İlk kez uçağa binecek Cancan. İlk kez Ankara'ya gidecek. İlk kez uyku saatinde dışarıda olacak. İlk kez bir düğüne gidecek. Ve ilk kez düğün gibi kalabalık bir ortama girecek. Bu ilkler beni hem çok heyecanlandırıyor hem de endişelendiriyor. Nasıl olacak? Nasıl tepki verecek? Uçakta huysuzluk edecek mi? Düğünde ne yapacak?  Düğün için kıyafetimiz hazır beyaz bir tulum üzerine siyah yelek giyecek oğluşum ve papyon takacak :)

Tüm bunların dışında bu hafta sonu için beni heyecanlandıran bir başka konu daha var. Ceren kuzusu ve Merih Sincabının evinde kalacağız. O kadar çook ve uzun yıllar geçti ki Ceren'i görmeyeli.  Ankara'ya gideceğimiz belli olduğundan beri ikimizde gün sayıyoruz.  Son 24 saat kuzucuk yarın akşam bu saatlerde sizin evdeyiz.

Ankara seyahatimiz için tık tık

26 Nisan 2013 Cuma

Euro Challange Final Four - Maç Menüsü

Bu akşam maç akşamı Euro Challange Final Four biraz önce başladı. İlk maç BCM Gravelines Dunkerque ile Krasnye Krylia arasında. Şu anda TRT 3'te canlı yayınlanıyor. İkinci maç ise saat 20:00'da Karşiyaka ile Ewe Baskets Oldenburg arasında oynanacak. TRT 3 bu maçı da naklen verecek. Basketbol seven herkes ekran başına. Kupayı almak için çıktık yola, takımımız çok iyi, taraftar desen onlar hazır asker her daim. Kaf kaf kaf Sin sin sin Kaf sin Kaf sin Kaf. Euro Challange maçları boyunca Pınar Karşıyaka 15 maçta 12 galibiyet aldı. İnşallah bu akşam ki maçı da alığ pazar akşamı kupa için oynayacak. İşte o gece bizim ev yıkılır :) Bu akşam da yıkılır da pazar akşamı çok daha fena :) Euro Challange maçları akşam tam yemek saatine denk gelince bizde maç günleri için maç menüsü hazırlamaya başladık. Masa kurmadan oturduğumuz yerde yiyebileceğimiz sandviç, patates, hamburger, pizza gibi şeyler yaptık. Eee bu akşam da maç akşamı olduğuna göre maç menüsü var akşama evde.

Karışık Pizza
Yıldız yufkalı sosisler
ve Bira :) (bana tabiki bira yok ama olsa fena olmazdı.)

Karşıyakamıza başarılar dileyerek tarifleri paylaşmaya başlıyorum.

Karışık Pizza

Hamuru için
2,5 bardak beyaz un
1 silme tatlı kaşığı tuz
1 paket instant kuru maya
1 tepeleme tatlı kaşığı yoğurt
1 yumurta sarısı
1 bardak su
3 çorba kaşığı sızma zeytinyağı

(2 adet mini fırın tepsisi için)
Sosu:
2 diş sarımsak
1 bardak su
1/2 tatlı kaşığı biber salçası
1 tepeleme tatlı kaşığı domates salçası

Salçaları dövülmüş sarımsaklar, tuz, karabiber ve su ile kısık ateşte 5 dakika pişirin.

Üst malzeme
Evde ne var ise salam sosis, mantar, biber, sucuk....vs ne bulursanız. Ben sosis, peynir, sucuk, salam kullanacağım. 


Un, tuz ve mayayı bir kapta karıştırın. Başka bir kapta da Oda sıcaklığındaki suyu, zeytin yağını, yoğurdu ve yumurta sarısını karıştırıp un ile birleştirin. 10 dakika kadar yoğurun. Hamur çok ele yapışıyorsa biraz daha un alabilirsiniz ama oldukça yumuşak bir hamur hazırlıyoruz. Hamur hazır olduktan sonra kapaklı bir kaba koyup  1 - 2 saat kadar bekletin. daha sonra yağlı tepsiye elinizle açarak yerleştirin ve üstüne  sırasıyla, domates sosu, peynir ve diğer malzemeleri koyun. Siz üst malzeme için farklı şeyler de tercih edebilirsiniz. Örneğin; mantar,  biber, kabak ve mısırla vegeteryan pizzada yapabilirsiniz. 

220 derecelik fırında yaklaşık 10 - 15 dakika pişirin

Yıldız Yufkalı Sosisler
 Çok basit ama bir o kadar da sunumu güzel bir tarif bu. Sosisle yapabileceğiniz gibi köfte, patlıcan, kabak ile de yapılabilir. Böylece köfte yada sebze yemeyen çocuğunuza torununuza yedirebilirsiniz. Ben yaparken en küçük boy kurabiye kalıbı kullandım. Eğer yok ise siz bir kola şişesinin kapağını da kullanabilirsiniz. Eğer sebze ile yapacaksanız yuvarlak kestiğiniz sebzeleri de sonradan şekilli kalıpla keserseniz çok daha güzel gözükür.



Malzemeler:

Birkaç tane sosis
2 adet yufka

Yufkayı dörde hatta beşe katlayın daha sonra kalıp ile kesin. Sosislerinizi de dilimleyin. Daha sonra önce yufka daha sonra sosis şeklinde dizin en baş ve en sonda yufka denk getirin, ve kızgın yağda kızartın. Bu kadar basit.

Bugün pişmiş hallerinin fotoğraflarını koyamıyorum çünkü henüz pişmediler ama pişer pişmez çekip koyacağım. Ya da Can can ilk izin verdiğin de. Şimdi nasıl mı yazıyorum. Can babaannesiyle bahçede geziyor.

Afiyet olsun.




