can olgun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can olgun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2016 Perşembe

süprizz...

Yeniden buradayımmm.. Yeniden yazacaklarım anlatacaklarım var :)
Aslında hep anlatacaklarım vardı da ben yazamadım... Her gün bloğu çok boşladım bugün yazayım, anlatacak çok şey var dedim ama hep bir sebep oldu yarına ertelemeye.
Yazamadığım zamanda çok şey değişti yine.  Mesela artık "Mini Mini Butik" yok. Eylül sonunda dükkanı kapattım. Bir kaç aylık iş arama süreci sonrasında şimdi yeniden çalışıyorum.  Çalışmayı özlemişim desem aranızdan kaç kişi bana yok artık der bilmiyorum ama evet çalışmayı seviyorum ve işte olmak bana iyi geliyor. Tek bir sorun var ki yine Gıda firmasındayım, yine muhteşem lezzetler var ve ben yine boğazıma hakim olamıyorum.
Cancan kocaman oldu, hatta adam oldu sıpa. Artık ay saymak çok komik geliyor artık 3 desek yeter :) Geçen sene Nisan ayı sonundan beri kreşe gidiyor. Keyfi de çok yerinde arada sabahları uyanmak zor gelse de okul onun için eğlence yeri.
 
Başka  değişiklik yok mu var tabi ki asıl haber şimdi geliyor. Duble anne olmaya hazırlanıyorum. :) İş ile birlikte gelen bir bebeğimiz var. Eylül sonunda Cancan'ım abi, bende  duble erkek anası olacağım. Henüz tam olarak bilmese de bir şeyler olduğunun farkında Cancann.
 
Umarım bu sefer yeniden yazmaya başlayabileceğim Cancan'ı ve yeni bebişimizi anlatacağım. Kendisi şimdilik çok minnak 13 haftalık, dün cinsiyetini öğrendik. Kocam ve teyzem hariç herkes kız diyordu bende kız diyordum. İçimden bir ses sen Can'da da kız dedin erkek oldu bu bebek de erkek mi acaba dese de kız demeye devam ediyordum.  Bir yakışıklı oğlum daha oluyor, sağlıkla gelsin de kızı erkeği fark etmez.
 
Cinsiyet belli olunca bizim evdeki kız mı erkek mi konuşmaları yerini dün akşam itibariyle adı ne olsun sohbetlerine döndü. Sanırım zorlu geçecek bir müzakere süreci bizi bekliyor....

3 Eylül 2014 Çarşamba

Sadece "merhaba" demek istedim

İşte geldim buradayım. En son Ocak ayında yazmışım :( bir yıl boyunca keyifle yazdığım blogumu bir süre kimsesiz bıraktım. Her aklıma geldiğinde bu akşam bir şeyler yazayım dedim ama bir türlü başına oturamadım. Cücü'nün geçen gün beni dürtmesi sonucu yeniden bilgisayarın başındayım ve yazıyorum. Aslında bugün ne yazacağımı ben de bilmiyorum sadece "merhaba" demek istedim. "Ben geri döndüm" Dönüşüm muhteşem mi oldu bilinmez ama bir çok değişiklikle buradayım. Mesela artık Bodrum'da yaşamıyoruz, İzmir'e yerleştik, Bostanlı'dayız. Ben ev hanımlığından terfi ettim diyeceğim ama tam olarak öyle olmadı zaten ev hanımlığı ve annelik zaten istifa edilemez bir müessese :) Bunlara ek olarak yeni bir işim var. İzmir'e geldikten sonra iş bakarken iş yeri sahibi oldum. Mini mini beyler, hanımlar için bir butiğim var artık  adı da Mini Mini Butik. Cancan 'a gelince onun keyfi çok yerinde en son 11. ay kontrolünü yazmışım 30 sn desteksiz ayakta duruyor demişim, paşam şu an 19 aylık oldu artık atlıyor, zıplıyor, koşturuyor bizi perişan ediyor. Hepimizin keyfi yerinde... 
Yarın da yazmak istiyorum bir şeyler ama ne? Size ne anlatsam? Siz beni özlediniz mi bilmiyorum ama ben burada olmayı özlemişim.

26 Aralık 2013 Perşembe

Hey hey heeeeyyy sonunda buradayım.  2 ay oldu yazamıyorum. Neden mi? Öncelikle minik prensesimiz Mira aramıza katıldı.  Onu karşılamak için Antalya'daydık. 1 Kasım da geldi kızımız:) sefa geldi hoşgeldi. Sonra Antalya dönüşü Cancan'ım eve alışmaya çalıştı 1 hafta:) o sırada Cücü Ales' e girecekti bu sefer İzmir'e gittik. Dönüşte tam yazmaya fırsat yaratıyordum ki Cancan bilgisayarıma bir yapıştırdı. O gün bugün bilgisaysr kaput :(

Sonracığıma ayrılık endişesi dönemini atlattik, dört tane diş çikarttı Cancan,  ilk kez hasta oldu ve ilk kez ateşlendi. Haaa birde oyun grubuna başladık.

Anlayacağınız dolu dolu iki ay geçirdik.  Artik yeniden buradayım beni ve oğluşumu özleyenlere selam olsun. Bizde sizinle çene çalmayı özledik :)



İSTE KIZIMIZ MİRA:)

















                                                                 VE OĞLUŞUM

24 Ekim 2013 Perşembe

Sen neye takıksın?

Bütün annelerin bebekleri büyürken takık olduğu bir konu vardır. Kimisi beslenmesine takar, kimisi hijyene ben uykuya taktım. Dakikaları saydım Can uyurken. İtiraf ediyorum hala da sayıyorum. Uykuya takmamdaki en büyük sebep doğmadan önce bu konuyu hiç araştırmamış olmam. Bir anda kucağımdaki bebeğin uyumasının yemesinden ve temizlikten daha zor olduğu fark ettim. Ettim ettim de ne oldu ne olacak ben bebeği uyumadıkça sinirlenen obsessif bir hal aldım. Bu arada Can da her türlü uyku problemini yaşadı. Sallanarak uyuma, kısa gündüz uykuları, gece 2 - 3 kere uyanma, pusette uyuma, memede uyuma... vs birinden kurtardıkça diğerine geçti. Son olarak 8 ay boyunca kendi yatağımda sayılı uyuttuğum Cancan bizimle uyumak istiyor. Gece her ne kadar uykusuna kendi yatağında başlasa da sabah bizimle uyanıyor. Bu gece nasıl oldu bilmiyorum ama oldu yine gaza geldim. Cancan'ı kendi kendine uyuması için ikna ettim. Umarım bu gaz bizi bu sefer sonuca ulaştırır çünkü Cancan, Cücü ve ben aynı yatağa sığmıyoruz.Gece uyanan bebi ağzımızı burnumuzu mıncıklıyor ee tabi uykular bize haram oluyor.

Eeee sen neye takıksın? Hiç düşündün mü?

Not: Takipçiler size bir haberim var 0-4 yaş Uyku Danışmanı Pınar Sibirsky ile bir röportaj yaptım Çok yakında blogda yerini alacak :)

19 Eylül 2013 Perşembe

Ek gıdaya geçmek ya da geçememek

Cancan 1 Ağustos'ta 6 aylık oldu ve o günden beri ek gıda yiyor. Sadece emdiği dönemlerde gördüğü her kaşığa ağzını açan oğlum ilaç şurup her şeyi içiyordu. Çok iştahlı olacak, ohh oohh maaşallah, rahat edeceğiz diyordum. Ama hiç de öyle olmadı. İlk başlarda her şey olmasa bile bir çok şey güzeldi. Meyve öğünlerine bayılıyordu Cancan, sonra hayatımıza yoğurt girdi onu da çok sevdi. Bir türlü karar veremiyordum. En çok yoğurt mu yoksa meyve mi seviyor diye. Konu sebze çorbası ve muhallebiye gelince onlardan da hangisini  daha az seviyor ona da karar veremiyordum. Son durum ise daha da beter artık hiç birini istemiyor. Daha kaşığı görünce bağırmaya başlıyor. Son bir haftadır böyleyiz, ben mutfağa giriyorum özeniyorum bözeniyorum çorbalar, muhallebiler, meyveler hazırlıyorum ama Cancan Bey yemiyor. Hayır oldum olası sinir olurum yemeğim beğenilmez de yenilmezse. Öyle olunca mutfağa girmek gelmiyor içimden. Ama hala inatla mutfağa girip pişiriyorum. Binbir maymunluk yapıp yedirmeye çalışıyorum. Tek başıma 28 kişilik animasyon ekibine bedelim maaşallah :)  Bir günlük menümüz şöyle;

08:30 - 09:30 arası Kahvaltı: Yumurta sarısı, tuzu alınmış peynir, devam sütü, ekmek, bazen ev yapımı reçel :) Öyle hepsini birbirine karıştırınca yemiyor beyefendi. Ayrı ayrı vereceksin arada da biberonla devam sütü.

