18 Mart 2013 Pazartesi

İncirli Muhallebi

İncirli muhallebiyi ilk kez İstanbul Nişantaşı'nda Galata Muhallebicisi'nde yemiştim. 17 Şubat 2011 tam sene geçti ama tadı hala damağımda. Hafızam o kadar iyi değil sadece doğum günüm olduğu için bu kadar net hatırlıyorum yanlış anlaşılmasın :) Sorduğumuzda içine hiç şeker konulmadan yapıldığını söylediler.  O gün orada birde antep fıstıklı muhallebi yemiştik. İkisi de birbirinden güzeldi :) Onların ki gibi hiç şekersiz değil ama lezzeti yerinde ve oldukça basit bir şekilde bende evde yaptım. Şimdi de sizinle paylaşıyorum. Paylaşmadan tadı çıkmaz, keşke gelseniz de evde yaptıklarımı paylaşsam. Afiyet olsun...

Malzemeler;

  • 7-8 tane kuru incir
  • 650 ml süt
  • 1 kahve fincanı şekerü
  • 1 paket pirinç unu
  • 2-3 tane ceviz

Kuru incirleri küçük küçük kesip bir süre sütün içinde bekletiyoruz. Sonra ocagın altını yakıp sütün ılıtıyoruz. Süt ılındıktan sonra el blendrı ile incirleri parçalıyoruz. Şekeri ve bir paket pirinç ununu da ekleyip pişiriyoruz. Daha sonra tabaklara alıp üzerini ceviz ile süslüyoruz.

Not: Ben paketli incir almıştım. Dış kabuğu çok kalınmış o yüzden içlerini sıyırarak kullandım. 

14 Mart 2013 Perşembe

uçtu uçtu 40 uçtu :)


Sonunda kırkımız çıktı. Daha doğmadan kırkımızın çıkmasına programlanmıştık. İlk 40 gün alışma süresi, zorluklar olacak. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, gaz sancıları, yorgunluk... Ama kırkımız çıktımı her şey yoluna girecek, bebek düzene girecek, her şey dünden bugüne değişecekti. Peki ne mi oldu?  

Dün kırkımız çıktı. Kırk gezmesine gittik, kırkımızı uçurduk, akşam kırk banyomuzu da yaptık. Bugün kırk birinci gün... Hayatımızda ne değişti? Pek fazla bir şey değil... Zaten bende dün gece uyuyup bu sabah yeni bir hayata başlayacağımızı düşünmüyordum ama olsa fena olmazdı. Düşünsenize saatinde uyuyup uyanan, güzelce emen, gazını kolayca çıkarıp, gülücükler saçan bir bebek. Rüya gibi değil mi? Çok şükür emme ve gülücük saçma ile ilgili bir sıkıntımız yok ama iş gaz çıkartma ve uykuya gelince oğlum ne babasına ne bana benzememiş uykuyla pek arası yok. Oysa ikimizde fazladan 10 dakika uyumak için neler yaparız.


Kırk gezmesi için bebeğinizi yüksek katta oturan bir aile büyüğüne götürün diyorlar. Ömrü uzun olsun, yüksek mevkilere gelsin diye. Hatta gittiğiniz yerde bebeği yüksek bir yere koyun ki boyu uzun olsun da diyorlar. Ama bizim Bodrum'da aile büyüğümüz olmayınca Ceren Teyzemize gitmeye karar vermiştik. Ama ne şans ki o da öksürüyormuş. Eee hal böyle olunca bizde kırk gezmesi niyetine Turgutreis sokaklarını arşınladık. Uzun uzun yürüdük bol bol temiz hava aldık, güneşten faydalandık. Sonrada Kahve Dünyası'nda kahve içtik.  Hava da öyle güzeldi ki hiç eve dönesimiz gelmedi. Bu arada kırk gezmesine çıkınca anne ellerini yeşilliklere sürüp bebeğinin üstüne sürerse bebeğe hiç nazar değmezmiş. Tabi bunu da yaptık :)


Kırk gezmesini yaptı, yaparken kuaförümüze ve Nalan Ablaya uğradığımız için onlarda bize küçük hediyeler verdiler. Nalan Abla yumurta, şeker, çikolata, pamuk, kuaförüm Derya'da pamuk ve şeker verdi. Pamuk saçları pamuk gibi olsun uzun yıllar yaşasın diye, şeker tatlı dilli olsun güzel bir hayatı olsun diye sanırım ama yumurtayı tam olarak bilmiyorum. Bu kadar gezmenin üzerine akşam babamızda gelince kırk banyosu yaptık.