25 Nisan 2013 Perşembe

Cancan oyun grubunda



Üçüncü ayımızın bitmesine bir kaç gün kaldı. 1 Mayıs'ta tam 3 aylık olacağız, ayrıca yarın da 12. haftamız doluyor. Bu cümleyi bu aralar çok sık kuruyorum, biliyorum ama gerçek bu günler çok hızlı geçiyor. Sanki geçen haftaydı göbek bağının düşmesini bekliyorduk Cancan'ın. Oysa koskocaman 3 ay geçti o günlerden bu yana. Ve oğluşu bugün ilk kez oyun grubuna götürdüm. Biliyorum henüz oyun grubu için çok erken ama yine de ortamı görmek istedim önümüzdeki sene için. Buradaki oyun grubuna 5 - 6 aylıktan itibaren başlanabiliyor. Biz de oğluşumla önümüzdeki sonbaharda oyun grubuna başlayacağız. Cancan bugün bile oldukça keyif aldı. Değişik bir yerde olduğumuzu anladı. Uzun uzun etrafı inceledi.Onunla ilgilenen diğer çocuklara ve annelere gülücükler attı. Baya baya sosyalleşti bugün oğluşum. En son çocuklar ve anneleri birlikte şarkı söylüyorlar; biz de onlarla oturduk şarkı söyledik, çok da eğlendik. Ceren teyzemize teşekkür ederiz bizi de oyun grubuna  götürdüğü için çok keyifli bir gündü bizim için.



Sünnet günümüz giderek yaklaşıyor, sadece 1 gün kaldı. Cumartesi günü sünnet olacak oğluşumuz o yüzden babası da ben de birazcık gerginiz. Birbirimize çaktırmıyoruz sözüm ona ama ikimizinde aklında aynı sorular. Çok ağlayacak mı? Canı yanacak mı sonrasında? Ne kadar sürede iyileşecek? Nasıl olacak? Gerçi doktorumuz bize anlattı. İyileşme süreci küçük bebeklerde daha kolay oluyor dedi. 4 - 5 güne bir şeyi kalmaz dedi. Ameliyathanede biraz ağlayabilir de dedi  ama :( Bu arada Cancan'ın kafasına göre yapılan sünnet şapkası dün akşam geldi. Çok minik ve güzel... Sünnetten sonra ilk fırsatta neler yaşadık anlatacağım. Bizi takip etmeye devam edin :)





24 Nisan 2013 Çarşamba

Annem usulü ENGİNAR

Yine iki arada bir derede girdim mutfağa :) Doğumdan önce evde yemeği Cücü gelmeden hemen önce yapardım. Bir daha ısınmasın pişer pişmez yensin diye. Zaten en sevdiğim şey de yaptığım yemeğin o akşam bitmesi, dolaba kalkmaması. Eğer zeytinyağlı pişirecek isem de sabah erkenden pişirirdim ki güzelce soğusun diye. Ama Cancan'ın gelmesi ile bu düzen değişti. Şimdi akşamları aç kalmayalım diye Can uyur uyumaz mutfağa giriyorum gündüzleri. önce kahvaltı ediyorum sonra hala uyanmamış ise yemeği yapıyorum. Bazen tam yemeğin ortasında uyanıveriyor. İşte o zaman  tam şenlik oluyor. Bir geliyorum onu eyliyorum, bir gidip 5 dakika daha yemek yapıyorum. Çok huysuzlanır ise onu arabasına koyup tek elle yemek yapmaya çalışıyorum. İlla iki ele ihtiyacım var ise ayağımla arabayı sallıyorum. Anlayacağınız çok eğleniyoruz yemek yaparken. Bugün de o günlerden biriydi. Cancan uyudu ben mutfağa girdim tam işimin ortasında uyandı ama yemeği ocağa koyana kadar zıpzıpda idare edebildim onu. Hayat kurtarıcımız zıpzıp :) yani ana kucağı her eve lazım astım oyuncaklarını önüne ben işimi bitirene kadar o oynadı. En son bir isyan etti ama o sırada da ben işimi bitirdim, enginarı ocağa koydum.
Son bir kaç seneye kadar sebzeyle aram pek iyi değildi. Ama hiç bir sebzeyi sevmezken bile enginarı seviyordum. Bayıla bayıla yiyordum. Özellikle de yapraklarını. İzmir'de hatta Ege'de enginarı yapraklarıyla da pişirirler. Bizim evimizde de hep böyle pişerdi. Akşam üstüne kadar İzmir'de herkesin bu şekilde enginar pişirdiğini zannediyordum. Ama Ece'yle konuşurken aaa ne değişik yapmışsın dedi. Anladım ki bu İzmir usulü değil annem usulu enginarmış. Zeytinyağlı hafif ekşili yemekleri seviyorsanız afiyet olsun...

Malzemeler

  • 3 - 4 tane enginar
  • 5 - 6 adet taze sogan
  • 2 adet limon
  • 1 tatlı kaşığı un
  • Bir kaç dal dereotu
  • Zeytinyağı
  • 2 tane küp şeker
  • tuz
Yapılışı
 Öncelikle bir kabın içerisine su doldurup bir limonun suyunu sıkıyoruz. Limonları atmıyoruz onları enginarları soyarkeen ovmak için kullanacağız. Ve enginarlarımızı yapraklı şekilde ayıklıyoruz. Bilmeyenler için fotoğraflarla anlattım aşağıda.






Daha sonra taze soğanlarımızı güzelce yıkayıp doğruyoruz. Bir tencereye bir miktar zeytinyağı koyup tuz şeker ve taze soğanları ilave edip 3 - 4 dakika kadar kavuruyoruz. Zeytinyağının miktarını tıpkı tuz gibi herkes kendi damak zevkine göre istediği gibi ayarlayabilir.  Daha sonra enginarları da tencereye koyuyoruz. Büyük bir bardağın içine bir limonun suyunu sıkıp üzerini su ile tamamlıyoruz. Daha sonra bu suya 1 tatlı kaşığı unu ilave edip topak olmayacak şekilde karıştırıyoruz. Un ne tepeleme ne de silme olacak. İkisinin arasında. Bu suyu da tencereye ilave edip tenceremizin kapağını kapatıp altını kısıyoruz. Yaklaşık 40 dakika içinde yavaş yavaş pişiyor yemeğimiz bu arada 1 kere enginarları parçalamadan karıştırıyoruz.
Tencerenin altını kapattıktan sonra dereotlarını ince ince kıyıp üzerine serpiyoruz. Soğuduktan sonra servis yapabiliriz.