11:00 - 12:00 arası Meyve: Artık allah ne verdiyse evde ne meyve varsa veriyorum. Cam rendeden geçiriyorum ama süzmüyorum pütürleriyle birlikte veriyorum. Hatta armut, elma, erik, muz  filan veriyorsam bir parça da eline bütün olarak veriyorum bu şekilde daha çok seviyor. Bu arada demir damlasını da meyve ile veriyorum. Bu şekilde emilimi artıyormuş.

13:00 - 14:00 arası Sebze çorbası: Kıymalı ya da tavuklu olarak hazırlıyorum çorbasını içine de bazen birazcık zeytinyağı bazen de tereyağı koyuyorum.

16:00 - 17:00 Yoğurt + Mevye

19:30 Muhallebi yada Kaşık maması: Pirinç unu ve devam sütüyle muhallebi hazırlıyorum. Kuru meyve ve pekmezle tatlandırmayı da denedim ama nafile. Kaşık maması sırayla deniyorum Aptamil ve Hipp'inkileri.

Bu öğünlerin hepsini yiyormu hayır yemiyor. Bazen 1 kaşık bile almıyor o yemedikçe ben daha çok yiyorum. Ama sakin olmaya çalışıyorum ve bildiğim doğrulardan vazgeçmemeye çalışıyorum. Neymiş o doğrular deseniz. Şöyle efemmmm :)


  • 2 N 1 N kuralı: Ne ve Nerede yeneceğine anne ne kadar yeneceğine bebek karar verir
  • Bebeğe zorla yedirilmeye çalışılmaz çünkü bu belki günü kurtarır ama gelecekte yeme problemli bir çocuk yaratır.
  • Yemiyor diye biberona doldurup vermiyorum. Tamam yalan yok bazen veriyorum :) Özellikle de muhallebiyi gece acıkmasın diye. Ama unutmamak lazım ki aslında bir yandan da bebeği kaşıkla yemeğe alıştırıyoruz.
  • Ve bebeğin asıl gıdasının anne sütü olduğunu unutmuyorum. Her ögünden sonra emziriyorum. Adı üstünde ek gıda EKTİR.
Bütün bunları bilince ne oluyor, içimiz rahat ediyor mu? Yok etmiyor yemedi diye yine sıkılıyoruz yine üzülüyoruz. Yarın yeni bir gün yeni meyveler, yeni çorbalar hazırlayacağız. 
Tüm bebeklerin iştahı, uykusu bol, anneler mutlu olsun :)


13 Ağustos 2013 Salı

Mini Akdeniz Turumuz 1. gün Göcek- Fethiye - Ölüdeniz

Heyecanla beklediğimiz beklediğimiz bayram tatili geldi geçti bile :( Bu sene bir ilk yapıp bayramda İzmir'e gitmedik. Mini bir Ege Akdeniz turu düzenledik kendimize. Çok da iyi etmişiz; Bodrumdan Kaş'a doğru gittik geldik. 3 gece 4 gün kendimizi gezmeye, yüzmeye, yeni yerler görmeye adadık :) İzninizle bu seyahatte gezdiğimiz gördüğümüz yerlerin yanı sıra yediğimiz ve içtiğimizden de bahsedeceğim ki gidecek olan olursa bir fikir olur.

1.gün - Göcek - Fethiye
Arife günü sabahı 08:00'da hareket ettik evin önünden. Arabamızın içi ağzına kadar dolu. Mini mini bir Getz'in içinde koca bir valiz, park yatak, şemsiye, şemsiyenin bidonu, 2 kamp sandalyesi, 2 kamp taburesi (ne gerek varsa sandalye varken), 2 sırt çantası, koca bir fotoğraf makinası, plaj çantası, ön koltuğu tek başına işgal edebilen bebek arabamız (-ki kendisi en sıkı yoldaşımız ve yardımcımız), Araba koltuğu, Cancan, Cücü ve ben. Oğluş artık ek gıdaya başladığı için onun yemek saatlerine göre ayarladık ve ilk molayı Muğla'da verdik. Oradan sonra ilk durak Göcek :) Sıcak mıcak demeyip attık Cancan'ı arabasına önce biraz sahil turu yaptık. Öyle güzel kafeler var ki sahil şeridinde nereye oturacağımızı şaşırdık. Sonra yarı Göcekli arkadaşımız Ceren'in tavsiyesiyle West Cafe'ye oturduk. Sabah kahvesini dev ağaçların altında yudumlamak çok keyifliydi. Bir de bir Türk Kahvesi geldi ki sormayın. Kahve, çeşitli tatlarda mini lokumlar ve içine meyve dilimleri konmuş buz gibi su. Kahve sunumununda böyledi dedirtti bana. Bu arada West Cafe'nin menüsü çok zengin, posiyonları büyük gözüküyordu, fiyatları da uçuk değil. Üstelik ortam çok güzel. Göcek'i ziyaret edeceklere tavsiye edilir.

Oradan Fethiye'ye geçtik. Otel olarak hem Fethiye'de hem de Kaş'da Turizm Otelcilik Uygulama Otellerinde yer ayırttık. Biz bu tatilde her şey dahil sistem istemediğimiz, amacımız daha çok gezmek olduğu  ve otelin bizim için anlamı temiz çarşaf, sıcak su olduğu için çok da memnun kaldık. Fethiye'de odamız full deniz manzaralı, minik bir balkonu olan, oldukça geniş  bir odaydı. Mobilyaları biraz eskiydi ama önemli değil. Odaya hemen yerleşip Can'ı yedirdik, üstümüzü değiştirdik ve Ölüdeniz'e doğru yola çıktık. Ölüdeniz Milli kamp girişi çok kalabalıktı. Belki de içeride yer bulabilen son arabalardan biriydik. Biz Ölüdeniz'de kendi techizatımızı alıp ağaçların altında bir yere yerleştik. Akşam neredeyse 7 'e kadar oradaydık. Deniz  suyun sıcak olması dışında mükemmeldi. Can çok keyif aldı. Öğlen yemeğini Milli Kamp içindeki kafede yedik. Akşama yemeğimizi otelin ala carte restorasnında yedik ve uzun bir Fethiye turu yaptık. Tatlımızı Fethiye Özsüt'te yedik. Çilekli Fıstıklı Pasta ve Dondurmalı pasta İzmir :) Nasılda özlemişim ikisinin de tadını. Aylardır gezmeye hasret kalmış bizler ayaklarımız şişene kadar yürüdük Fethiye'de sonra da odamızın balkonunda denize karşı keyif yaptık bir süre. Sabah 6'da Cancan uyandırmasaydı bizi iyi olacaktı ama neyse.

Fethiye ile ilgili önemli notlar;
  • Uygulama oteli şehrin tam merkezinde, restoranının fiyatları uygun, ızgaraları lezzetli. Biz sadece haydariyi beğenmedik.  Tüm personeli öğrencilerden oluşuyor. Biz hiç bir sıkıntı yaşamadık ama yaşanabileek sıkıntılarda onların halen eğitim sürecinde olduğunu ve sizinde eğitimin bir parçası olduğunuzu unutmayın.
  • Ölüdeniz'e gidecekseniz ve para çekmeniz gerekiyorsa bunu Fethiye'deyken yapın çünkü Ölüdeniz'de sadece bir kaç bankanın ATM'sı var.
  • Ölüdeniz Milli Kamp girişi otomobil ile 20 TL kredi kartı geçmiyor.
  • Ölüdenizde plajdaki şemsiye ve şezlognlar 7şer TL ama eğer isterseniz ağaç altındaki alanlara da yayılanbiliyor, kendi şemsiyenizi kullanabiliyorsunuz.
  • Ölüdeniz Milli Kamp içindeki kafeteryanın fiyatları servis edilen ürünle karşılaştırılınca çok yüksek. ( Örneğin Tavuk döner 9 TL ve lezzetsiz)
  • Ölüdeniz'in sağ tarafında kalan denizin suyu daha da sıcak, ayrıca oldukça sığ. Biz iki tarafı da deneyip açık denize bağlanan tarafı beğendik.
  • Fethiye Belediyesi -ki kendisini butik şehir belediyesi olarak tanımlıyor- Bizim gibi bebekli aileleri ve engelli vatandaşları düşünmüş. Tüm yollarda rampalar vardı. Bebek arabasını bir kere bile kendimiz kaldırıp indirmemize hiç gerek kalmadı.

