sezeryan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sezeryan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2013 Salı

CAN'lı günler...

Tam 11 gün oldu Can Bey aramıza katılalı... 11 gün nasıl geçti, ne yaptık, neredeydik, neler yaşadık hepsi hayal meyal :) Daha önce doğum yapanlarınız bilir ilk zamanlar bebeğin düzeni olmadığı için sizinde pek düzeniniz olmuyor hele ki bir de tecrübesizseniz benim gibi her saniyeniz ayrı bir macera oluyor. Daha önceden kabullendiğimiz gibi oldu evin Genel Müdürü artık Can OLGUN... O ne derse o... Uyuyalım diyor uyuyoruz. Yok ben bu gece nöbete tutacağım sizi diyor tamam diyoruz.

Can babasına benzeyen bir bebek, uyku konusunda bile.... Canı istemez ise uyandırmak öyle zor ki... Söylenen tüm yöntemleri deniyoruz. Altını açmak, soymak, gıdıklamak, ayaklarını sıkıştırmak... Uyumak istiyorsa benim oğluşuma hiçbir numara sökmüyor.

Uzun lafın kısası Can Bey ve ben gayet iyiyiz... Doğum hikayemizi yakın zamanda yazmaya niyetim var ama tabi Can izin verirse :)

31 Ocak 2013 Perşembe

heye'CAN...

Son birkaç gündür en çok duyduğum soru "Heyacanlı mısın?" Doğuma gidecek birinin heyecansız olması mümkün müdür acaba? Sadece herkeste farklı bir şekilde ortaya çıkıyor heyecan. Bende her yeri toparlama, iş yapma, her şeyi kontrol altında tutma olarak belirdi. 

Yarın doğuma gidiyorum. 10:30'da Bodrum Acıbadem'de olacağız, 13:00 gibi doğuma gireceğiz. Bodrum işi bizimkisi öyle sabahların köründe koştur koştur değil, keyif keyif gideceğiz. Annemde benim doğumumda  13:00'de girmiş doğuma 13:10'da ben doğmuşum. Can Bey'de o sıralarda doğmuş olur heralde. Bu arada giremediğim deliğe kuyruğumda balkabağımla giriyorum :) Doktorumuz hastane ile görüşmüş Cücü'de doğuma girecek. Her şey istediğim gibi gidiyor; doğuma sabahın köründe gitmiyorum, genel anestezi olmuyorum, epiduralle doğacak Can Bey ilk anlarını göreceğim, sesini duyacağım, Cücümde bizimle birlikte ameliyat hanede olacak. 2 gece hastanedeyiz, pazar günü evimize geleceğiz. 

Heyecan var mı? Heyecanlı mısın diye sora herkese sesleniyorumm... EVEEETTT heye'CAN var olmaz mı? Can geliyor CAN...

26 Ocak 2013 Cumartesi

Saltanat bitiyor

Bugün hamişliğimin 267. günüymüş. -müş diyorum çünkü bir internet sitesinden baktım, oturup gün gün saymadım yanlış anlaşılmasın :) azıcık manyaklık var ama o kadar değil :) Ve önümüzde sadece 5 gün kaldı.  Yeni bir hayatın aramıza katılmasına, dünyamızın merkezinin değişmesine, benim hamilelik saltanatımın bitmesine sadece 5 gün var. 

Bugün yine doktordaydık, önce NST'ye bağlandım sonra ultrasona girdim ve en son cuma günü ile ilgili konuştuk. NST'de her şey normal Can Bey'in kalp atışları 120 ila 160 arasında pıtırpıtırdı. Benim kasılmalarım ise gecen haftaya göre neredeyse iki katında gözüküyordu. Almila Hanım bunların doğumu başlatacak kasılmalar olmadığını söyledi. Zaten  ben de bu kasılmaları hissetmiyordum. Ultrasonda küçük prensimin keyfi pek yerindeydi. Kendisine küçük prens dedim ama yapılan ölçümler  Can Bey'in kilosunun 3486 gr boyunun ise 55 cm olduğunu gösteriyor :) Tabi bunlar ortalama ölçümler boyu zaten uzun süredir ölçülemiyor ben Kağan Kocatepe'nin sitesinde okuduğum gibi FL ölçümünü 7 ile çarparak boyunu buluyorum.