Püf noktaları

  • Enginarların yapraklarının çok açık olmasın
  • Enginarlar çok büyük olmasın
  • Ellerinizin kararmaması için ayıklamadan önce ellerinizi limonla ovun

20 Nisan 2013 Cumartesi

Herkesin bebeği süt kokar bizimkisi KİMYON koyuyor

Şimdi baktım da en son ayın başında bir kaç satır yazıp en kısa zamanda yazacağımı söylemişim. Ama ne mümkün. Bütün gün Cancan'la birlikteyim, o uyanıkken onunla oynuyor uyuyorken de yemekti, ufak tefek ev işleriydi derken gün bitiyor. 78 günlük oldu benim minik oğluşum. Artık her şeyi onunla yapıyoruz, çamaşır asmayı bile :) Havalarında güzelleşmesiyle her gün bir kaç saati dışarıda geçiriyoruz. Tam bir sokak çocuğu Cancan dışarıda uyumaya bayılıyor. Evin kapısında içeri girer girmez de gözünü açıyor. O kadar seviyor ki
dışarıda olmayı geçen hafta tüm bir pazar gününü dışarıda geçirdi neredeyse. Evlerin içleri mevsim itibariyle bahçeden daha soğuk o yüzden Cancan'ı emzirmek ve altını değiştirmek dışında tüm pazar günü bahçede oyaladım ve uyuttum. İyi ki de öyle yapmışım, muhteşem pazarın arkasında rüzgarlı bir hafta geçirdik doğru düzgün dışarı bile çıkamadık. Bahçede geçen pazarın bize katkısı artık balkonumuz yaşanılabilir hale geldi, bahçemiz biraz düzenlendi. Veeee bir haber de çilek bahçesinden ilk çileklerimiz olmaya başladı. 3-4 günde bir 5 - 6 tane çilek alıyoruz bahçeden. İnşallah domateslerimizi de ay bitmeden ekeceğiz ama bir babayiğidin arka bahçeyi temizlemesi ve bellemesi gerekiyor. Bakalım, o da olur umut fakirin ekmeği diyorum. :)

bir lokmacığım adam oluyor

Bugün oğluşumuzu doktora götürdük, önümüzdeki cumartesi günü sünnet olacak minik adam. Sünnetimizi ürologa yaptırmaya karar verdik. Daha doğrusu biz sünneti lokal anestezi ile yaptırma istedik. Burada da lokal anestezi ile İzan Hastanesinde yapıyorlar sadece. Orada da sünnetler Ürolag tarafından yapılıyor. Bodrumdaki özel hastaneler küçücük bebeği maske ile anestezi altına alıyorlar. Belki hiç bir zararı yoktur ama  gönlüm razı olmadı.
Bir yanım daha doğduğu günden beri sünneti yaptırmayı bir an önce atlatmayı istiyor. Şimdi olursa hem daha çabuk iyileşecek yarası hem de psikolojik olarak hiç etkilenmeyecek. Diğer yanım ise çok küçük nasıl olacak, aslında hiç yaptırmasak canı yanmasa diyor. Onu nasıl yalnız başına ameliyat haneye göndereceğim bilmiyorum ama olacak. Doktorumuz sünnet öncesi bugün Cancan'ı muayene etti ve bize biraz açıklama yaptı. Sonrasında oğluşuma sünnet cicisi almaya gittik. Tabi bir lokma bebeğin sünnet cicisi ne olur ki? Bir tane maşallah yazısı aldık. Birde kafasına göre sünnet şapkası siparişi verdik :) Çocuğu değil kendimizi eyliyoruz vallahi ne diyeyim.

herkesin bebeği süt kokar bizimkisi KİMYON koyuyor

Geçen yazımda oldukça gazlı günler geçirdiğimizi yazmıştım. Şu anda gaz sıkıntımız azalmaya başladı. Gece gündüz gazdan muzdarip bebişimiz artık daha keyifli gülücükler saçan bir minik adam. Bu 3. ayı dolduramaya yaklaştık o yüzden mi yoksa yaptıklarımız mı etkili oluyor bilmiyorum ama gazla ilgili neler denedik nelerin faydasını gördük hepsini yazıyorum.


Kimyon
Her sabah bir tepeleme çay kaşığı kimyon yiyip üzerine bir bardak su içiyorum.
Bitki çayı
Daha önce tarifini verdiğim bitki çayından 1 fincan tüketiyorum. Ayrıca Cancan'a da doktorumuzun tavsiyesi ile her sabah ilk emzirdikten ve aksam üstü 5-6 gibi emzirdikten 1 saat sonra 30 ml bitki çayı veriyorum. (Milupa gece çayı) Bence faydasını gördük.
Yeme içmeye dikkat
Gazlı içeceklerden uzak duruyorum. Gaz yapan sebze ve meyvelerden yemiyorum. Ve en zoru çikolatadan uzak duruyorum. Ya da çabalıyorum.
Sıcak
Hem kendi ayaklarımı hem de Cancan'ın ayaklarını sıcak tutmaya dikkat ediyorum. Ayrıca gaz sancısı olduğunda radyatörün üzerinde polar battaniyeyi ısıtıp Can'ın karnını ve ayaklarını sarıyorum. Isınınca biraz rahatlıyor.
Gaz Masajı
İnternette seyrettiğim gaz masajını bir çok kez yaptım ama pek faydasını görmedik. Ya ben masajı yapmayı beceremiyorum ya da bize etki etmiyor.
Yağlar
İlk olarak aktarın tavsiyesi ile Adaçayı (elma) yağı aldık. Çok fazla etkisini görmedik. Daha sonra internette wind sable gaz merhemi diye bir ilaç gördüm. Arkadaşlarımdan da tavsiye eden oldu. Ama ilaç olduğu için çok kullanmak istemedim ama içeriğini araştırınca içinde kimyon yağı olduğu fark ettim. Ve bir şişede kimyon yağı edindim. Adaçayı yağından daha iyi geldi.Ama herkesin bebeği süt kokarken benimkisi kimyon kokuyor.
Banyo
Doğru sıcaklıkta hazırlanmış, bebişi üşütmeden sakince yapılan bir banyo özellikle de küveti su ile doldurup içine oturtarak yapılan bir banyo bebeğin gevşemesini sağlıyor.
İlaç kullanımı
Gaz sıkıntımız ilk başladığında doktorumuz Biogaia damlayı önerdi. Bitkisel içerikli bu damladan her gece yatmadan önce 5 damla verdik Cancan'a ama çok faydasını görmedik. Daha sonra beraber gün saydığım sevgili arkadaşım Sinem bir damladan bahsetti. Pedia Care damla. Oda başka bir arkadaşının tavsiyesi ile amerikandan almış damlayı. Ve hemen 1 paket kargoya verdi bana. Önceleri düzenli kullanmayı denedim. o şekilde faydası yok ama gaz sancısı sırasında 0,3ml verince 10 dakika içinde bebişi sakinleştiriyor. Tabi gaz sancısının kuvvetine de bağlı.İçeriğinde simeticone var. Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim. Sinoşum çokmersi arkadaşım umarım senin aldığın Pedia Carelere hiç ihtiyacın olmaz. Paketlerin kapalı kalır. Ve Ece teyzemizle Çimen teyzemiz Amerika'dan yetişip bize hem bu damladan hemde Gripe Water gönderdiler. Gripe Waterda gaz sancısı, mide spazmı, hıçkırık gibi durumlarda bebeğe verilebiliyor ve tamamen bitkisel.