Bu seyahatte hayatımızı kolaylaştıranlar;

  • Bebek arabamız; Peg perego skate bebek arabamız tam olarak yatak gibi yatabildiğinden ve kenarları yüksek olduğundan Can'ın uyku saatlerini rahatça dışarıda geçirebildik. Üstelik bebek uyurken bağlamak gerekmediğinden o da çok rahat etti.
  • Kavanoz bebek mamaları; doktorumuz kavanoz bebek mamaları organik olduğu için kullanabileceğimizi söyledi. Dolayısıyla çorba pişir sakla gibi bir sıkıntımız olmadı.
  • Daylong güneş kremi; Cancan'a güneş kremi olarak Daylong Baby kullanıyoruz. Günde sadece 1 defa sürülmesi yeterli olduğundan her güneşe çıkmadan önce kremlenme faslımız olmadı.
Tatilin 2. günü Kaş yolu ... yakında yayında
Tatilin 3. günü Palj keyfi.... yakında yayında
Tatilin 4. günü Dönüş yolu.... yakında yayında

Fotoğraflar için buraya buyrun... yakında yayında

6 Ağustos 2013 Salı

Son durumu bildiriyorum!!!

Bir kaç gündür yazmıyorum diye sakın uyku eğitiminden vazgeçtiğimi sanmayın. Evet mucize yaratamadım. 4. günde odada yalnız bırakmaya dayanamaz hale geldi kalbim. Sık sık girip pışpışlamaya başladım. Hatta tam zamanlı olarak odada kalıp ona şarkı söylediğim. şişştlediğim oldu. Ne yapayım dayanmak çok zor hepiniz biliyorsunuz. Ama yine de çok büyük aşamalar kaydettik çok şükür.


  • Cancan artık emzik kullanmıyor.
  • Bütün uykularını kendi yatağında uyuyor. (Eskiden gündüzleri hep ana kucağında uyurdu.)
  • Gündüz uykularınız süreleri uzamaya başladı. Tüm gündüz uykuları 30 - 45 dakika arasında olan Cancan tek seferde 1 ila 2.5 saat arasında gündüz uykusu uyumaya başladı.
  • Diş çıkartma döneminde çok sık uyanmaya başlayan Cancan sonrasında da her gece 2 - 3 kez kalkıyordu. Artık sabaha karşı 5 - 6 gibi sadece 1 kere uyanıyor.
  • Veee en önemlisi SALLANMADAN uyuyor.
Evet hala tam olarak başarmadık ama yine de iyiye doğru gidiyoruz. Yarın sabah tatile çıkacağız. Biraz önce eşyaları arabaya yükledik. Sanırım her şeyi aldım. Koca bir valizin yarısı Can'ın eşyası dolu. Ek olarak araba koltuğu, bebek arabası, park yatak, oyuncaklar, sokak çantası,fotoğraf makinası, plaj şemsiyesi hepsi Cancan için. Biz ise Cücü ile Valizin diğer yarısını dolduramadık bir de plaj çantası ve iki plaj sandalyesi. Hala aklım almıyor Getz'in içine nasıl sığdık biz yaa...

Cancan'ın uyku günlüğü 3. gün #direnanne

Galiba 2 değilde 3. gün daha zor oluyor. Aslında süre kısalıyor ama benim içim parçalanıyor dayanma gücüm azalıyor. İlk gün daha dirayetliydim. Sabah 06:30 da başladık güne daha doğrusu Can başladı. uyanınca babamız aldı geldi. Ben emzirdim sonra verdim babasına oynasınlar anne uyusun birazcık :) 08:33'te artık kaşını gözünü birbirine sokan Cancan'ı yatağına koydum. İlk iki gün yatağa ilk yattığında 3 - 5 dakika oyun oynayıp sakın duran Cancan bugün direk bağırmaya başladı. O hemen mızıldanmaya başlayınca bende hemen yüzükoyun çevirdim. 11 dakika içinde uykuya teslim oldu. Bu sırada 1 kez girip odasına onunla konuştum ve öptüm. 1 saat sonra ağlayarak uyandı. Bu sefer hemen perdeleri açıp uyandırmadım. Konuştum, sırtını sıvazladım sakinlemedi. Kucağıma aldım biraz ama hiç sallamadan biraz sakinledi yüzükoyun yatağına koydum indim aşağıya. İşte en zor kısım buydu 5 dakika kadar ağladı bense yukarı çıkmakla çıkmamak arasında gittim geldim. Ama iyi ki çıkmamışım yarım saat daha uyudu kuzum. 10:00 da kalktı.

12:00 gibi uyku sinyalleri veren Cancan'ı uyutmadan önce bu kez duşa sokmak zorunda kaldım çünkü hem dışarı çıkmıştık terlemişti hem de kustu üzeri kirlendi. 12:04 te yatağına koydum. 12:11 uyudu. Ağlarken çok terlediği için sırtına ter bezi koyup uyuduktan sonra aldım ve yine yan yatacak şekilde düzelttim kuzuyu. Tam 1 saat uyudu ve bu sefer ağlamadan uyandı  hatta yanına gittiğimde gülücük atıyordu.

14:48'de uyku sinyallerini alınca hemen odasına çıkarttım kuzumu 14:51'de yataktaydı. Artık yatınca direk ağlamaya başladığı için yüzükoyun yatırıyorum hemen. Cancan en yüksek desibelden başladı ağlamaya ve 15 dakika ağladı :( 2 defa girdim öptüm kokladım biraz pışpışladım ama pek sakinleştiğini söyleyemem. Bir ara vazgeçmeyi bile düşündüm. Yooo hayır yapmadım kocacık da destek verdi. #direnanne ve 15 dakika sonunda uyudu. 16:00'da uyandı

18:00 gibi çok uykusu gelince kestirsin diye yatırdım ama ilk 10 dakika hiç sesi çıkmadı. Sonra en yüksek deibelden bir başladı ki sormayın. 20 dakikanın sonunda uyumadığı için odasına girdim sanki yeni uyanmış gibi açtım perdeleri günaydın filan dedim aldım indim aşağıya.

Akşam sekize doğru banyosunu yaptırıp yatırdım oğluşu sadece 9 dakika ama çok yüksek sesle ağladı. İçim parçalanıyor. Kendimi kötü hissetmeye başladım ama en kritik bir kaç günü yaşıyorum. Sağlam durmam ve geri adım atmamam lazım. Yarım saat sonra yeniden uyandı ve ağlamaya başladı oğlummm offf bu gece bitsin lütfen. Öptüm kokladım biraz kucağıma alıp sakinleştirdim. Şeklini değiştirdim. 10 dakika sonunda uyudu.
21:38'de yeniden uyandı bu sefer yuz üstü çevirip biraz pış pışladım uyudu. Sabah 5:45'e kadar uyanmadı. :)



2 Ağustos 2013 Cuma

Artık Sadece Dersimiz UYKU :)

Takip edenler bilir Cancan  ile en büyük sıkıntımız uykuya geçişti. Gazlı bebeğimi küçücükken sallayarak uyutmayı başarmış anneanneyi öperek allah razı olsun  sonunda uyudu diye kutlayarak kucaklayan ben aylar sonra anne kız bu çocuk şimdi nasıl uyuyacak sallanmadan diye söylenmeye başlamıştım. Kendisi uyku eğitimi veren, bu konuda çok araştırmış ve ya  danışmanlık alan bir çok farklı kişi ile konuştum. Bunlardan bir kaçı söyledikleri ile düşünmeme ve bu kararımı perçinlememe destek oldu. 

İlki Elfana; bana acil sallamayı bırak ileride bir su bidonunu kucağında salladığını düşün nasıl olacak demişti :) Haklıydı hatta ötesi vardı. Su bidonu sallamaya itiraz etmeden öylece kucakta yatardı ama Can öyle değil. Ağlıyor, bağırıyor kendini itiyor. Sallamadan gözünü kırpmayan çocuk sallanmayı da istemiyordu. 

Pınar Sibirsky'nin sitesinin müdavimiydim zaten yine bir gece neler yazmış diye bakmaya eğitim öncesi bilgi tazelemeye girdiğimde Prima Uzman Kurulu'nun Pınar Sibirisky ile yaptığı görüşmenin videosunu gördüm ve izledim. İşte sorumun cevabı oradaydı. Belkide çocuğunuz sallanmak istemediği için ağlıyor. Olabilir miydi? Video için tık tık...

Sonra Ayşe ile konuştum. O uyku danışmanından destek almıştı. Bana uyu eğitiminde 4. aydan sonra emziği de bırakmak geretiğini. Korkmamamı söyledi. Beni cesaretlendirdi. ve bazı detaylar yazdı. Bu detayları zaten neler yaptığımı anlatırken göreceksiniz.