Bir kaç gün önce facebook'tan sordum kırk bayosunda ne yapılır diye... Eeee konuya komşuya, Ayşe teyzemize  sorduk. Alınan tüm bilgileri birleştirip anonim bir kırk banyosu hazırladık oğlumuza :)

Neler yoktu ki 40 banyomuzda :)


  • 40 tane zeytin yaprağı: Kendiyle çevresiyle barışık uyumlu bir çocuk olsun diye
  • 40 tane deniz kenarından alınmış taş: Taş gibi güçlü kuvvetli olsun diye
  • Birer tutam Tuz - şeker - pirinç: Hayatının tadı tuzu bereketi olsun diye
  • Altın: Zengin olsun diye heralde bilemedim :)
  • Ve oğlumuz eve girerken anneannesi yere bozuk para saçmıştı onları koyduk.
Bu banyo suyuna konan 40 tane taş ve 40 tane zeytin yaprağını ertesi gün bebeğin babası denize atıyor ve bebeğinin geleceği için 3 dilekte bulunuyormuş.  

Bizim anonim 40 banyomuz böyleydi. Önce Can Can yıkandı arkasından onu uyutup ben. Can Can için hazırlanan sudan 1 tas da ben dökündüm. Misler gibi uyuduk sonra ta ki sabah 3'te Can uyanana kadar :)


9 Mart 2013 Cumartesi

CanCan ve Anne Mine -Bizim Hikayemiz-

Bebişin adı: Can
Doğum Tarihi: 01.02.2013
Doğum Haftası: 39 +0
Boyu & Kilosu: 51 cm / 3310 gr 
Doğum Şekli: Epidural +  spinal sezaryen
Hastane: Bodrum Acıbadem Hastanesi

Haziran ayının başıydı hamile olduğumu öğrendiğimde önceleri haftalar çok uzun geliyor, hiç geçmiyordu. Hamile olduğuma inanmam biraz uzun sürdü. Hiç bir hamilelik belirtim yoktu; ne uyukluyordum ne de midem bulanıyordu. Her zamanki gibi devam ediyordu hayat. Önce 11. haftada galiba kız dedi doktorumuz ama net bir şey söylemek için erken. Zaten ben ilk günden beri kız diyordum. 16. haftada aaa erkek geliyor deyince doktorumuz çok şaşırdım. 20. haftaya kadar her şey çok yavaştı sanki günler geçmiyordu. 20. haftada oğluşumun hareketlerini hissetmeye başlamamla günler hızla akmaya başladı. Her gün hem oğluşum büyüdü hem de ben :) Ne zaman günler geçti vakit geldi anlamadım, ama geldi. 


31 Ocak gecesi biraz uyudum biraz heyecan yaptım derken sabah oldu. Bodrum işi doğumumuz için 10:30'da hastanede olacak 13:00'da doğum yapacaktım. Her şey hazır kapının arkasındaki yerini almıştı bir gece önceden :) Eee madem planlı programlı gidiyordum doğuma ablamın dediği gibi prenses işi yapmalıydım. Sabahtan hemen kuaföre gittim, fön çektirdim. Hafif bir makyaj yaptım. İlk izlenim önemli değil mi ama oğluşum güzel görsün beni :) 

10:30 gibi hastanedeydik girişimiz yapıldı odamıza alındık. Ve başladık bize sorulanları yanıtlamaya kat hemşiresi, çocuk doktoru, anestezi uzmanı, bebek hemşiresi.... Hepsi ayrı ayrı gelip sorular sordular, sorularımızı yanıtladılar.Onların arkasından Almila Hoca geldi 12:00'de. Bir de ne görsün dediği hiç bir şey yapılmamış, beni ameliyata hazırlamamışlar. Hafif bir fırça hemşirelere herkes hazırola geçti. Hemen nts bağlandı, istediği ilaç yapıldı ve üzerim değiştirildi. Beni tahtımla (yatağım) ameliyathaneye aldılar. Tabiki benimle beraber Cücü'de geldi. Ameliyat hane kapısında ayrıldık. Onu başkabir odaya aldılar üzerini değiştirdi bense direk ameliyathaneye. 