Bunlar benim denediklerim ve benim gözlemlerim her bebeğinki farklı olabilir. Ama çok net bir şey var ki siz ne kadar sakin kalabilirseniz bebeğinizi o kadar kolay sakinleştirebiliyorsunuz. Hiç kolay değil gazdan çılgınlar gibi ağlayan bir bebek varken sakin kalmak ona şarkılar söylemek. Açıkçası benim çok zaman elim ayağım birbirine girdi, sinirlerim gerildi, o ağladı ben ağladım sinirimden çaresizliğimden. Sanırım gazla ilgili en zor zamanları bitirdik. Zor geçti ama geçti şimdi sanki o günler hiç olmamış gibi. Zaten bu yaşanılanlar unutulmasa hiç kimse ikinciyi doğurmazdı. :)



3 Nisan 2013 Çarşamba

Bir fırsat yaratsam

Uzun zamandır yazamıyorum. Fırsat bulup da bilgisayarın başına oturamıyorum, otursam kafayı toplayamıyorum. Yazacaklarım aklımdan uçup gidiyor. Geçen vakitte oğluşumuz 2 aylık oldu. İlk seyahatini yaptı. 2. ay doktor kontrolune gitti, aşılarını oldu. Ve bize bir sürü gazlı uykusuz gece yaşattı. Uykusuz kalmak bir şey değil de o ağladıkça insanın içi gidiyor. Okuduklarıma göre 6 ila 8. haftalar arasında gaz problemi pik yapar en üst noktaya ulaşırmış. Şimdi biz o aşamadayız hiç olmadığı kadar çok gazı Can Can'ın her yolu her yöntemi deniyorum. Yeter ki birazcık olsun rahatlasın. Son 3 gündür sadece geceleri değil gündüzleri de gazdan uyuyamıyor oğluş. Böyle olunca da benim elim ayağım birbirine giriyor. En basit işleri bile birbirine katıyor yada eksik yapıyorum. Mesela dün Can uyurken bir heves mutfağa girdim. Cücü ne zamandır kek istiyordu. Gaz yapıyor diye çikolata ve kakao yemediğim için değişik olsun diyerek Ayvalı Kek yaptım. Bloga da koyarım diye düşünüyordum ama SÜRPRİZZZZ!!! Keki fırına attıktan sonra fark ettim ki kabartma tozu koymamışım. Hevesle yaptığım kek lezzet olarak güzel sayılabilir ama görüntü olarak basık oldu. Tabi azıcık da hamur. Bu durumda yok size tarif filan:) İlk fırsatta keki tekrar yapacağım ama kabartma tozu ile. O zaman fotoğraf çekip tarifi de paylaşacağım.

Bir fırsat yaratsam yazamadığım konularını da yazacağım.




18 Mart 2013 Pazartesi

İncirli Muhallebi

İncirli muhallebiyi ilk kez İstanbul Nişantaşı'nda Galata Muhallebicisi'nde yemiştim. 17 Şubat 2011 tam sene geçti ama tadı hala damağımda. Hafızam o kadar iyi değil sadece doğum günüm olduğu için bu kadar net hatırlıyorum yanlış anlaşılmasın :) Sorduğumuzda içine hiç şeker konulmadan yapıldığını söylediler.  O gün orada birde antep fıstıklı muhallebi yemiştik. İkisi de birbirinden güzeldi :) Onların ki gibi hiç şekersiz değil ama lezzeti yerinde ve oldukça basit bir şekilde bende evde yaptım. Şimdi de sizinle paylaşıyorum. Paylaşmadan tadı çıkmaz, keşke gelseniz de evde yaptıklarımı paylaşsam. Afiyet olsun...

Malzemeler;

  • 7-8 tane kuru incir
  • 650 ml süt
  • 1 kahve fincanı şekerü
  • 1 paket pirinç unu
  • 2-3 tane ceviz

Kuru incirleri küçük küçük kesip bir süre sütün içinde bekletiyoruz. Sonra ocagın altını yakıp sütün ılıtıyoruz. Süt ılındıktan sonra el blendrı ile incirleri parçalıyoruz. Şekeri ve bir paket pirinç ununu da ekleyip pişiriyoruz. Daha sonra tabaklara alıp üzerini ceviz ile süslüyoruz.

Not: Ben paketli incir almıştım. Dış kabuğu çok kalınmış o yüzden içlerini sıyırarak kullandım. 