En son dun doktor kontrolümüzde uyku konusunda çok sıkıntıda olduğumu Can'ı artık sallayarak da uyutamadığımı, o ağladıkça benimde ağladığımı söyledim Sibel Hanım'a. Acaba bir pedagogtan yada uyku danışmanından destek almalı mıydım? Yada sorun bende olabilir psikoloğa mı gitmeli? Sibel Hanım şöyle dedi " eğer ağlayacaksanız kendi halinize ağlayın bana hiç vakit kalmaıyor bu çocuk uyumayınca" diye çocuk ağlıyor diye ağlamaya gerek yok. Uyku temel bir ihtiyaç uykusu gelen çocuk er yada geç uyuyacaktır. Ama çok ağlıyor huysuzlanıyor uyumayınca itirazıma. Sibel Hanım'da i,tiraz etti. Bırakın ağlasın bierşey olmaz. 0 - 2 yaş dönemi unutulan döemdir. Kimse o günlerşniş hatırlamaz.

İşte o gazla geldim eve ve sallama devrini kapattım. bizim evde 6.ayın başı bir milat. 

Ve işte Canın uyku günlüğü

1. gün
ilk uyku
Uyku rutinimizden sonra Can'ı yatağına sırt üstü yatırıp emziğini verdim. Sonrada eline uyku arkadaşını. ilk 3 -4 dakika uyku arkadaşı ile oynadı. sonra mızıldanmalar ve hafif ağlama başladı.5. dakikanın sonunda odaya girip onunla konutum. Burada olduğumu, onun uyuması gerektiğini söyleyip bu sefer yüzükoyun yatağa yatırdım. Bu sefer daha güçlü şekilde ağlamaya ve bağırmaya başladı. Belki bazılarınız vicdansız diyecem ama sesini daha az duymak için aşağıya indim ve Cücüyü aradım. onunda desteğiyle bekledim. 6 dakika sonunda uyumuştu. Başardım. toplam 11 dakika sonunda uyumuştu. Ve bu uykusu tam 50 dakika sürdü. Normalde 20 dakika sallayarak uyuttuğum Can yarım saat sonra kalkardı.

ikinci uyku
yine aynı uyku rutiniyle Can'ı yatağına koydum. önce sırt üstü ve uyku arkadaşını verdim. Bu arada bir önceki uykuda ağlarken emziği düşürmüş ve öyle uyumuş. hoop emzik yok oldu bir daha vermedim.Önce sessizlik sonra mızıltı ve hafif ağlama, 6. dakikada girdim odasına. Yüzükoyun çevirdim öptüm biraz konuştum çıktım. ağlamalar dinmedi tabi. 6 dakika sonra bir daha girdim.Sırtını oksadım, öptüm konuştum, çıktım. ağlaması bir süre sonra kesildi. Tam 18 dakikada uyudu. 44 dakika sonra uyandı, daha doğrusu ağlamaya başladı. kucakladım günaydın dedim ama baktım uyanmak istemiyor ağlamada bitmiyor biraz emzirdim benim yatakta yatarak hoop uyudu. uykusunu yaklaşık 2 saate tamamladı. Bu Can için gerçek bir rekor.

Gece uykusu
Aşı olduğumuz ve aşıdan sonra 2 gün duş yasak olduğu için önceden alışkın olduğu uyku rutinimiz bozulduğu halde Can 22 dakika içinde uyudu. O uyuyana kadar 3 defa otasına girdim. Birinde onu yüzükoyun çevirdim. dğerlerinde konuşup öptüm. Uykuya daldıktran sonra ise şeklini yüzükoyundan yan yatşa çevirdim çünkü oğluş henüz kendi kendine yüzükoyundan geri dönemiyor ve yan yatarak uyumayı seviyor. Gece 1 gibi kalkıp emdi ve geri yattı. Yalnız bir sorun var ki sabah uyandığımda Can yanımdaydı ne zaman getirdim hatırlamıyorum :) Otomatiğe bağlamışım sanırım.

Gündüz uyku rutinimiz şöyle;
Odaya gitme, gerekli ise alt değişimi, güneşe bye bye diyerek perdeyi kapatma, biraz şarkı ile sakınleşme, iyi uykular öpücüğü ve yatak.

Gece uyku rutinimiz;
Banyo, kremlenme ve masaj, giyinme, emzirme, biraz şarkı, iyi geceler öpücüğü ve yatak.

Biz bir yola çıktık. Darısı benim gibilerin başına

Not: ben uyku eğitimi konusunda en çok bilgiyi www.mykundak.com sitesinden aldım. Tavsiye ederim.


Uyku ile ilgili diğer yazılar

Derdimiz ve dersimiz Uyku 1

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Yeni Huggies, Prima Premium Care, Prima Aktif Bebek Karşılaştırma

Bir çok anne için en önemli konulardan bir tanesidir bebek bezi. Daha minik kuzu dünyaya gelmeden forumlar okunur, eşe dosta sorulur. Hangisi daha iyi, daha güzel emiyor, pişik yapmıyor, rahat ettiriyor.... bu liste böyle uzayıp gider. Ben Cancan doğduğundan beri Prima Premium Care kullandım. İlk doğduğunda 0 beden almıştık bir paket nasılda minikti ama oğluşumun poposunu çok güzel kavrıyordu, göbek bağının da altında kalıyordu. Tek kelimeyle süperdi. Premium Care'dan hep çok memnun kaldım. Benim doğru düzgün bağlayamadığım bir kaç sefer dışında hiç sıkıntımız olmadı.  Ta ki 4 numara Premium Care ile karşılaşıncaya kadar :( Nereye gitmişti benim bembeyaz içi petek dokulu sıvı kakayı hüüpp diye çeken bezim :( Arkasından çok üzüldüm karalar bağladım resmen ama yapacak bir şey yoktu. Küçük zibidim büyüyordu ve artık 4 numara beze ihtiyacımız vardı. İşte bu aşamada Prima Aktif bebek ve Huggies'in yeni çıkan bezini denedim.

İşte size 3 bezin benim açımdan karşılaştırması;

Dış dokusu
Üç bez içerisinde dış dokusu en yumuşak ve pamuklu olan Premium Care, en naylonlu gibi olan ise Huggies.
İç dokusu
Üçünün de iç dokusu oldukça yumuşak ama en yumuşak olan Huggies.
Kalınlık
Üç bez arasında en ince olan Aktif Bebe en kalın ise Huggies. 
Yan Bantlar
Premium Care ve Aktif Bebe'nin yan bantları daha fazla genişliyor. Hugiesin yan bantları daha az esniyor ama belinde yer alan lastikli alan bebeğin belinde boşluk kalmasını engelliyor.
Islaklık testi
İlk önce her üç beze de 1/2 kahve fincanı kadar su  döktüm. Yaklaşık 1 dakika sonra Huggies de hiç ıslaklık yoktu, Premium Care'de çok az bir ıslalık, Aktif  Bebe'de ise biraz ıslaklık vardı. Sonra üzerine 3/4 kahve fincanı kadar daha su döktüm ve 1 dakika bekledim. Bu aşamada üçünde de hissedilen ıslaklık aşağı yukarı aynıydı sadece Huggies'de çok az daha fazla.
Fiyat
Premium care içinden 46 adet çıkıyor fiyatı 26.90 TL / adedi 0.58 kr
Aktif Bebe içinden 62 adet çıkıyor fiyatı 26.90 TL / adedi 0.43 kr
Huggies içinden 46 adet çıkıyor fiyatı 21.90 TL / adedi 0.47 kr 

Yukarıda verdiğim fiyatlar ürülerin genelde market etiket fiyatları. Biz Premium Care'i hem Bizim Toptandan 22.90 TL'den aldık. Huggies şu anda Kipa ve Diasa'larda kampanyada 19.90 TL. 

Annelere sordum
4 - 6 ay arası bebeği olan 25 anneye sordum. Huggies'i denediler mi? Memnun kaldılar mı? Bu soruyu sorduğum 25 annenin 13'ü Huggies'i denemiş. % 38'i memnun kalmış % 62 ise memnun kalmamış. Memnun kalmayanlar daha çok Huggies'in kalın olmasından şikayetçi. Huggies'i denemeyen 12 anneden sadece 1 tanesi denemeyi düşündüğünü söyledi. Denemeyi düşünmeyenlerin bir kısmı kullandıkları bezden memnun oldukları için yeni bir bez arayışında değiller, bir kısmı ise Huggies  ile ilgili yapılan olumsuz yorumlardan dolayı denemek istemiyorlar.

Sonuç;
4 beden itibariyle Premium care çok gereksiz, İlk 3 beden için ise tek geçerimn. 4 beden Huggies ve Aktif Bebek'in ikisinde de memnun kaldım.  Açıkçası karar verebilmiş değilim hangisini kullanmalı. Huggies'in
bele ve popoya oturması daha güzel olmasına karşın Aktif Bebek daha ince. Aktif Bebek'te bacaklarda lastik izi çok fazla kalıyorken Huggies'de lastik izi kalmıyor.  Huggies'in iç dokusu ve dış tasarımı Aktif Bebek'e göre daha güzel. Tabi bu 6 aylık bir bebeğe sahip olan benim gözlemlerim. Eğer siz 4+ yada 5 beden bebek bezi kullanıyorsanız ve bezinin bebeğin poposunun altında sallanıyorsa Huggies'i bir deneyin derim. Ablam Maks'a denedi çok da memnun kaldı.