Günün en güzel haberine gelince Almila Hanım'la yaptığımız pazarlık benim istediğim şekilde sonuçlandı. Sezaryenim genel anestezi ile olmayacak epidural olması konusunda anlaştık. Hatta belki Cücü'yü bile alacaklar içeri. Şimdilik kesin değil ama Cücü sakin kalabilirse o da olacak sanırım. Gerçi kocam geçen hafta uçakla İstanbul'a gidip gelerek panik atak konusunda çok büyük bir sınav verdi. Üstelik en kötü fırtınanın olduğu günde. O yüzden doğum sırasında da sakin kalabileceğini bana destek verebileceğini düşünüyorum. Ve hayatımızın en özel anını CAN'ımızı birlikte karşılamayı çok istiyoruz.

Tam bir fare gibiyim.... Fare giremediği deliğe kuyruğuna balkabağı bağlayıp girmeye çalışırmış ya o hesap benimkisi... Önce doktoru genel anesteziden vazgeçirttim şimdi doğuma Cücü'yü sokmaya çalışıyorum.


24 Ocak 2013 Perşembe

Merih sincabı ve Ceren kuzumun hikayesi

13 yaşındaydım Ceren'i tanıdığımda... Üniversite yıllarına kadar hiç ayrılmadık... Üniversite Ceren'i Denizli'ye götürdü oradan iş aldı Ankara'ya bıraktı kuzumu... 2012 başında ondan aldığım mail ile teyze olacağımı öğrendiğimde çok sevinmiştim. Özellikle hamileliğinin son ayında neredeyse her gün yazıştık, onunla bekledim Merih'i :) Şimdi Ceren kuzumun kaleminden doğum hikayesi....


Bebişin adı: Merih
Doğum Tarihi: 05.08.2012
Doğum Haftası: 39 +3
Boyu & Kilosu: 53 cm / 3960 gr
Doğum Şekli: Epidural sezaryen
Hastane: Ankara Güven Hastanesi