İçeri girer girmez herkes kendini tanıştırmaya başladı. Ameliyathane buz gibi ama ekip çok sıcak kanlıydı.  Özellikle anestezi uzmanım Haluk Bey ve onun asistanı Ebru Hanım hem çok tatlı hem de çok ilgililerdi. Ama önemli bir sorun vardı; ben epidural katateri taktırmaktan korkuyordum :) Neyse ki Haluk Bey herşeyi anlata anlata yaptı ve hiç canımı yakmadı. tek hissettiğim ilk başta omur arasını belirlemek için yapılan muayenede doktorun parmak ve tırnaklarıydı sonrası çok kolay oldu :) sonra bacaklar karıncalandı, sanki şiştiler şiştiler ve birer kütük oldular.

O sırada Almila Hanım geldi. Hazırlıklar iyice hızlandı ama Cücü yoktu. Nerde nerde diye sorarken kapıdan girdi. Giymiş yeşil ameliyat önlüklerini kocam tam bir doktor olmuş pek yakışmış. 

Saat 14:14'te Can'ımız oğlumuz doğdu. Biraz zor cıktı sıpa, zorladı doktoru... Birde üzerine ağlamayınca aldı beni bir telaş :) ama bir dakika içinde o cılız sesi duyuldu ameliyathanede ve iki derin oh... Cücü ile ben birbirimize baktık günlerdir, aylardır beklediğimiz oğluşumuz artık gelmişti. Hemen yanımıza getidiler sarı bir havlunun içinde. Çok küçük,çok tatlı ve dünyada dokunduğum en yumuşak şeydi oğluşum hiç çekmeselerdi keşke yanağımdan ama alıp gittiler bakımı için. Babası da onunla gitti.



3310gr 51 cmlik minik bir oğlan gelmişti dünyaya. CanCan'ımız bizim oğluşumuz... Odaya çıkar çıkmaz hemen getirdiler oğluşumuzu.  Hemşirelerin de yardımıyla ilk kez emzirdim. Sezaryen olmasına rağmen ne Can'ın emmeye başlamasında ne benim sütümde bir sıkıntı olmadı. İlk gece korkuttu oğluşumuz bizi biraz aspire etti dedi hemşireler yani tıkandı. Kan değerlerinde yükselmeler oldu. Minicik kuzumun eline damar yolu açtılar serum bağladılar, antibiotik başladılar. Hastaneden çıktıktan sonra 5 gün sabah akşam iğneye götürdük bir lokmacığımı :( İlk haftada  3055 gr'a kadar düştü kilosu. Yüzde 10 a kadar kilo kaybı normal dediler de biraz içimiz rahatladı. 15. günde gittiğimiz doktor kontrolüne kadar sürekli endişe ettim kilo alıyormu? Büyüyor mu diye? Ama alıyormuş kuzucuk sütler yarıyormuş oğluşa... Şimdi 4 kiloyu geçti, sadece fizyolojik sarılığı devam ediyor, uzayan sarılık dedi doktorumuz 2 aya kadar sürebilirmiş.Herşey yolunda her gün yeni bir program yapıyor bize. Her gün yeni bir ses çıkarıyor, bir gülücük atıyor renk katıyor hayatımıza gün be gün büyüyor.