Primanın numune gönderme hizmeti olmamasına karşın Huggies talep etmeniz durumunda 2 adet numuneyi adresinize gönderiyor.  Gerçi 15 günü geçmesine rağmen benim numunem gelmedi ama belki sizin ki gelir. Huggies numunesi için tık tık...

Not: Bu yazı 2013 senesinde yazılmıştır. Aralık 2017 tarihinde yazdığım 2. oğlumda değişen bebek bezi tercihim için ilgili yazı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Yolculuk zamanı Ankara yolcusu kalmasın...

Bu haftasonu ilklerle dolu bir haftasonu olacak. İlk kez uçağa binecek Cancan. İlk kez Ankara'ya gidecek. İlk kez uyku saatinde dışarıda olacak. İlk kez bir düğüne gidecek. Ve ilk kez düğün gibi kalabalık bir ortama girecek. Bu ilkler beni hem çok heyecanlandırıyor hem de endişelendiriyor. Nasıl olacak? Nasıl tepki verecek? Uçakta huysuzluk edecek mi? Düğünde ne yapacak?  Düğün için kıyafetimiz hazır beyaz bir tulum üzerine siyah yelek giyecek oğluşum ve papyon takacak :)

Tüm bunların dışında bu hafta sonu için beni heyecanlandıran bir başka konu daha var. Ceren kuzusu ve Merih Sincabının evinde kalacağız. O kadar çook ve uzun yıllar geçti ki Ceren'i görmeyeli.  Ankara'ya gideceğimiz belli olduğundan beri ikimizde gün sayıyoruz.  Son 24 saat kuzucuk yarın akşam bu saatlerde sizin evdeyiz.

Ankara seyahatimiz için tık tık

3 Mayıs 2013 Cuma

Cancan büyüdü... 3 aylık oldu.

1 mayıs'ta 3. ayımızı doldurduk ve bugün aylık kontrolümüz için doktorumuz Sibel Kılıçaslan'ın muayenehanesindeydik. Bir kaç gündür Cancan'ı nasıl giydirmeliyim sorusunu kendime hep soruyordum. Doktorumuz da kapıda bizi görür görmez üstümüz kalın olmuş dedi. Yok yok yelek filan yoktu oğluşun üzerinde; uzun kollu bir tulum vardı. Doktorumuzun uyarısı ile yarından itibaren şortlarımızı giymeye başlıyoruz.
Kontrolümüz gayet güzel geçti. Cancan'ın 62 cm olmuş ve 800 gr almış, 6530 gr olmuş. 800 gr önce bana az gibi geldi ama doktorumuz normal olduğunu geçen ay 1700 gr almasının fazla olduğunu söyledi.  Bu şekilde kilo almaya devam ederse 6 aya kadar sadece anne sütüyle devam edebilirmişiz. Upuzunnnn bir soru listesiyle gittim doktora. Sibel Hanım hiç sıkılmadan saçmaladığımı düşünmeden cevapladı tüm sorularımı. Ya da saçmaladığımı düşünse bile çaktırmadı bana kibar kadın. Şimdi bende sizlerle paylaşıyorum ki belki sizlerinde aklına takılan şeyler vardır.

Burun kemiği
Bir iki hafta önce Cancan'ın burun kemiği bir değişik geldi gözümüze sanki kemer çıkıyormuş gibi. Sorduk. Bu kadarcık bebeklerde kemer filan olmazmış bizim hüsnü kuruntumuzmuş.
Göbek deliği
Göbek deliğinin içinde siyah bir şey varmış gibi Cancan'ın. Ne olduğunu sorduk; bebeğin saç rengi koyu olunca göbek deliğinin içi de koyu renk olurmuş.
Soğuk eller
Yeni doğduğunda hemşireler bebeklerin periferik dolaşım sisteminin tam gelişmediği için elleri ayakları soğuk olabilir demişlerdi ama hala soğuk oluyor Cancan'ın elleri. O da normalmış.
Kıyafet
Artık şortları, tshirtleri giydirmeye başlıyoruz. Boğum bacaklar kollar piyasaya çıksın :)
Güneş kremi
Doktorumuz güneş kremi olarak Daylong'u önerdi. Daylong'un en önemli özelliği günde sadece 1 kez uygulanması yeterli, tekrar etmek gerekmiyor gün içerisinde.
Oda sıcaklığı
Gece odanın sıcaklığı balkon kapısını kapatınca 24 - 25 dereceye çıkıyor napalım dedik. Bebişin üzerine esmeyecek şekilde kapı yada cam açın dedi. Ben hala gece bu şekilde üşütürmüyüz diye ürküyorum. Ama bizim evde doktorun sözünün üzerine söz söylenmez.
Sinek ilacı kullanımı
Sineklere karşı sadece ve sadece cibinlik kullanın dedi doktorumuz. Çok fazla sinek problemi var ise tablet ilacı bebeği odaya yatırmadan önce açın, o odaya gelmeden öncede kapatın dedi. Ben daha önce jokerden radarcan diye bir alet almıştım. Oda fişe takılan ve ilaçsız, ultrasonik ses dalgalarıyla çalışan bir alet. Böyle söyleyince çok uçuk ve saçma geliyor ama doğru. :)
Alkolsüz bira
Eee onu zaten içeceksin dedi doktorumuz süt yapar. :) Artık alkollüsünü  emzirmeyi bırakınca.
Bumbo;
Doktorumuz bumboyu benden duydu. Fotoğraflarına baktı eğer tam 90 derece oturma olmuyorsa  kullanabilirsiniz dedi. Doktordan sonra hemen Mothercare'e gittik bumbo deneyelim diye ama kalmamış :(
Sünnet durumu
Sünnetimiz gayet güzel olmuş ben pipisinin üzerinde sarı sarı tabakalar oluşunca baya bir ürkmüştüm ama normalmış. Ayrıca canı acıyacak diye endişe ediyorduk, hiç acımazmış rahat olun dedi doktorumuz.
Uyku ve emme düzeni
Gündüzleri 3 saatte bir emzirmeye devam uyuyor olsa bile uyandıracağız ki gece uykusundan çalmasın. Gece ise uyanmazsa bırakın 8 - 10 saate kadar uyuyabilir onayını aldık. Gerçi ben bu onayı almadan öncede gece bırakmaya başlamıştım oğluşu dilediği gibi uyusun diye. Son hafta sabah 6'ya kadar uyuduğu oldu ama iki gecedir uyanıp emmek istiyor. Keyfi nasıl isterse Can Bey'in patron o :)

Bu kadar soru sorup çocuğun yüzünde çıkan kırmızı bencikleri ve konakları sormayı unuttum. Konağa zeytinyağından başka tavsiyesi olan var mı?

Not: Doktor sonrası Oasis'teydik. Bebek arabası ile hareket kabiliyetimiz orada da kısıtlı. Turgutreis sokakları ve Midtown AVM'de de olduğu gibi. Detayler bir sonraki yazıda.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Annem usulü ENGİNAR

Yine iki arada bir derede girdim mutfağa :) Doğumdan önce evde yemeği Cücü gelmeden hemen önce yapardım. Bir daha ısınmasın pişer pişmez yensin diye. Zaten en sevdiğim şey de yaptığım yemeğin o akşam bitmesi, dolaba kalkmaması. Eğer zeytinyağlı pişirecek isem de sabah erkenden pişirirdim ki güzelce soğusun diye. Ama Cancan'ın gelmesi ile bu düzen değişti. Şimdi akşamları aç kalmayalım diye Can uyur uyumaz mutfağa giriyorum gündüzleri. önce kahvaltı ediyorum sonra hala uyanmamış ise yemeği yapıyorum. Bazen tam yemeğin ortasında uyanıveriyor. İşte o zaman  tam şenlik oluyor. Bir geliyorum onu eyliyorum, bir gidip 5 dakika daha yemek yapıyorum. Çok huysuzlanır ise onu arabasına koyup tek elle yemek yapmaya çalışıyorum. İlla iki ele ihtiyacım var ise ayağımla arabayı sallıyorum. Anlayacağınız çok eğleniyoruz yemek yaparken. Bugün de o günlerden biriydi. Cancan uyudu ben mutfağa girdim tam işimin ortasında uyandı ama yemeği ocağa koyana kadar zıpzıpda idare edebildim onu. Hayat kurtarıcımız zıpzıp :) yani ana kucağı her eve lazım astım oyuncaklarını önüne ben işimi bitirene kadar o oynadı. En son bir isyan etti ama o sırada da ben işimi bitirdim, enginarı ocağa koydum.
Son bir kaç seneye kadar sebzeyle aram pek iyi değildi. Ama hiç bir sebzeyi sevmezken bile enginarı seviyordum. Bayıla bayıla yiyordum. Özellikle de yapraklarını. İzmir'de hatta Ege'de enginarı yapraklarıyla da pişirirler. Bizim evimizde de hep böyle pişerdi. Akşam üstüne kadar İzmir'de herkesin bu şekilde enginar pişirdiğini zannediyordum. Ama Ece'yle konuşurken aaa ne değişik yapmışsın dedi. Anladım ki bu İzmir usulü değil annem usulu enginarmış. Zeytinyağlı hafif ekşili yemekleri seviyorsanız afiyet olsun...