12 Aralıktı hamile olduğumu öğrendiğimde... Tatlı bir heyecan tarif edilmez bir mutluluk kaplamıştı içimi. Karnımda minicik bir can taşıyordum hayata bakışım değişmişti adeta. İlk zamanlar korkmuştum ya bakamıyorsam miniğime diye ama düzenli doktor kontrolleri içime su serpiyordu. 14 Aralıkta ilk defa gördüğümüzde nokta kadardı büyüdü büyüdü göbişimle birlikte bebişim de kocaman oldu. Ultrasona girdiğimde çıkmak istemiyor her anini izlemek istiyordum.
Hıçkırıkları esnemesi kıpırdanması....
Doğum yaklaştıkça heyecanım merakım artıyordu. Bebeğimin daha karnımdayken bana yasattığı muhteşem bir duyguydu. Hamileliğim tüm gün ayakta geçiyordu öğrencilerimin arasında. Onlarda oğluşumu sevdikleri için güler yüzlü sıcak kanlı bir bebek olacağını düşünüyordum:) Yaptığım her isi bebeğime anlatıyordum yani tüm günümüz sohbet ederek geçiyordu....  Haziran sonu izne gönderdiler beni zorla ama ben evde otururken bile rahat durmadığım için bebeğim doğuma bir ay kala doğum kanalına doğru ilerledi. Tabi aileler çalıştığı ve iznini Ağustosa göre ayarladığı için isyan etti. Mecburen son zamanlarda hep dinlendim -küçük kaçamaklar olmada diyemem:)- doktorumla sürekli tatlı bir çekişme içindeydik çünkü ben inanılmaz kilo alıyordum 47 kilo hamile kalmıştım ve 70 kiloya yaklaşıyordum. (sonuçta doğuma on gün kala 70 kiloyu gördüm ve sonra hiç tartılmadım:) Ama hep bildiğimi yaptım canimin çektiği her şeyden bir parça yedim. Ankara’daki bütün tursuları ve tursu sularını bitirdim diyebilirim:) Dinlenmelerim sonuç vermişti 1 hafta sonra bebişim olması gereken yerdeydi. Erken doğum yapmamda sorun yoktu bebeğimiz hazırdı ama normal doğum istiyordum ve rahmim açılmamıştı. Bu yüzden bebeğimizin beklemeye karar vermesine sevindik.
Her şey hazırdı; doğum çantamız, odamız, minik minik kıyafetleri hatta evimizde bile değişiklikler yapıp hayatimizi farklı bir şekilde düzenlemiştik.
Ağustos başıydı beklenen tarih ama ben hep temmuz sonu olsun istedim. Esimde bende yengeç burcuyduk ama oğluşumuzu yengeç burcu yapamadık:) İki yengece kök söktürecek bir aslan geldi:) Temmuz sonunda anneler bize taşınmıştı artık heyecanla torunlarını beklemeye başladılar... Bu seferde bizim oğlan ağırdan aldı kendisini. Zaten ultrasonda hep bize gülümseyen şekerlik pesinde bir bebekti ama anneannesiyle babaannesinin geldiği hafta şımarıklık yapıp saklamıştı kendini... Şimdi de aynısını yapıyor yerinden kıpırdamıyordu fakat kilolu bir bebekti 4 kiloyu geçirmek istemedi doktorum.  4 Ağustos cumartesi günü kontrole gittik çok hafif sancılarım vardı ama doğuma destek verecek kadar değildi üstelik bebeğim rahme inmemişti dolayısıyla açılma yoktu. Geceyi üç saatte bir doktorumla telefonda konuşarak geçirdim tecrübesi sayesinde içim çok rahattı. İnsanın içini huzurla dolduran yüreğini ısıtan bir havası vardı. Sancım olmazsa sabah telefonlaşmaya karar verdik gece üçteki konuşmamızda. Gözümü acar açmaz aradım doktoru hemen sancım olup olmadığını sordu. Sancıya dair hiç bir belirti yoktu. 11.00 da tekrar haberleşelim dedi. Artık beklemekten heyecanım tavan yapmıştı ve pazar günü daha fazla dayanamayıp kuaföre gidip fon çektirdim makyajımı yaptım. Doktorumu aradım 13.00 da hastanede buluşalım dedi ve o saate kadar yapmam gerekenleri anlattı. En son saat 12.30 da bir şeyler atıştırdım ve 13.00 da hastaneye gittim. Yatış işlemlerim yapıldı. Nst ye bağlandım sancı serumum takıldı. Saat 17.00 a kadar bekledik. Doktorum sürekli kontrol için gelip gidiyordu. Tek sorunum açlıktı ve en sonunda dayanamayıp serum taktılar:)
Sonunda karnim doymuştu ama sanırım Merih karnımda mutluydu. Hiç gelmeye niyeti yoktu... Hızlı bir kararla sezaryene onay verdik. Yapı itibariyle dört kilodan fazla olursa bebeğim, normal doğumla dünyaya getirmem zor olacaktı ve biz dört kiloya yaklaşmıştık. Artık beklememizin bir anlamı yoktu. Maalesef sezaryeni kabul etmek zorundaydık. Bu isin en güzel yani artık bebeğimizle tanışacaktık... Bir yandan da sürekli sorulan "daha doğmadı mı sancın başlamadı mı" sorularından kurtulacak olmamdı…