14 Mart 2013 Perşembe

uçtu uçtu 40 uçtu :)


Sonunda kırkımız çıktı. Daha doğmadan kırkımızın çıkmasına programlanmıştık. İlk 40 gün alışma süresi, zorluklar olacak. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, gaz sancıları, yorgunluk... Ama kırkımız çıktımı her şey yoluna girecek, bebek düzene girecek, her şey dünden bugüne değişecekti. Peki ne mi oldu?  

Dün kırkımız çıktı. Kırk gezmesine gittik, kırkımızı uçurduk, akşam kırk banyomuzu da yaptık. Bugün kırk birinci gün... Hayatımızda ne değişti? Pek fazla bir şey değil... Zaten bende dün gece uyuyup bu sabah yeni bir hayata başlayacağımızı düşünmüyordum ama olsa fena olmazdı. Düşünsenize saatinde uyuyup uyanan, güzelce emen, gazını kolayca çıkarıp, gülücükler saçan bir bebek. Rüya gibi değil mi? Çok şükür emme ve gülücük saçma ile ilgili bir sıkıntımız yok ama iş gaz çıkartma ve uykuya gelince oğlum ne babasına ne bana benzememiş uykuyla pek arası yok. Oysa ikimizde fazladan 10 dakika uyumak için neler yaparız.


Kırk gezmesi için bebeğinizi yüksek katta oturan bir aile büyüğüne götürün diyorlar. Ömrü uzun olsun, yüksek mevkilere gelsin diye. Hatta gittiğiniz yerde bebeği yüksek bir yere koyun ki boyu uzun olsun da diyorlar. Ama bizim Bodrum'da aile büyüğümüz olmayınca Ceren Teyzemize gitmeye karar vermiştik. Ama ne şans ki o da öksürüyormuş. Eee hal böyle olunca bizde kırk gezmesi niyetine Turgutreis sokaklarını arşınladık. Uzun uzun yürüdük bol bol temiz hava aldık, güneşten faydalandık. Sonrada Kahve Dünyası'nda kahve içtik.  Hava da öyle güzeldi ki hiç eve dönesimiz gelmedi. Bu arada kırk gezmesine çıkınca anne ellerini yeşilliklere sürüp bebeğinin üstüne sürerse bebeğe hiç nazar değmezmiş. Tabi bunu da yaptık :)


Kırk gezmesini yaptı, yaparken kuaförümüze ve Nalan Ablaya uğradığımız için onlarda bize küçük hediyeler verdiler. Nalan Abla yumurta, şeker, çikolata, pamuk, kuaförüm Derya'da pamuk ve şeker verdi. Pamuk saçları pamuk gibi olsun uzun yıllar yaşasın diye, şeker tatlı dilli olsun güzel bir hayatı olsun diye sanırım ama yumurtayı tam olarak bilmiyorum. Bu kadar gezmenin üzerine akşam babamızda gelince kırk banyosu yaptık.

Bir kaç gün önce facebook'tan sordum kırk bayosunda ne yapılır diye... Eeee konuya komşuya, Ayşe teyzemize  sorduk. Alınan tüm bilgileri birleştirip anonim bir kırk banyosu hazırladık oğlumuza :)

Neler yoktu ki 40 banyomuzda :)


  • 40 tane zeytin yaprağı: Kendiyle çevresiyle barışık uyumlu bir çocuk olsun diye
  • 40 tane deniz kenarından alınmış taş: Taş gibi güçlü kuvvetli olsun diye
  • Birer tutam Tuz - şeker - pirinç: Hayatının tadı tuzu bereketi olsun diye
  • Altın: Zengin olsun diye heralde bilemedim :)
  • Ve oğlumuz eve girerken anneannesi yere bozuk para saçmıştı onları koyduk.
Bu banyo suyuna konan 40 tane taş ve 40 tane zeytin yaprağını ertesi gün bebeğin babası denize atıyor ve bebeğinin geleceği için 3 dilekte bulunuyormuş.  

Bizim anonim 40 banyomuz böyleydi. Önce Can Can yıkandı arkasından onu uyutup ben. Can Can için hazırlanan sudan 1 tas da ben dökündüm. Misler gibi uyuduk sonra ta ki sabah 3'te Can uyanana kadar :)


9 Mart 2013 Cumartesi

CanCan ve Anne Mine -Bizim Hikayemiz-

Bebişin adı: Can
Doğum Tarihi: 01.02.2013
Doğum Haftası: 39 +0
Boyu & Kilosu: 51 cm / 3310 gr 
Doğum Şekli: Epidural +  spinal sezaryen
Hastane: Bodrum Acıbadem Hastanesi

Haziran ayının başıydı hamile olduğumu öğrendiğimde önceleri haftalar çok uzun geliyor, hiç geçmiyordu. Hamile olduğuma inanmam biraz uzun sürdü. Hiç bir hamilelik belirtim yoktu; ne uyukluyordum ne de midem bulanıyordu. Her zamanki gibi devam ediyordu hayat. Önce 11. haftada galiba kız dedi doktorumuz ama net bir şey söylemek için erken. Zaten ben ilk günden beri kız diyordum. 16. haftada aaa erkek geliyor deyince doktorumuz çok şaşırdım. 20. haftaya kadar her şey çok yavaştı sanki günler geçmiyordu. 20. haftada oğluşumun hareketlerini hissetmeye başlamamla günler hızla akmaya başladı. Her gün hem oğluşum büyüdü hem de ben :) Ne zaman günler geçti vakit geldi anlamadım, ama geldi. 