Malzemeler

  • 3 - 4 tane enginar
  • 5 - 6 adet taze sogan
  • 2 adet limon
  • 1 tatlı kaşığı un
  • Bir kaç dal dereotu
  • Zeytinyağı
  • 2 tane küp şeker
  • tuz
Yapılışı
 Öncelikle bir kabın içerisine su doldurup bir limonun suyunu sıkıyoruz. Limonları atmıyoruz onları enginarları soyarkeen ovmak için kullanacağız. Ve enginarlarımızı yapraklı şekilde ayıklıyoruz. Bilmeyenler için fotoğraflarla anlattım aşağıda.






Daha sonra taze soğanlarımızı güzelce yıkayıp doğruyoruz. Bir tencereye bir miktar zeytinyağı koyup tuz şeker ve taze soğanları ilave edip 3 - 4 dakika kadar kavuruyoruz. Zeytinyağının miktarını tıpkı tuz gibi herkes kendi damak zevkine göre istediği gibi ayarlayabilir.  Daha sonra enginarları da tencereye koyuyoruz. Büyük bir bardağın içine bir limonun suyunu sıkıp üzerini su ile tamamlıyoruz. Daha sonra bu suya 1 tatlı kaşığı unu ilave edip topak olmayacak şekilde karıştırıyoruz. Un ne tepeleme ne de silme olacak. İkisinin arasında. Bu suyu da tencereye ilave edip tenceremizin kapağını kapatıp altını kısıyoruz. Yaklaşık 40 dakika içinde yavaş yavaş pişiyor yemeğimiz bu arada 1 kere enginarları parçalamadan karıştırıyoruz.
Tencerenin altını kapattıktan sonra dereotlarını ince ince kıyıp üzerine serpiyoruz. Soğuduktan sonra servis yapabiliriz.

Püf noktaları

  • Enginarların yapraklarının çok açık olmasın
  • Enginarlar çok büyük olmasın
  • Ellerinizin kararmaması için ayıklamadan önce ellerinizi limonla ovun

20 Nisan 2013 Cumartesi

Herkesin bebeği süt kokar bizimkisi KİMYON koyuyor

Şimdi baktım da en son ayın başında bir kaç satır yazıp en kısa zamanda yazacağımı söylemişim. Ama ne mümkün. Bütün gün Cancan'la birlikteyim, o uyanıkken onunla oynuyor uyuyorken de yemekti, ufak tefek ev işleriydi derken gün bitiyor. 78 günlük oldu benim minik oğluşum. Artık her şeyi onunla yapıyoruz, çamaşır asmayı bile :) Havalarında güzelleşmesiyle her gün bir kaç saati dışarıda geçiriyoruz. Tam bir sokak çocuğu Cancan dışarıda uyumaya bayılıyor. Evin kapısında içeri girer girmez de gözünü açıyor. O kadar seviyor ki
dışarıda olmayı geçen hafta tüm bir pazar gününü dışarıda geçirdi neredeyse. Evlerin içleri mevsim itibariyle bahçeden daha soğuk o yüzden Cancan'ı emzirmek ve altını değiştirmek dışında tüm pazar günü bahçede oyaladım ve uyuttum. İyi ki de öyle yapmışım, muhteşem pazarın arkasında rüzgarlı bir hafta geçirdik doğru düzgün dışarı bile çıkamadık. Bahçede geçen pazarın bize katkısı artık balkonumuz yaşanılabilir hale geldi, bahçemiz biraz düzenlendi. Veeee bir haber de çilek bahçesinden ilk çileklerimiz olmaya başladı. 3-4 günde bir 5 - 6 tane çilek alıyoruz bahçeden. İnşallah domateslerimizi de ay bitmeden ekeceğiz ama bir babayiğidin arka bahçeyi temizlemesi ve bellemesi gerekiyor. Bakalım, o da olur umut fakirin ekmeği diyorum. :)

bir lokmacığım adam oluyor

Bugün oğluşumuzu doktora götürdük, önümüzdeki cumartesi günü sünnet olacak minik adam. Sünnetimizi ürologa yaptırmaya karar verdik. Daha doğrusu biz sünneti lokal anestezi ile yaptırma istedik. Burada da lokal anestezi ile İzan Hastanesinde yapıyorlar sadece. Orada da sünnetler Ürolag tarafından yapılıyor. Bodrumdaki özel hastaneler küçücük bebeği maske ile anestezi altına alıyorlar. Belki hiç bir zararı yoktur ama  gönlüm razı olmadı.
Bir yanım daha doğduğu günden beri sünneti yaptırmayı bir an önce atlatmayı istiyor. Şimdi olursa hem daha çabuk iyileşecek yarası hem de psikolojik olarak hiç etkilenmeyecek. Diğer yanım ise çok küçük nasıl olacak, aslında hiç yaptırmasak canı yanmasa diyor. Onu nasıl yalnız başına ameliyat haneye göndereceğim bilmiyorum ama olacak. Doktorumuz sünnet öncesi bugün Cancan'ı muayene etti ve bize biraz açıklama yaptı. Sonrasında oğluşuma sünnet cicisi almaya gittik. Tabi bir lokma bebeğin sünnet cicisi ne olur ki? Bir tane maşallah yazısı aldık. Birde kafasına göre sünnet şapkası siparişi verdik :) Çocuğu değil kendimizi eyliyoruz vallahi ne diyeyim.

herkesin bebeği süt kokar bizimkisi KİMYON koyuyor

Geçen yazımda oldukça gazlı günler geçirdiğimizi yazmıştım. Şu anda gaz sıkıntımız azalmaya başladı. Gece gündüz gazdan muzdarip bebişimiz artık daha keyifli gülücükler saçan bir minik adam. Bu 3. ayı dolduramaya yaklaştık o yüzden mi yoksa yaptıklarımız mı etkili oluyor bilmiyorum ama gazla ilgili neler denedik nelerin faydasını gördük hepsini yazıyorum.


Kimyon
Her sabah bir tepeleme çay kaşığı kimyon yiyip üzerine bir bardak su içiyorum.
Bitki çayı
Daha önce tarifini verdiğim bitki çayından 1 fincan tüketiyorum. Ayrıca Cancan'a da doktorumuzun tavsiyesi ile her sabah ilk emzirdikten ve aksam üstü 5-6 gibi emzirdikten 1 saat sonra 30 ml bitki çayı veriyorum. (Milupa gece çayı) Bence faydasını gördük.
Yeme içmeye dikkat
Gazlı içeceklerden uzak duruyorum. Gaz yapan sebze ve meyvelerden yemiyorum. Ve en zoru çikolatadan uzak duruyorum. Ya da çabalıyorum.
Sıcak
Hem kendi ayaklarımı hem de Cancan'ın ayaklarını sıcak tutmaya dikkat ediyorum. Ayrıca gaz sancısı olduğunda radyatörün üzerinde polar battaniyeyi ısıtıp Can'ın karnını ve ayaklarını sarıyorum. Isınınca biraz rahatlıyor.
Gaz Masajı
İnternette seyrettiğim gaz masajını bir çok kez yaptım ama pek faydasını görmedik. Ya ben masajı yapmayı beceremiyorum ya da bize etki etmiyor.
Yağlar
İlk olarak aktarın tavsiyesi ile Adaçayı (elma) yağı aldık. Çok fazla etkisini görmedik. Daha sonra internette wind sable gaz merhemi diye bir ilaç gördüm. Arkadaşlarımdan da tavsiye eden oldu. Ama ilaç olduğu için çok kullanmak istemedim ama içeriğini araştırınca içinde kimyon yağı olduğu fark ettim. Ve bir şişede kimyon yağı edindim. Adaçayı yağından daha iyi geldi.Ama herkesin bebeği süt kokarken benimkisi kimyon kokuyor.
Banyo
Doğru sıcaklıkta hazırlanmış, bebişi üşütmeden sakince yapılan bir banyo özellikle de küveti su ile doldurup içine oturtarak yapılan bir banyo bebeğin gevşemesini sağlıyor.
İlaç kullanımı
Gaz sıkıntımız ilk başladığında doktorumuz Biogaia damlayı önerdi. Bitkisel içerikli bu damladan her gece yatmadan önce 5 damla verdik Cancan'a ama çok faydasını görmedik. Daha sonra beraber gün saydığım sevgili arkadaşım Sinem bir damladan bahsetti. Pedia Care damla. Oda başka bir arkadaşının tavsiyesi ile amerikandan almış damlayı. Ve hemen 1 paket kargoya verdi bana. Önceleri düzenli kullanmayı denedim. o şekilde faydası yok ama gaz sancısı sırasında 0,3ml verince 10 dakika içinde bebişi sakinleştiriyor. Tabi gaz sancısının kuvvetine de bağlı.İçeriğinde simeticone var. Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim. Sinoşum çokmersi arkadaşım umarım senin aldığın Pedia Carelere hiç ihtiyacın olmaz. Paketlerin kapalı kalır. Ve Ece teyzemizle Çimen teyzemiz Amerika'dan yetişip bize hem bu damladan hemde Gripe Water gönderdiler. Gripe Waterda gaz sancısı, mide spazmı, hıçkırık gibi durumlarda bebeğe verilebiliyor ve tamamen bitkisel.