5 Mart 2013 Salı

Süt arttıran bitçi çayı

Bebek emziriyorsanız etrafınızdaki herkes ağzınıza bir şeyler sokuşturmaya çalışır. "Sen emziriyorsun kızım yemen lazım süt olur" nidaları eşliğinde ne varsa yedirmek isterler. Ama bir gerçek var ki ne hamileyken ne de emzirirken 2 kişilik yemek fazla kilo dışında bir şey katmıyor bizlere. Ben evdekileri beni zorla yedirmemeleri konusunda ikna ettim. Süt arttırmak için tüm emziren annelere tavsiyem bol bol su içmeleri. Bu arada birçok markanın süt arttıran çayları var bunlarda etkili oluyor. Özellikle Humana Still-teeyi bir çok kişiden duydum. Faydasını gören çok. Bu çayın 200 grlık paketinin fiyatı yaklaşık 20 TL. ama ben sevgili arkadaşım Ceren'den aldığım bitki çayı karışımını aktarda hazırlatıp içiyorum. Tadı oldukça güzel şekerli de şekersiz de içilebiliyor. Sabahları çay içmeyide bıraktım bu bitki çayından hazırlayıp içiyorum. 200 grlık paketi yaklaşık 10 TL gibi tutuyor. Ve oldukça uzun süre gidiyor.

1 ölçü rezene
1 ölçü anason
1 ölçü kimyon
2 ölçü ısırgan

Hepsi karıştırılıyor. 1 fincan sıcak su için 2 tatlı kaşığı kadar koyup bardakta 3-5 dakika demleyip içiyorsunuz. Afiyet olsun...

3 Mart 2013 Pazar

Buziki Orhan Mucizesi :)

Dün geceki hayalim doktorunda artık büyüdü gece 5 -6 saat uykuda kalabilir demesiyle doğumdan sonra ilk kez 5 saat delisiz uyumaktı. Ama sadece bir hayal olarak kaldı :) Gece 01:00'da oğluşun altını üstünü her yerini hazırlayıp yatırdım ve aynen bende uyku moduna geçtim ve saatimi 6:30 kurdum. 04:13'de Can can'ın aglamasıyla hayallerim yıkıldı. Aldım oğluşumu ki ne fark edeyim kuzumun bezinden çıkmış çişleri sırılsıklam olmuş. Tabi üzerini değiştirirken uykusu baya bir açıldı. Sonrada uykuya bir türlü geçemedi. Sürekli emmek istedi emince gazı oldu çıkartamadı derken saatleri birbirine ekledik. Saat çaldığında biz hala oğluşu uyutmaya çalışıyorduk. Karnı doydu, kakasını yaptı, gazını çıkarttı ama bir türlü uykuya geçemedi bıdık. Bir anda Buziki Orhan Osman'ın albümüne bebeğiniz uyusun diye bir bölüm vardı aklıma o geldi.  Hemen telefondan onu açtık.Bir yandan da emzirdim ve Can nakavt oldu. 2 saat sonra tekrar mırıklandığında kucağıma dahi almadım açtım Buziki Orhan'ı koydum başucuna 5 dakika içinde bayılmıştı. 

Buzuki Orhan Osman ve eşinin hayatı, bebeklerinin kolik olması nedeniyle kâbusa dönüşmüştü. Anne karnındaki sesleri aradığı için sürekli ağlayan bebeğin imdadına, müzisyen olan babanın süpürge, su ve kalp atışı seslerini kullanarak geliştirdiği albüm yetişti.

Buzuki Orhan, üç yıldır yeni bir albüm üzerinde çalışıyor ancak bu kez yaptığı albüm çok farklı. Çünkü bunda elektrik süpürgesi sesinden kalp ritmine, fön makinesi uğultusundan tazyikli su sesine kadar birçok ritmi bir arada bulmak mümkün. Üstelik 200 kez stüdyoya girerek hazırladığı 70 dakikalık bu albüm için Buzuki Orhan’ın hedeflediği kitle de ilginç: O, bu albümü 0-3 aylık kolikli bebekler için yaptı. Alıntı Sabah Gazetesi Ekim 2010


Can aslında kolik bir bebek değil ama anne karnındaki sesleri dinlemek ona da iyi geliyor. Bu arada deliksiz uyku hala hayallerimi süslüyor :) 




2 Mart 2013 Cumartesi

Yenidoğan dönemi bitti :)