Saat 17.30 sularında ameliyathaneye aldılar beni daha doğrusu bizi! Esimde benimle birlikte içerideydi. Normal doğum içinde epidurali seçmiştim o yüzden sezaryene ayni şekilde hazırlandım. Hazırlık aşamasında hem heyecanlı hem de endişeliydim. Doktorum ameliyathaneye almadan önce sezaryenle ilgili detaylı bir bilgi vermişti ama hiç böyle planlamamıştım. Her şeyin belli bir düzende gitmeyeceğini biliyordum ama bu kadar farklı olacağını hiç düşünmemiştim. Keşke doktorumun doğumla ilgili verdiği seminerlere katılsaydım o zaman daha farklı olabilirdim çünkü sezaryen birden heyecanımı endişeye cevirdi. Ama şanslıydım eşim dışarda hazırlanırken ameliyathane ekibiyle tanıştım herkes öyle güler yüzlü ve sıcakkanlıydı ki tıpkı doktorum gibi... Kendimi neredeyse evimde hissedecektim. Yıllardır doğum yaptırıyormuş gibi güven duygusu verirken sanki ben onların ilk doğumuymuşum gibi heyecanımı paylaşıyorlar etrafa neşe saçıyorlardı. Her şey hazır olduğunda eşim içeri geldi başucumda oturup bu heyecanı benimle paylaştı... Doktorumla neredeyse her an göz gözeydik bana olan biten her şeyi anlattı ve o muhteşem an... Mucize gibi oğlumuzun sesi ameliyathanede yankılandı. Kucağıma geldi... Sesi kokusu sıcaklığı tarif edilemez bir duygu... Mucize... Mucizem:)
Aylardır bin bir çeşit duyguyla beklediğim mucizem artık kucağımdaydı ama hiçbir kelime duygumu tarif etmeye yetmiyordu... Tosunum 3960 gr 53 cmdi... Doktorum bebeğimi eline alır almaz neden rahme inmediği anlaşıldı dedi neredeyse senin kadar:)
Yanağımda oğlum bizi sikaca saran esimle fotoğraflarımız çekildi. Daha doğrusu doğum fotoğrafçımızla ilgili aksilikler yaşadığımız ve üzerimizde telefon olmadığı için doktorum kendi telefonunu anestezistimize verdi... Yıllardır girdiği doğumların hakkini verircesine muhteşem
Fotoğraflar çekti... Bu konuda da yardımcı olmuşlar istediğim hiçbir şey içimde kalmamıştı.
Hemşireler ve yeni doğan doktorumuz Merih’imizi hazırlarken beni de çıkış için hazırlıyorlardı... Esim artık dışarda bekliyordu beni... Uzun bir yolculuktu normal doğum yapamamıştım ama sanırım anestezinin etkisinden kendimi biraz halsiz hissediyordum. Ilık bir battaniye örttüler üzerime odama çıkana kadar içim isindi hayallere daldım. Doğum ekibiyle konuştuğum şeyleri duymuyordum artık. Hepimiz çok keyifliydik ama ben çok farklı bir noktadaydım, tebrikleri kabul ediyor etrafa gülücükler saçıyordum ama içimdeki mutluluğu heyecanı anlatacak kelimeleri bulamıyordum... Yaşadığım anları tekrar tekrar düşünüyordum hatta inanmaya çalışıyordum. Bu şanslı insan ben miydim :)
Odama çıktım koridorda ailem teyzelerim kuzenlerim arkadaşlarım bekliyordu. Bir kutlama havası herkeste. Aşağıdan odama çıkana kadar dinlenmiştim adeta... Odama aldılar beni. Herkes Merih’le tanışmıştı. Hemşirelerle yalnız kaldık. Beni yatağıma yerleştirip oğlumu kucağıma verdiler. Emzirmem için yardımcı oldular. Sezaryen olmasına rağmen sütümde hiç sıkıntı olmamıştı. Hemen emzirmeye başladım.
Bebeğim karnini doyururken boncuk boncuk gözlerini dikmiş bana bakıyordu. İşte bu an dünyaları verseler değişmem diyeceğim andı... Sincap gibiydi karnini doyururken iki elini ağzının iki yanına kapatıyor kenardan boncuk boncuk bana bakıyordu... Sanırsınız sütünü elinden alacaklar:)
İlk gecemiz çok sakindi. Hem oğluşum ağlamadığı için hem de göbeğim yüzünden yan odadakiler ne zaman doğum yapacağımı sordular. Gerçekten can sikiciydi. Sezaryenden hep korktum özelliklede sonrasından... Sonuna kadar normal doğuma hazırlanıp da son günler sezaryen mi olacak sorusu içimi huzursuz ederken olup bitivermişti her şey... İlk gece ayağa kalkmakta zorlandım çünkü karnim acıkıp doğum öncesi serumla doyurulduğum için olması gerekenden önce tuvalete gitme ihtiyacım oldu. Daha bacaklarım tam açılmamıştı ama hemşiremin yardımıyla hiç sorun olmadan sezaryen gazından kurtulup ayaklanmıştım. İlk iki ay kadar dikişlerim genişlemesin diye dikkat ettim kaldırdığım ağırlığa onun dışında dikkat etmem gereken başka bir şey yoktu yani sezaryenden boşa korkmuşum. Emzirdiğime için yediğime içtiğime dikkat etmememe rağmen 2 ay içinde kilolarımın çoğu gitmişti. Su an altıncı ayına yaklaştı sincabim ve ben doğumdan önceki halime geri dondum sayılır:)
Aslında sağlıkla bebeğimize kavuştuktan sonra gerisi bostu.... Huzurumuza huzur mutluluğumuza mutluluk gelmişti bizi gerçek bir aile yapmak için aramıza bizden bir parça katılmıştı. Dünyadaki en muhteşem duygu... Ayni anda mutluluk huzur endişe korku gibi hem birbirini tamamlayan hem de birbirine zıt olan birçok duygunun birleşimiydi anne olmak. O güne kadar olmazsa olmaz dediğiniz şeylerden vazgeçmek kendinizden başka birine her şeyden çok emek vermek, tükendim dediğiniz anda yeniden bitmeyen bir enerjiyle doğmak demekti annelik... Yaşanacak en güzel duygu bu hayatta bize bahşedilen en önemli değer....  Bu mucize... :)