Bunlar benim denediklerim ve benim gözlemlerim her bebeğinki farklı olabilir. Ama çok net bir şey var ki siz ne kadar sakin kalabilirseniz bebeğinizi o kadar kolay sakinleştirebiliyorsunuz. Hiç kolay değil gazdan çılgınlar gibi ağlayan bir bebek varken sakin kalmak ona şarkılar söylemek. Açıkçası benim çok zaman elim ayağım birbirine girdi, sinirlerim gerildi, o ağladı ben ağladım sinirimden çaresizliğimden. Sanırım gazla ilgili en zor zamanları bitirdik. Zor geçti ama geçti şimdi sanki o günler hiç olmamış gibi. Zaten bu yaşanılanlar unutulmasa hiç kimse ikinciyi doğurmazdı. :)



14 Mart 2013 Perşembe

uçtu uçtu 40 uçtu :)


Sonunda kırkımız çıktı. Daha doğmadan kırkımızın çıkmasına programlanmıştık. İlk 40 gün alışma süresi, zorluklar olacak. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, gaz sancıları, yorgunluk... Ama kırkımız çıktımı her şey yoluna girecek, bebek düzene girecek, her şey dünden bugüne değişecekti. Peki ne mi oldu?  

Dün kırkımız çıktı. Kırk gezmesine gittik, kırkımızı uçurduk, akşam kırk banyomuzu da yaptık. Bugün kırk birinci gün... Hayatımızda ne değişti? Pek fazla bir şey değil... Zaten bende dün gece uyuyup bu sabah yeni bir hayata başlayacağımızı düşünmüyordum ama olsa fena olmazdı. Düşünsenize saatinde uyuyup uyanan, güzelce emen, gazını kolayca çıkarıp, gülücükler saçan bir bebek. Rüya gibi değil mi? Çok şükür emme ve gülücük saçma ile ilgili bir sıkıntımız yok ama iş gaz çıkartma ve uykuya gelince oğlum ne babasına ne bana benzememiş uykuyla pek arası yok. Oysa ikimizde fazladan 10 dakika uyumak için neler yaparız.


Kırk gezmesi için bebeğinizi yüksek katta oturan bir aile büyüğüne götürün diyorlar. Ömrü uzun olsun, yüksek mevkilere gelsin diye. Hatta gittiğiniz yerde bebeği yüksek bir yere koyun ki boyu uzun olsun da diyorlar. Ama bizim Bodrum'da aile büyüğümüz olmayınca Ceren Teyzemize gitmeye karar vermiştik. Ama ne şans ki o da öksürüyormuş. Eee hal böyle olunca bizde kırk gezmesi niyetine Turgutreis sokaklarını arşınladık. Uzun uzun yürüdük bol bol temiz hava aldık, güneşten faydalandık. Sonrada Kahve Dünyası'nda kahve içtik.  Hava da öyle güzeldi ki hiç eve dönesimiz gelmedi. Bu arada kırk gezmesine çıkınca anne ellerini yeşilliklere sürüp bebeğinin üstüne sürerse bebeğe hiç nazar değmezmiş. Tabi bunu da yaptık :)


Kırk gezmesini yaptı, yaparken kuaförümüze ve Nalan Ablaya uğradığımız için onlarda bize küçük hediyeler verdiler. Nalan Abla yumurta, şeker, çikolata, pamuk, kuaförüm Derya'da pamuk ve şeker verdi. Pamuk saçları pamuk gibi olsun uzun yıllar yaşasın diye, şeker tatlı dilli olsun güzel bir hayatı olsun diye sanırım ama yumurtayı tam olarak bilmiyorum. Bu kadar gezmenin üzerine akşam babamızda gelince kırk banyosu yaptık.

Bir kaç gün önce facebook'tan sordum kırk bayosunda ne yapılır diye... Eeee konuya komşuya, Ayşe teyzemize  sorduk. Alınan tüm bilgileri birleştirip anonim bir kırk banyosu hazırladık oğlumuza :)

Neler yoktu ki 40 banyomuzda :)


  • 40 tane zeytin yaprağı: Kendiyle çevresiyle barışık uyumlu bir çocuk olsun diye
  • 40 tane deniz kenarından alınmış taş: Taş gibi güçlü kuvvetli olsun diye
  • Birer tutam Tuz - şeker - pirinç: Hayatının tadı tuzu bereketi olsun diye
  • Altın: Zengin olsun diye heralde bilemedim :)
  • Ve oğlumuz eve girerken anneannesi yere bozuk para saçmıştı onları koyduk.
Bu banyo suyuna konan 40 tane taş ve 40 tane zeytin yaprağını ertesi gün bebeğin babası denize atıyor ve bebeğinin geleceği için 3 dilekte bulunuyormuş.  

Bizim anonim 40 banyomuz böyleydi. Önce Can Can yıkandı arkasından onu uyutup ben. Can Can için hazırlanan sudan 1 tas da ben dökündüm. Misler gibi uyuduk sonra ta ki sabah 3'te Can uyanana kadar :)


2 Mart 2013 Cumartesi

Yenidoğan dönemi bitti :)

Koskoca bir ayı devirdik. Bodur Şubat bitti, mart geldi. Hayatımızın en uzun, en kısa, en uykusuz, en mutlu, en endişeli, en meraklı, en şevkat dolu, en titiz, en hijyenik, en süt kokulu, en keyifli, en en en en Şubatıydı. Oğluşumuz martın gelişiyle yeni doğanlıktan çıktı ve 1 aylık oldu. 1 ay nasıl geçti anlamadık ama gün gün saydık oğluşumuzun kaç günlük olduğunu Can can bize hergün yeni bir program yaptı. Bir gece bıraktı rahat rahat uyuyalım, bir gece olmaz oturacağız, gazımla ilgilenin dedi. Rahat rahat uyumak derken yanlış anlamayın 2 saatte bir emzirdim oğluşumu ilk ay rahat uyumaktan kastım o iki saatin 1,5 saatini uyumak :)

Bugün Can can'ın 1. ay doktor kontrolü vardı. 1. ay kontrolüne yeni doktorumuza gittik. Eski doktorumuzu ne kadar sevsek de Acıbadem'de her gittiğimizde yaşadığımız sıkıntılar sonucunda oradaki doktorumuzu bıraktık. Yeni doktorumuz Sibel Kılıçaslan. Bugünkü kontrolümüze göre boyumuz 55cm, kilomuz 4100 gr olmuş :) Sarılığımız devam ediyor ama endişe edilecek bir durum yokmuş. Uzayan sarılık dedikleri bu durum 2 aya kadar devam edebilirmiş. Ayrıca Hepatit B aşımızın 2. dozu yapıldı. İlk 1 ay 2 saatte bir  olan emzirme düzenimiz bugün itibariyle değişiyor. Artık geceleri uzun uyku var :) Bu gece ilk deneme bakalım nasıl olacak?? Bugünden itibaren gündüzleri 2,5 - 3 saatte bir emecek Can bey gece uykusunda ise 5 - 6 saat bırakabileceğiz. Oğluşun iliği kemiği dinlenecek. O öyle tatlı tatlı uyurken uyandırmak nasıl içimi acıtıyordu anlatamam. Şimdi en azından gece rahat edecek bebişim. Bu arada çaktırmayın bende kesintisiz uyuyacağım tabi Genel Müdürümüz izin verirse :)


12 Şubat 2013 Salı

CAN'lı günler...

Tam 11 gün oldu Can Bey aramıza katılalı... 11 gün nasıl geçti, ne yaptık, neredeydik, neler yaşadık hepsi hayal meyal :) Daha önce doğum yapanlarınız bilir ilk zamanlar bebeğin düzeni olmadığı için sizinde pek düzeniniz olmuyor hele ki bir de tecrübesizseniz benim gibi her saniyeniz ayrı bir macera oluyor. Daha önceden kabullendiğimiz gibi oldu evin Genel Müdürü artık Can OLGUN... O ne derse o... Uyuyalım diyor uyuyoruz. Yok ben bu gece nöbete tutacağım sizi diyor tamam diyoruz.