Koskoca bir ayı devirdik. Bodur Şubat bitti, mart geldi. Hayatımızın en uzun, en kısa, en uykusuz, en mutlu, en endişeli, en meraklı, en şevkat dolu, en titiz, en hijyenik, en süt kokulu, en keyifli, en en en en Şubatıydı. Oğluşumuz martın gelişiyle yeni doğanlıktan çıktı ve 1 aylık oldu. 1 ay nasıl geçti anlamadık ama gün gün saydık oğluşumuzun kaç günlük olduğunu Can can bize hergün yeni bir program yaptı. Bir gece bıraktı rahat rahat uyuyalım, bir gece olmaz oturacağız, gazımla ilgilenin dedi. Rahat rahat uyumak derken yanlış anlamayın 2 saatte bir emzirdim oğluşumu ilk ay rahat uyumaktan kastım o iki saatin 1,5 saatini uyumak :)

Bugün Can can'ın 1. ay doktor kontrolü vardı. 1. ay kontrolüne yeni doktorumuza gittik. Eski doktorumuzu ne kadar sevsek de Acıbadem'de her gittiğimizde yaşadığımız sıkıntılar sonucunda oradaki doktorumuzu bıraktık. Yeni doktorumuz Sibel Kılıçaslan. Bugünkü kontrolümüze göre boyumuz 55cm, kilomuz 4100 gr olmuş :) Sarılığımız devam ediyor ama endişe edilecek bir durum yokmuş. Uzayan sarılık dedikleri bu durum 2 aya kadar devam edebilirmiş. Ayrıca Hepatit B aşımızın 2. dozu yapıldı. İlk 1 ay 2 saatte bir  olan emzirme düzenimiz bugün itibariyle değişiyor. Artık geceleri uzun uyku var :) Bu gece ilk deneme bakalım nasıl olacak?? Bugünden itibaren gündüzleri 2,5 - 3 saatte bir emecek Can bey gece uykusunda ise 5 - 6 saat bırakabileceğiz. Oğluşun iliği kemiği dinlenecek. O öyle tatlı tatlı uyurken uyandırmak nasıl içimi acıtıyordu anlatamam. Şimdi en azından gece rahat edecek bebişim. Bu arada çaktırmayın bende kesintisiz uyuyacağım tabi Genel Müdürümüz izin verirse :)


28 Şubat 2013 Perşembe

Bu bir şikayettir... -Bodrum Acıbadem Hastanesi-

Sabah 7'de oğluşu emzirmek için uyandım. Can Beyi aldım uyandırdım, emzirmeye başladım ama sağ kürek kemiğimin altında bir ağrı başladı. Hani kulunç oldu deriz acır, ağrır kolunu kaldıramazsın, öldürmez ama süründürür bir ağrı vardır. İşte öyle ağrıyordu. Ama bir süre sonra ağrı şiddetlenmeye başladı. Can'ı babasına verdim, yatırdı. Bende yattım ama ne mümkün ağrı git gide arttı.Cüneyt'in evden çıkma vakti geldiğinde artık öyle bir hal almıştı ki nefes alamıyordum. Kürek kemiğimin altından başlayan ağrı koltuk altımdan göğsüme doğru geliyor, nefesimi kesiyordu. Ağrıdan ağlıyordum artık. Hal böyle olunca hastaneye gitmeye karar verdik. Alelacele çıktık. Oraya mı gitsek buraya mı gitsek derken en yakın Bodrum Acıbadem Hastanesi diye oraya gittik. Ve başımıza neler geldi???