23 Ocak 2013 Çarşamba

Tuna Bebek ile Banu'nun Hikayesi

Kontrole gidip bebişini kucağına alan Banu'nun hikayesi sizlerle...

Bebişin adı:
Tuna
Doğum Tarihi: 17.07.2012
Doğum Haftası: 39
Boyu & Kilosu: 49 cm / 3100 gr
Doğum Şekli: Spinal sezaryen
Hastane: Bodrum Devlet Hastanesi

Eşimin bana evlenmekten bahsettiği gün, yani 3 sene önce "eğer çocuk istiyorsan benimle evlenme çünkü ben asla çocuk doğuramam" demiştim. Doğumdan o kadar çok korkuyordum ki korku, anneliğe dair diğer tüm duyguların önüne geçiyordu. Kan aldırmaktan, aşı vurulmaktan, ilaç kullanmaktan bile böylesine ürkerken Türk filmlerindeki çığlık çığlığa geçen doğum sahneleri gözümde canlanıyordu çocuk deyince... Eşimin "olsun ben senle olayım gerisi önemli değil" derken, "ben nasılsa seni ikna ederim" demek istediğini anlamamıştım :) Evlendikten 1,5 sene sonra içimde inanılmaz bir çocuk isteği belirdi. Hayattaki hırslarımızı ve hedeflerimizi bir düşündüm de... Kanımdan, canımdan oluşan bir bebekten daha fazla hangi şey bu denli bana ait olabilirdi. Hayatta bunu en iyi ben yaparım dediğimiz şeyleri bir düşünelim. Bir kadın bir bebek dünyaya getiriyorsa bundan daha iyi ne yapabilir?
Heyecanlı bekleyişimiz başladıktan sonra bir sabah mide bulantısı ile uyandım. Filmlerdeki gibi başım dönmedi ama evet: hamileydim.  İlk üç ay bir şey yiyemedim tam 5 kilo verdim. Evlendikten sonra aldığım kiloları yani. Artık eski kot pantolonlarımın içine girebiliyordum. Cildim daha parlak, saçlarım daha gür olmuştu. Daha fasulye kadarken beni güzelleştiren bebeğim hayatıma kim bilir ne güzellikler katacaktı.6 ay boyunca 24 saat mide bulantısı hissi vardı. 6.aydan sonra ayva göbek çıkmaya başladı. Göbeğim dışında hiçbir yerimde bir farklılık yoktu. Voleybol topu, futbol topu, basketbol topu derken son bir ay neredeyse içime pilates topu kaçmış gibi hissediyordum. Fakat hareketlerimde hiçbir kısıtlama olmadı. Siz sakın yapmayın ama son günlere kadar yukarıdaki raflara uzandım, eğilip yerdeki çöpü kaldırdım. Bu "ben sağlıklı hamileyim" şımarıklığıydı sanırım. 6. ayın sonunda bir gün midemin bulanmadığını fark ettim. Normal nasıl olunuyormuş unutmuşum. Hamilelik öncesi günde 10 bardak içtiğim ve altı ay boyunca ağzıma sürmediğim çayı, o gün tekrar içebildiğim için gerçekten çok mutluydum. Hamileliğim boyunca kontrollerine gittiğim özel hastanenin dünya tatlısı doktoru 8. aya kadar her şeyin yolunda gittiğini söylüyordu. Normal doğum için beni yüreklendirmiş, bebeğim ve benim için daha iyi olduğunu söylemişti. İçimden neler geçtiğini hala tam olarak kendime bile itiraf edemesemde çevremdeki herkese cesur bir şekilde "ben normal doğum yapacağım" diyordum. 36.haftamda doktorum bebeğimin dönmediğini ve dönmeyeceğini söyledi. Sezaryen ile doğurmaya mecbur olduğumu söyledi. Daha 4 hafta vardı nasıl bu kadar net ve karamsar konuşabiliyor dedim. O güne kadar 8 kilo almıştım. "rejim mi yapıyorsun sen, bebeğin çok zayıf" dedi. 2.800 gramın altında doğan bebeklerin emerken şekeri düşebiliyormuş. Tehlikeliymiş. Hep güzel şeyler duymaya alıştığım doktorumun bu sözleri beni çok kızdırmıştı. O günlerde hastanenin muhasebesiyle de bazı görüşmeler yaptım. Size "müşteri" gözüyle baktıklarını ve kâr amacı güttüklerini açık bir şekilde hissettiriyorlardı. 