31 Ocak gecesi biraz uyudum biraz heyecan yaptım derken sabah oldu. Bodrum işi doğumumuz için 10:30'da hastanede olacak 13:00'da doğum yapacaktım. Her şey hazır kapının arkasındaki yerini almıştı bir gece önceden :) Eee madem planlı programlı gidiyordum doğuma ablamın dediği gibi prenses işi yapmalıydım. Sabahtan hemen kuaföre gittim, fön çektirdim. Hafif bir makyaj yaptım. İlk izlenim önemli değil mi ama oğluşum güzel görsün beni :) 

10:30 gibi hastanedeydik girişimiz yapıldı odamıza alındık. Ve başladık bize sorulanları yanıtlamaya kat hemşiresi, çocuk doktoru, anestezi uzmanı, bebek hemşiresi.... Hepsi ayrı ayrı gelip sorular sordular, sorularımızı yanıtladılar.Onların arkasından Almila Hoca geldi 12:00'de. Bir de ne görsün dediği hiç bir şey yapılmamış, beni ameliyata hazırlamamışlar. Hafif bir fırça hemşirelere herkes hazırola geçti. Hemen nts bağlandı, istediği ilaç yapıldı ve üzerim değiştirildi. Beni tahtımla (yatağım) ameliyathaneye aldılar. Tabiki benimle beraber Cücü'de geldi. Ameliyat hane kapısında ayrıldık. Onu başkabir odaya aldılar üzerini değiştirdi bense direk ameliyathaneye. 

İçeri girer girmez herkes kendini tanıştırmaya başladı. Ameliyathane buz gibi ama ekip çok sıcak kanlıydı.  Özellikle anestezi uzmanım Haluk Bey ve onun asistanı Ebru Hanım hem çok tatlı hem de çok ilgililerdi. Ama önemli bir sorun vardı; ben epidural katateri taktırmaktan korkuyordum :) Neyse ki Haluk Bey herşeyi anlata anlata yaptı ve hiç canımı yakmadı. tek hissettiğim ilk başta omur arasını belirlemek için yapılan muayenede doktorun parmak ve tırnaklarıydı sonrası çok kolay oldu :) sonra bacaklar karıncalandı, sanki şiştiler şiştiler ve birer kütük oldular.

O sırada Almila Hanım geldi. Hazırlıklar iyice hızlandı ama Cücü yoktu. Nerde nerde diye sorarken kapıdan girdi. Giymiş yeşil ameliyat önlüklerini kocam tam bir doktor olmuş pek yakışmış. 

Saat 14:14'te Can'ımız oğlumuz doğdu. Biraz zor cıktı sıpa, zorladı doktoru... Birde üzerine ağlamayınca aldı beni bir telaş :) ama bir dakika içinde o cılız sesi duyuldu ameliyathanede ve iki derin oh... Cücü ile ben birbirimize baktık günlerdir, aylardır beklediğimiz oğluşumuz artık gelmişti. Hemen yanımıza getidiler sarı bir havlunun içinde. Çok küçük,çok tatlı ve dünyada dokunduğum en yumuşak şeydi oğluşum hiç çekmeselerdi keşke yanağımdan ama alıp gittiler bakımı için. Babası da onunla gitti.



3310gr 51 cmlik minik bir oğlan gelmişti dünyaya. CanCan'ımız bizim oğluşumuz... Odaya çıkar çıkmaz hemen getirdiler oğluşumuzu.  Hemşirelerin de yardımıyla ilk kez emzirdim. Sezaryen olmasına rağmen ne Can'ın emmeye başlamasında ne benim sütümde bir sıkıntı olmadı. İlk gece korkuttu oğluşumuz bizi biraz aspire etti dedi hemşireler yani tıkandı. Kan değerlerinde yükselmeler oldu. Minicik kuzumun eline damar yolu açtılar serum bağladılar, antibiotik başladılar. Hastaneden çıktıktan sonra 5 gün sabah akşam iğneye götürdük bir lokmacığımı :( İlk haftada  3055 gr'a kadar düştü kilosu. Yüzde 10 a kadar kilo kaybı normal dediler de biraz içimiz rahatladı. 15. günde gittiğimiz doktor kontrolüne kadar sürekli endişe ettim kilo alıyormu? Büyüyor mu diye? Ama alıyormuş kuzucuk sütler yarıyormuş oğluşa... Şimdi 4 kiloyu geçti, sadece fizyolojik sarılığı devam ediyor, uzayan sarılık dedi doktorumuz 2 aya kadar sürebilirmiş.Herşey yolunda her gün yeni bir program yapıyor bize. Her gün yeni bir ses çıkarıyor, bir gülücük atıyor renk katıyor hayatımıza gün be gün büyüyor.


5 Mart 2013 Salı

Süt arttıran bitçi çayı

Bebek emziriyorsanız etrafınızdaki herkes ağzınıza bir şeyler sokuşturmaya çalışır. "Sen emziriyorsun kızım yemen lazım süt olur" nidaları eşliğinde ne varsa yedirmek isterler. Ama bir gerçek var ki ne hamileyken ne de emzirirken 2 kişilik yemek fazla kilo dışında bir şey katmıyor bizlere. Ben evdekileri beni zorla yedirmemeleri konusunda ikna ettim. Süt arttırmak için tüm emziren annelere tavsiyem bol bol su içmeleri. Bu arada birçok markanın süt arttıran çayları var bunlarda etkili oluyor. Özellikle Humana Still-teeyi bir çok kişiden duydum. Faydasını gören çok. Bu çayın 200 grlık paketinin fiyatı yaklaşık 20 TL. ama ben sevgili arkadaşım Ceren'den aldığım bitki çayı karışımını aktarda hazırlatıp içiyorum. Tadı oldukça güzel şekerli de şekersiz de içilebiliyor. Sabahları çay içmeyide bıraktım bu bitki çayından hazırlayıp içiyorum. 200 grlık paketi yaklaşık 10 TL gibi tutuyor. Ve oldukça uzun süre gidiyor.

1 ölçü rezene
1 ölçü anason
1 ölçü kimyon
2 ölçü ısırgan

Hepsi karıştırılıyor. 1 fincan sıcak su için 2 tatlı kaşığı kadar koyup bardakta 3-5 dakika demleyip içiyorsunuz. Afiyet olsun...