Can babasına benzeyen bir bebek, uyku konusunda bile.... Canı istemez ise uyandırmak öyle zor ki... Söylenen tüm yöntemleri deniyoruz. Altını açmak, soymak, gıdıklamak, ayaklarını sıkıştırmak... Uyumak istiyorsa benim oğluşuma hiçbir numara sökmüyor.

Uzun lafın kısası Can Bey ve ben gayet iyiyiz... Doğum hikayemizi yakın zamanda yazmaya niyetim var ama tabi Can izin verirse :)

31 Ocak 2013 Perşembe

heye'CAN...

Son birkaç gündür en çok duyduğum soru "Heyacanlı mısın?" Doğuma gidecek birinin heyecansız olması mümkün müdür acaba? Sadece herkeste farklı bir şekilde ortaya çıkıyor heyecan. Bende her yeri toparlama, iş yapma, her şeyi kontrol altında tutma olarak belirdi. 

Yarın doğuma gidiyorum. 10:30'da Bodrum Acıbadem'de olacağız, 13:00 gibi doğuma gireceğiz. Bodrum işi bizimkisi öyle sabahların köründe koştur koştur değil, keyif keyif gideceğiz. Annemde benim doğumumda  13:00'de girmiş doğuma 13:10'da ben doğmuşum. Can Bey'de o sıralarda doğmuş olur heralde. Bu arada giremediğim deliğe kuyruğumda balkabağımla giriyorum :) Doktorumuz hastane ile görüşmüş Cücü'de doğuma girecek. Her şey istediğim gibi gidiyor; doğuma sabahın köründe gitmiyorum, genel anestezi olmuyorum, epiduralle doğacak Can Bey ilk anlarını göreceğim, sesini duyacağım, Cücümde bizimle birlikte ameliyat hanede olacak. 2 gece hastanedeyiz, pazar günü evimize geleceğiz. 

Heyecan var mı? Heyecanlı mısın diye sora herkese sesleniyorumm... EVEEETTT heye'CAN var olmaz mı? Can geliyor CAN...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Genel Müdür Can OLGUN

Cuma günü itibariyle evimizin ve ailemizin yeni Genel Müdürü Can OLGUN :) Bundan böyle her türlü program ona göre ayarlanacak. Tüm bebişli evlerde olduğu gibi ev ona uygun olarak düzenlenecek ve hayat ona endekslenecek :) Biz bunu çoktaaannn kabul ettik, oğluşun kapısında Genel Müdür bile yazıyor... Aslında Can'ın odası eskiden Cücü'nün çalışma odasıydı ve o zaman kapıya "Genel Müdür" yazmıştık. Oğluşun gelişiyle kendisi bu mevkiye atadık. Ve şimdi onun odasının kapılarını size açıyorum.

Odamız doğuma iki gün kala tam anlamıyla hazır :) Daha önce  size söz verdiğim gibi fotoğraflarını da paylaşacağım.Odamızın mobilyalarını babaannemiz yaptırdı. Tabi özel yapım olunca tam da benim istediğim gibi oldu.  3 kanat dolabın bir kanadı raf raf diğer 2 kanatlık kısmının altı 3 çekmece üzeri askı yeri ve yüklük. Şifonyerimiz ise 5 derin çekmece... Dolap ve çekmece kulplarımız Baumax'dan. Önce bu kulplardan yeterli sayıda bulamayacağım diye üzülürken Avcılar Baumax'da buldum ve mağaza çalışanlarının yardımları ile bir gün içerisinde kargo ile elime ulaştı. Özellikle hırdavat bölümü çalışanının ürünle ilgili her aşamayı tek tek cep telefonumu arayarak bildirmesi müşteri memnuniyetine ne kadar önem verdiklerini gösteriyor. 



 Can için yatak kenarı ararken bunların uyku seti halinde satıldığını gördüm. Setin içinde çarşaf, yatak kenarı,yastık, takı yastığı, yorgan, nevresim ... vb gibi bir çok parça var. Ama yeni doğan bir bebek için bunların bir çoğuna ihtiyaç yok 2 yaşındaki yeğenim daha yorgan ve yastığını kullanmaya başlamadı bile. Hal böyle olunca is anneannemizin başına düştü. Kemeraltından kumaşlar alındı, perdeyi, yatak kenarını, takı yastığını, kirli çamaşır torbasını kendi dikti ve üzerine aplike yelkenli yaptı. Cibilik ve halı herkesin malumu evimizin herşeyi İKEA :) Yatağımız ise Lale ile lilişin yatağı :) Bu arada perdedeki yelkenlinin üzerindeki KSK logosuna dikkat çekmek isterim, babamızın özel isteğidir.





Oldum bittim ıvır zıvır iş yapmayı sevdim. Tüller, kurdeleler, boncuklar... :) Böyle şeyleri yaparken hem keyif alıyorum hem de dışarıdaki modellerin hepsinden bir şeyler beğenip kendime yaptıklarımda birleştirebiliyorum. Eeee oğluşum içinde çalıştım tabiki ona Cücü'yle birlikte lavanta torbaları, Cücü ve büyük teyzeleriyle birlikte bonibonlu hoşgeldin çikolataları ve dün akşam Cücü, babaannesi ve anneannesinin katıldığı konsorsiyum ile hastane odası veevin kapısında kullanmak üzere kapı süsü yaptım. 








21 Ocak 2013 Pazartesi

Son 10 gün...


Doğuma sadece 10 gün kaldı. 10, 10, 10.... Hem çooook uzun hem de çoooooooook kısa 10 gün :) İşlerimizi bitirmek, yeni bir hayata başlamak, anne olmaya hazır hissetmek için çok kısa, bebişim ile buluşmak, onu kucağıma almayı beklemek için çooooook uzun bir 10 gün...Cumartesi günü doktor ziyaretimizde doktorumuz ile doğum tarihimizi netleştirdik. Büyük gün 1 Şubat 2013...  Evde hummalı bir çalışma var. Bir yandan çamaşır yıkanıyor, diğer taraftan ütüler yapılıyor, Can'ın odası için yelken aplikeli perde, yatak kenarı, çamaşırlık dikiliyor. Veee öbür yandan yuva yapma evresinde olan ben her dolabı, her çekmeceyi en baştan yerleştirmek, didiklemek, fazla ne varsa atmak istiyorum. Ya kendim yapıyorum bu didikleme ve atma işini ya da çevremdekilere bu konuda eziyet ediyorum :)  Eksik bir şey kalmasın diye elimde bir defter yapılacakları yazıp, yaptıkça çiziyorum. Listem bir uzuyor bir kısalıyor :) 


Cumartesi günkü doktor ziyaretimizde ikinci kez NST'ye bağlandım. Atlılar geliyor atlılar boynu kravatlılar kıvamında Can'ın kalp atışlarını dinledik. Sonra ultrasona girdik. Oğluşumuz doğum kanalına girmiş ve bize arkasını dönmüş güzel suratını göremedik. Ayrıca kafasını tam olarak ölçemediği için doktorumuz Almila Hanım 200 gr kadar aldığını tahmin ettiğini söyledi. Yani 3300 gr civarında doğuma kadar 3600 filan olacakmış. Boyu da ortalama 52 cm olmuş. 

Yine bir umutla gittim kontrole :) Bir mucize olur da doktorum normal doğum yapabilirsin der diye ama tabi ki böyle bir şey demedi. Benim durumumda bunun söylenmesi için 38. hafta artık çok geç. Hamileliğim boyunca kendimi normal doğuma öyle hazırlamıştım ki hatta son dönemde belki epidural bile taktırmam doğal doğum yaparım diye düşünüyordum. Ama plasenta previa sebebiyle genel anestezi sezaryen deyince doktorumuz pek de mutlu olduğumu söyleyemem. Hatta hayal kırıklığına uğradım bile diyebilirim. Her şeyin doğal olmasını, doğar doğmaz bebeğimin sesini duymayı, onu doğum ekibinden sonra ilk ben görmeyi çok istiyordum. Bu yüzden bugüne kadar her şeyine tamam dediğim doktoruma bu sefer ısrarda bulunarak normal doğum yapamıyor isem en azından epidural anestezi ile sezaryen olmak istediğimi söyledim. Doktorum ise  benim açımdan genel anestezinin daha uygun olacağını söylüyor ama yine de istiyorsan yaparız dedi. Önümüzdeki hafta cumartesi günü bu konuyu tekrar konuşmak üzere anlaştık. Laf aramızda aslında kan aldırırken bile iğneye bakamam, iğneden oldum bittim çok korkarım. Epiduralden de çok korkuyorum ama Can'ımın sesini duymak onu görmek için değer...