38.haftamda artık çok az zamanım kalmıştı ne yapacağımı kestiremiyordum. Nerede doğuracağım, nasıl doğuracağım, bebeğim sağlıklı olacak mı, canım çok acıyacak mı? Kafamda onlarca soru işareti varken. Haydi bir devlet hastanesine gideyim dedim. “Yeni bir doktor gelmiş, çok iyiymiş" duyumlarım üzerine kalkıp gittim. Fakat o yeni doktor yoktu. Yıllık izindeydi. Beni mecburen eski, huysuz doktor muayene etti. İlgisi ve yorumlarındaki netliği şaşırılacak kadar iyiydi. O da bebeğimin son ana kadar dönme ihtimali olduğunu fakat biraz zor göründüğünü, yüksek ihtimalle Sezaryen olacağını söyleyip kontrol için haftaya gelmemi söyledi. 1 hafta daha çabucak geçti.39. haftamdaydım. Hala nerede doğum yapacağımı netleştirememiştim. Abimle birlikte devlet hastanesine gittik. Bakılan ultrason ve NST sonuçlarım her göreni tedirgin ediyordu. O "yeni gelen, iyi doktor" yıllık izinden dönmüş ve onun doğurtma haftasıymış :) Beni hemen o doktora yönlendirdiler. "Kızım senin sancın var" dedi bana. "Hayır, yok" dedim. "Sen hissetmiyorsundur" dedi. Evet, ben hissetmiyordum. Ben ameliyat masasına yatarken bile hiç sancı hissetmedim.  Bir bebeğim var ama ben doğum sancısının ne demek olduğunu bilmiyorum :) doktor "kiminle geldin" dedi. "Abimle" dedim. "Çağır kocanı gelsin, alacağız bebeği" dedi. "Ne? Nasıl?,Ne zaman?" sorularını ard arda sıralıyordum. Doktor da "basbayağı işte. Hadi çık doğumhaneye işlemlerini yaptır" dedi. Ben tıpış tıpış çıktım. Saat sabah 9.30 civarıydı. Biraz su içmiştim. Sezaryen doğumları spinal anestezi ile yapıyorlarmış. Yalnızca kesilen bölge uyuşturuluyor. Son teknoloji ve en sağlıklısıymış. Anestezi uzmanı ile yaptığım sıkı pazarlık sonrası genel anestezi yaptılar bana. Onlara "Heyecandan bayılırım sonra ayıltmakla uğraşırsınız" dedim. Su içmem sebebiyle hemen genel anestezi yapamayacakları için saat 15:00'e kadar bekleme odasında doğuma hazır bir şekilde yattım. Bodrum’un 17 Temmuz'unda o serin odada 5,5 saat yatmak öyle güzeldi ki... Hamileliğim boyunca, çalıştığım için bu kadar uzun bir süre dinlenmemiştim hiç. Olumsuz iki şey vardı. Biri ailemin de benden habersiz ve merak içinde dışarda o kadar saat beklemesi, diğeri yan yatağımda normal doğumu bekleyen kadının artıp azalan inlemeleri. Sanki kendim birazdan doğuma girmeyecekmişim gibi kadın için dua edip durdum. Saat 15:15'de beni ameliyathaneye aldılar. Gözlerimi yumdum ve yarım saat sonra odamda 49 santim boyu 3.100gram kilosuyla mavi tulumunu giymiş Tuna'm beni emiyordu. Şöyle bir yukarıya baktım da artık toparlamalıyım :)
Benim gibi korkanlar varsa bunu çok ciddi olarak söylüyorum: "Eğer ben doğurabildiysem, herkes doğurur". Bu ne çok zor ne de çok korkulacak bir şey. Aksine hiçbir şeyin yerini dolduramayacağı yüce bir duygu. Allah isteyen herkese hayırlı bir evlat, her evlat için hayırlı bir ömür nasip etsin.
 Sevgilerimle...
Banu


21 Ocak 2013 Pazartesi

Deniz Bebek ve Ceren'in hikayesi

Bodrum'da benim gibi bir Karşıyakalı Ceren.... Hamilelik ve doğum hikayesini onun kaleminden aktarıyorum...