3 Mart 2013 Pazar

Buziki Orhan Mucizesi :)

Dün geceki hayalim doktorunda artık büyüdü gece 5 -6 saat uykuda kalabilir demesiyle doğumdan sonra ilk kez 5 saat delisiz uyumaktı. Ama sadece bir hayal olarak kaldı :) Gece 01:00'da oğluşun altını üstünü her yerini hazırlayıp yatırdım ve aynen bende uyku moduna geçtim ve saatimi 6:30 kurdum. 04:13'de Can can'ın aglamasıyla hayallerim yıkıldı. Aldım oğluşumu ki ne fark edeyim kuzumun bezinden çıkmış çişleri sırılsıklam olmuş. Tabi üzerini değiştirirken uykusu baya bir açıldı. Sonrada uykuya bir türlü geçemedi. Sürekli emmek istedi emince gazı oldu çıkartamadı derken saatleri birbirine ekledik. Saat çaldığında biz hala oğluşu uyutmaya çalışıyorduk. Karnı doydu, kakasını yaptı, gazını çıkarttı ama bir türlü uykuya geçemedi bıdık. Bir anda Buziki Orhan Osman'ın albümüne bebeğiniz uyusun diye bir bölüm vardı aklıma o geldi.  Hemen telefondan onu açtık.Bir yandan da emzirdim ve Can nakavt oldu. 2 saat sonra tekrar mırıklandığında kucağıma dahi almadım açtım Buziki Orhan'ı koydum başucuna 5 dakika içinde bayılmıştı. 

Buzuki Orhan Osman ve eşinin hayatı, bebeklerinin kolik olması nedeniyle kâbusa dönüşmüştü. Anne karnındaki sesleri aradığı için sürekli ağlayan bebeğin imdadına, müzisyen olan babanın süpürge, su ve kalp atışı seslerini kullanarak geliştirdiği albüm yetişti.

Buzuki Orhan, üç yıldır yeni bir albüm üzerinde çalışıyor ancak bu kez yaptığı albüm çok farklı. Çünkü bunda elektrik süpürgesi sesinden kalp ritmine, fön makinesi uğultusundan tazyikli su sesine kadar birçok ritmi bir arada bulmak mümkün. Üstelik 200 kez stüdyoya girerek hazırladığı 70 dakikalık bu albüm için Buzuki Orhan’ın hedeflediği kitle de ilginç: O, bu albümü 0-3 aylık kolikli bebekler için yaptı. Alıntı Sabah Gazetesi Ekim 2010


Can aslında kolik bir bebek değil ama anne karnındaki sesleri dinlemek ona da iyi geliyor. Bu arada deliksiz uyku hala hayallerimi süslüyor :) 




2 Mart 2013 Cumartesi

Yenidoğan dönemi bitti :)

Koskoca bir ayı devirdik. Bodur Şubat bitti, mart geldi. Hayatımızın en uzun, en kısa, en uykusuz, en mutlu, en endişeli, en meraklı, en şevkat dolu, en titiz, en hijyenik, en süt kokulu, en keyifli, en en en en Şubatıydı. Oğluşumuz martın gelişiyle yeni doğanlıktan çıktı ve 1 aylık oldu. 1 ay nasıl geçti anlamadık ama gün gün saydık oğluşumuzun kaç günlük olduğunu Can can bize hergün yeni bir program yaptı. Bir gece bıraktı rahat rahat uyuyalım, bir gece olmaz oturacağız, gazımla ilgilenin dedi. Rahat rahat uyumak derken yanlış anlamayın 2 saatte bir emzirdim oğluşumu ilk ay rahat uyumaktan kastım o iki saatin 1,5 saatini uyumak :)

Bugün Can can'ın 1. ay doktor kontrolü vardı. 1. ay kontrolüne yeni doktorumuza gittik. Eski doktorumuzu ne kadar sevsek de Acıbadem'de her gittiğimizde yaşadığımız sıkıntılar sonucunda oradaki doktorumuzu bıraktık. Yeni doktorumuz Sibel Kılıçaslan. Bugünkü kontrolümüze göre boyumuz 55cm, kilomuz 4100 gr olmuş :) Sarılığımız devam ediyor ama endişe edilecek bir durum yokmuş. Uzayan sarılık dedikleri bu durum 2 aya kadar devam edebilirmiş. Ayrıca Hepatit B aşımızın 2. dozu yapıldı. İlk 1 ay 2 saatte bir  olan emzirme düzenimiz bugün itibariyle değişiyor. Artık geceleri uzun uyku var :) Bu gece ilk deneme bakalım nasıl olacak?? Bugünden itibaren gündüzleri 2,5 - 3 saatte bir emecek Can bey gece uykusunda ise 5 - 6 saat bırakabileceğiz. Oğluşun iliği kemiği dinlenecek. O öyle tatlı tatlı uyurken uyandırmak nasıl içimi acıtıyordu anlatamam. Şimdi en azından gece rahat edecek bebişim. Bu arada çaktırmayın bende kesintisiz uyuyacağım tabi Genel Müdürümüz izin verirse :)


28 Şubat 2013 Perşembe

Bu bir şikayettir... -Bodrum Acıbadem Hastanesi-

Sabah 7'de oğluşu emzirmek için uyandım. Can Beyi aldım uyandırdım, emzirmeye başladım ama sağ kürek kemiğimin altında bir ağrı başladı. Hani kulunç oldu deriz acır, ağrır kolunu kaldıramazsın, öldürmez ama süründürür bir ağrı vardır. İşte öyle ağrıyordu. Ama bir süre sonra ağrı şiddetlenmeye başladı. Can'ı babasına verdim, yatırdı. Bende yattım ama ne mümkün ağrı git gide arttı.Cüneyt'in evden çıkma vakti geldiğinde artık öyle bir hal almıştı ki nefes alamıyordum. Kürek kemiğimin altından başlayan ağrı koltuk altımdan göğsüme doğru geliyor, nefesimi kesiyordu. Ağrıdan ağlıyordum artık. Hal böyle olunca hastaneye gitmeye karar verdik. Alelacele çıktık. Oraya mı gitsek buraya mı gitsek derken en yakın Bodrum Acıbadem Hastanesi diye oraya gittik. Ve başımıza neler geldi???