Bebişin adı: Deniz
Doğum Tarihi: 12.11.10
Doğum Haftası: 39+1
Boyu & Kilosu: 49 cm / 2960 gr
Doğum Şekli: Epidural sezaryen
Hastane: İzmir Özel Çınarlı Hastanesi


26 aylık oğlum Deniz’e sevdiği çizgi filmlerden birini açıp, sonunda yazmaya başlayabildim. Ama bana ne kadar süre izin verecek bilmiyorum ve bu zamanı iyi değerlendirmem gerekiyor. Hamileliğin başından başlamak istiyorum çünkü yeni hamileleri yüreklendirici olabilecek süper bir başlangıç yapmıştım. Ne bir mide bulantısı, ne bir baş dönmesi, ne ağlama krizi…Her şey eskisi gibiydi, önceden yaptığım hemen hemen her işi yine yapabiliyordum, ağır olmayan temizlik işleri, işe gitme, işte aynı performansı gösterme – satılık tekneleri listeleme ve fotoğraflama, zaman zaman deneme seyirleri - yardım almadan ve hamile olduğumu kimseye söyleme gereği duymadan teknelere gidip geliyordum. Sabahları 2 -3 km, akşamları 2-3 km yol yürüyordum ve bu bana büyük mutluluk veriyordu, - di’li geçmiş zamanla konuştuğuma bakmayın, yürüyüş hep keyif verdi.
İkinci üç aya girdiğimde yani 4. ayın başlarında rota yada zehirlenme yaşadım, hala tam olarak ne olduğunu bilmiyorum, 1 geceyi acil serviste geçirdim ama bebek çok iyiydi, önemli olan buydu, ben nasıl olsa iyileşirdim, bunu da hiç kafama takmadım ama devlet hastanesinin hijyenden çok çok uzak fiziksel şartlarını unutmam mümkün değil… Bebeğim 16 haftalık olduğu halde karnım nerdeyse dümdüzdü ve Dr. Bey 16 haftalık olduğuna inanmayıp, genel bir ultrason taramasıyla buna hayretler içinde ikna oldu.

28. haftada bebeğimin suyunun ciddi oranda azaldığını üzülerek öğrendik, her hafta kontrole gittim, birkaç basit ilaç ve boool bool su içerek birkaç hafta içinde şaşırtıcı biçimde suyumun neredeyse normal değerlere çıktığını öğrenmek müthiş huzur vericiydi ama o dönemde de çok güçlü olduğumu, her şeyin iyi gideceğini, iyi gitmek zorunda olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Hiç ağlamadan ve hep pozitif düşünerek bu sorunun da üstesinden gelmiştik. Bu annelik nasıl bir şeydi, daha anne olmadan gayet güçlü bir yapıya sahip olmuştum.

Son üç ayı da gayet sağlıklı beslenerek ve toplamda 14 kg alarak tamamlamıştım. Bu yeni görüntüm, kocaman karnım aynada kendime her seferinde ilginç gelse de arkadan bakınca hamile olduğumun belli bile olmaması sevindiriciydi, doğum sonrası fazla kilolarımdan hızla kurtulacağımın habercisiydi. Doğuma 2 hafta kala, özenle yıkayıp ütülediğim bebek giysileri ve kendi ihtiyaçlarımı da içeren doğum çantamı da alarak tek başıma 5,5 saatlik Fethiye – İzmir yolculuğuna başladım :D şaka gibi değil mi? Ama her şey normaldi ve işin ilginci bir defa olsun kasılma hissetmemiştim yada hissetmiştim de bebeğin hareketleri zannediyordum, hala anlamış değilim.