Daha hastaneye gitmeden aradık. Ağrıyan kürek kemiği olunca ortopediste gitmek gerekir diye düşündük ve doktorun müsait olup olmadığını sorduk. Hastaneye girdiğimizde saat 9'du. Doktorun sekreterine gittik giriş yaptırdık ama doktoru bulabilene aşkolsun. Doktorumuz sözüm ona visite çıkmış ama ne cep telefonuna bakıyor ne gören var kendisini. Neyse 15 dakika sonunda geldi. (Ben bu arada ağrıdan nefes alamamaktan ağlıyorum) Ve tam bir özel hastane ritueli olarak muayene bile etmeden bir film çektirelim  bir de sizi dahiliyeye yönlendirelim dedi. Tamam dedik. Film çekildi. Sonra bizi acildeki girişim odasına aldılar. Ortopedistimiz geldi. Sizi Kalp ve Damar Cerrahına yönlendirdim, bir de o görecek dedi, dahiliyeden vazgeçmiş belli. Bu arada nefes alırken çok acıyo dedim ya oksijen bağladılar. Diyorum ki nefes alabiliyorum sadece çok canım yanıyor. Olsun olsun dediler. Aaa hakkını yemeyeyim  sırtımı dinledi bir de çektirdiği filme baktı ortopedistimiz. O gitti arkasından  Kalp ve Damar Cerrahı geldi. Ne yaptı dersiniz sırtımı dinledi ve çekilen filme baktı, bir tahlil de o istedi. Doğum sonrası emboli olabilir dedi. Tahlil için kan aldılar, yarım saate çıkar dediler. 40 dakika geçince sorduk, ık mık ettiler laboratuarı aradılar. Bu arada Cücü kanı bulamadıklarını duymuş. Sonra ben hemşireye sordum. Yok, yok kan kayıp değil bakıyorlar tahlilinize dediler. Kan alındıktan 1 saat 20 dakika sonra kan pıhtılaşmış tahlil yapamıyoruz tekrar kan alınması lazım dediler, çocuk kandırır gibi... Yaa Özel hastanede acilde sadece bir tek hasta ben varken kanı kaybettiler. Biraz yoğun olsalar ne yapacaklar acaba. Yeniden kan alındı, yeniden bekledik. Bu arada tabi ki iyice sinirimiz gerildi. 9:00'da girdiğimiz hastanede 11:30 olmuştu ve hala hiçbir sonuç alamamıştık. Sonunda kan tahlili çıktı. Bu sefer kardiolog olan başhekim geldi. Sırtımı dinledi, filme baktı, tahlil sonuçlarına baktı. İtiraf etmeliyim en ilgili doktor kendisiydi. Birkaç muayene daha yaptı, birde Eko kardiografi çekti. 
VE SONUÇ... BASİT BİR KAS AĞRISI.

Eee zaten biz bunu bilerek geldik, belki beni biraz rahatlatırlar diye ama anlatamadık derdimizi. Bir yandan birşey atlamak istememelerini anlıyorum ama bu kadar uzun süre bekletilmek bomboş hastanede kan örneğinin kaybedilmesini,ağrıdan ağlayan hastanın bu kadar bekletilmesini anlamıyorum. Sonuç olarak ben beklerken ağrım hafifledi. Emzirdiğim için ağrım da hafifleyince öylece gönderdiler beni. Tek tavsiye sıcak kompress ve masaj :) Zaten doktora gitmesem de o sürede geçecekti ağrım... Neyse ders oldu bize bir daha Bodrum Acıbadem'e  mecbur kalmayız inşallah. 

Bugün itibariyle Acıbadem'le olan tüm bağlantılarımızı kesiyoruz. Çocuk doktorumuzu ne kadar sevsek de güvensek de bırakacağız olanlar yüzünden. Bugün benden aldığı örneği kaybeden yarın çocuğun tahlilini başkasıyla karıştırır. Her şey beklenir vallaha..

25 Şubat 2013 Pazartesi

Nutellalı Krep :)

Hem çok basit hem de masadaki herkesin ağzının suyunu akıtacak bir tatlı :) NUTELLA'lı KREP... Nutella'yı sevmeyen heralde çok az insan vardır. Biz eve Nutella aldık mı Cücü'ye hep söylerim yaratıcıol tahmin edemeyeceğim biryere sakla kavanozu diye çünkü benim olduğum evde ömrü çok kısa :) Mümkün olduğunca da eve almamaya çalışıyoruz. Ama haftasonu Cücüyle iddaya girdim ve kaybettim. İddaya göre Cücü kazanırsa ben Nutella'lı krep hazırlayacaktım ben kazanırsam da 45 dk masaj :) Cücü kazandı... Dün Nutellamızı aldık. Bugün akşamsa yemekte sadece zeytinyağlı ıspanak ve yoğurt vardı. Çünkü arkasından Nutellalı kreplerin içine düştük :) İçine düştük diyorum çünkü sonunda hepimizin elleri, ağzı çikolata içindeydi:)


Malzemeler

1 bardak süt
1 bardak su
1 tatlı kaşığı tuz
2 yumurta
Yaklaşık 1,5 -2 bardak un

Önce süt, su, yumurta ve tuzu çırpıyoruz. Sonra unu kaşık kaşık ekleyip güzelce içinde hiç topak kalmayacak şekilde çırpıyoruz. Hazırladığımız karışımdan ben 9 tane krep çıktı. Hazırladığınız karışım hem sulu hemde kepçeye aldığınızda ağır olmalı. Nasıl diye sormayın ablamda bana aynen böyle anlatmıştı ve ben krep yapmayı hiç beceremeyen insan başardım. Hem de artık hiç bir krebim dağılmıyor, parçalanmıyor. Her seferinde babanda mı krep ustasıydı beee :) gibi bir nidayla masaya gelebiliyorum.


Krepleri pişirirken ocağınızın en büyük gözünü kullanın ve her seferinde sıvı yağ ile tavanızı yağlayın. Asıl püf nokta ise tavanızın  çok iyi bir şekilde kızmış olması... Ve güzel bir krep tavanızın olması.

Herkese afiyet olsun...