Normal doğum istiyordum ve doğum haftası doktorumun bayram tatiline çıkacağını üzülerek öğrendim. İlk defa tedirgin oldum çünkü aylarca beni ve bebeğimi takip eden ve çok da memnun olduğum doktorumun doğumu gerçekleştirmesini istiyordum, başka bir doktorun değil… Sonunda doktorumun son iş gününde suni sancı alarak doğum yapmaya karar verdim. Çınarlı Doğum Hastanesine varıp, ilk muayene yapıldığında ikinci kez tedirgin oldum çünkü 39. hafta o gün bitmişti ama açılma sadece 2 cm di ve bebeğimin boynuna 2 kez kordon dolanmıştı. Bebeğimin aşağı inmemişti, çok yukarıdaydı. Hem ebe hem de doktorum doğumun her şeye rağmen sorunsuz olabileceğini ancak uzun saatler sancı çekmeye, bebek inmezse de sezaryen doğuma alınmaya hazırlıklı olmamı söylediler. Bu kesinlikle sezaryen için klasik bir ikna konuşması ve para kaygısı değildi, bunu içtenlikle söyleyebiliyorum. Sadece haberdar edilmem gereken bir konuydu o kadar. Bebeğimi riske atmamak için sezaryeni tercih ettim ve yarım saat sonra işte operasyon başlıyordu. Çok aç ve birazda heyecanlı olduğumu iyi hatırlıyordum. Operasyondan değil de epidural anesteziden korkuyordum. Kilolu olmamam sayesinde çok kolay bir anestezi olacağını duyduğumda epey bir rahatladım. Artık tek dileğim normalde 6 olan küçük tansiyonumun 4 lere düşmemesiydi. Her şey yolunda gitti, doğum ekibiyle keyifli bir sohbet sürerken, gülüşmeler, şakalar eşliğinde bebeğimin sesini duydum ve doktorum iyi ki vaktinden biraz daha önce sezaryen olduğumu, çünkü bebeğimin kaka yapmış olduğunu söyledi. Bebeğimi ilk görüşüm hemen solumdaki yatakta onu silerlerken oldu. Ağlayan ve küçük tekneler atan kırmızı zayıfça bebeğim, Deniz’im ordaydı. Onu öpmem için yanıma yatırdılar ve iki öpücükten sonra sanırım akciğer kontrolü için yanımdan aldılar. Sağlıklı olması her şeye bedeldi ve en büyük mutluluğumdu. Hafif bir temizlik operasyonundan sonra – elektrik süpürgesini andıran bir ses çıkaran aletle sanırım içimi temizlediler yada öyle bir şey  - kesinlikle sıfır acı ve negatif hiç bir şey yoktu. Sadece sanki çok hafif bir bira içmiş gibiydim. Hasta bakıcılara oda numaramı bile kendim söyleyerek aralarındaki numara tartışmasına gülüşmeler eşliğinde son verdikten sonra artık odamdaydım.

Sanırım 10 dk kadar sonra bebeğimi getirdiler ve acılı bir emzirme denemesinden sonra doğum sonrasının hamilelikten daha zor geçeceğini anladım. O çok küçüktü, 2.960 kg ve 49 cm. 1 dk bile uyumadan geçirdiğim gecenin de ardından tüm emzirme çabalarım neredeyse sonuçsuz kalıyordu ve sürekli hemşirelerden yardım istemek canımı sıkmaya başlamıştı. Eve dönüp de sonraki günün de aynı şekilde geçmesiyle süt pompası almaya karar verdik ve biraz işe yaramıştı. 2. günün sonunda artık sütüm çok miktarda geliyordu, hatta ilerleyen günlerde fazlasını sağıp saklıyordum ama canımın yanması sinir bozucuydu. Bu acılar yoğun bir şekilde 2 ay kadar, azalarak da toplamda 3 ay kadar sürdü sanırım. Hamile arkadaşlara en büyük tavsiyem emzirme acısına karşı doktorunuzla önceden konuşup, alınabilecek bir önlem varsa almanızdır. Soğan suyunun hamilelikte göğüslere sürülmesi işe yarıyormuş diye sonradan öğrendim ama denemediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. Merak eden arkadaşlar varsa söyleyeyim, sezaryan sonrası birkaç gün içinde rahatlıkla her işimi kendim yapabiliyordum, hatta bebeğimin işerini de Deniz birkaç haftalıkken bile oldukça incelmiştim ve karnım hızlı bir şekilde sıkılaşıyordu. Deniz sanırım 6 aylıkken de 14 kg vererek eski halime dönmüştüm. Bunda günde yaklaşık 2 yada 4 saatlik toplam uykularımın da payı büyüktü ama bu can sıkıcı konuları anlatıp, gözünüzü korkutmam istemem :D

Çok uzun yazdım galiba Mineeee, ne dersin? Hamile arkadaşlara son tavsiyelerim bol bol uyumaları, sağlık engeli yoksa hareketli bir hamilelik geçirmeleri, doğal ve sağlıklı zeytinyağlı sebze yemeklerine ağırlık vermeleri (özellikle son üç ay günde 200 gr eti de dahil ederek) ve doğum sonrası mümkünse sadece anlaşabildikleri insanlardan yardım alarak, doğum sonrası ağlama krizlerinin ve depresyonun geçici olduğunu kendilerine sık sık hatırlatmalarıdır. Daha çok var aslında ama herkes yaşayarak öğreniyor zaten bu süreci. Sağlıklı doğumlar, sağlıklı bebekler diliyorum tüm anne adaylarına.

Ceren G.