Daha hastaneye gitmeden aradık. Ağrıyan kürek kemiği olunca ortopediste gitmek gerekir diye düşündük ve doktorun müsait olup olmadığını sorduk. Hastaneye girdiğimizde saat 9'du. Doktorun sekreterine gittik giriş yaptırdık ama doktoru bulabilene aşkolsun. Doktorumuz sözüm ona visite çıkmış ama ne cep telefonuna bakıyor ne gören var kendisini. Neyse 15 dakika sonunda geldi. (Ben bu arada ağrıdan nefes alamamaktan ağlıyorum) Ve tam bir özel hastane ritueli olarak muayene bile etmeden bir film çektirelim  bir de sizi dahiliyeye yönlendirelim dedi. Tamam dedik. Film çekildi. Sonra bizi acildeki girişim odasına aldılar. Ortopedistimiz geldi. Sizi Kalp ve Damar Cerrahına yönlendirdim, bir de o görecek dedi, dahiliyeden vazgeçmiş belli. Bu arada nefes alırken çok acıyo dedim ya oksijen bağladılar. Diyorum ki nefes alabiliyorum sadece çok canım yanıyor. Olsun olsun dediler. Aaa hakkını yemeyeyim  sırtımı dinledi bir de çektirdiği filme baktı ortopedistimiz. O gitti arkasından  Kalp ve Damar Cerrahı geldi. Ne yaptı dersiniz sırtımı dinledi ve çekilen filme baktı, bir tahlil de o istedi. Doğum sonrası emboli olabilir dedi. Tahlil için kan aldılar, yarım saate çıkar dediler. 40 dakika geçince sorduk, ık mık ettiler laboratuarı aradılar. Bu arada Cücü kanı bulamadıklarını duymuş. Sonra ben hemşireye sordum. Yok, yok kan kayıp değil bakıyorlar tahlilinize dediler. Kan alındıktan 1 saat 20 dakika sonra kan pıhtılaşmış tahlil yapamıyoruz tekrar kan alınması lazım dediler, çocuk kandırır gibi... Yaa Özel hastanede acilde sadece bir tek hasta ben varken kanı kaybettiler. Biraz yoğun olsalar ne yapacaklar acaba. Yeniden kan alındı, yeniden bekledik. Bu arada tabi ki iyice sinirimiz gerildi. 9:00'da girdiğimiz hastanede 11:30 olmuştu ve hala hiçbir sonuç alamamıştık. Sonunda kan tahlili çıktı. Bu sefer kardiolog olan başhekim geldi. Sırtımı dinledi, filme baktı, tahlil sonuçlarına baktı. İtiraf etmeliyim en ilgili doktor kendisiydi. Birkaç muayene daha yaptı, birde Eko kardiografi çekti. 
VE SONUÇ... BASİT BİR KAS AĞRISI.

Eee zaten biz bunu bilerek geldik, belki beni biraz rahatlatırlar diye ama anlatamadık derdimizi. Bir yandan birşey atlamak istememelerini anlıyorum ama bu kadar uzun süre bekletilmek bomboş hastanede kan örneğinin kaybedilmesini,ağrıdan ağlayan hastanın bu kadar bekletilmesini anlamıyorum. Sonuç olarak ben beklerken ağrım hafifledi. Emzirdiğim için ağrım da hafifleyince öylece gönderdiler beni. Tek tavsiye sıcak kompress ve masaj :) Zaten doktora gitmesem de o sürede geçecekti ağrım... Neyse ders oldu bize bir daha Bodrum Acıbadem'e  mecbur kalmayız inşallah. 

Bugün itibariyle Acıbadem'le olan tüm bağlantılarımızı kesiyoruz. Çocuk doktorumuzu ne kadar sevsek de güvensek de bırakacağız olanlar yüzünden. Bugün benden aldığı örneği kaybeden yarın çocuğun tahlilini başkasıyla karıştırır. Her şey beklenir vallaha..

25 Şubat 2013 Pazartesi

Nutellalı Krep :)

Hem çok basit hem de masadaki herkesin ağzının suyunu akıtacak bir tatlı :) NUTELLA'lı KREP... Nutella'yı sevmeyen heralde çok az insan vardır. Biz eve Nutella aldık mı Cücü'ye hep söylerim yaratıcıol tahmin edemeyeceğim biryere sakla kavanozu diye çünkü benim olduğum evde ömrü çok kısa :) Mümkün olduğunca da eve almamaya çalışıyoruz. Ama haftasonu Cücüyle iddaya girdim ve kaybettim. İddaya göre Cücü kazanırsa ben Nutella'lı krep hazırlayacaktım ben kazanırsam da 45 dk masaj :) Cücü kazandı... Dün Nutellamızı aldık. Bugün akşamsa yemekte sadece zeytinyağlı ıspanak ve yoğurt vardı. Çünkü arkasından Nutellalı kreplerin içine düştük :) İçine düştük diyorum çünkü sonunda hepimizin elleri, ağzı çikolata içindeydi:)


Malzemeler

1 bardak süt
1 bardak su
1 tatlı kaşığı tuz
2 yumurta
Yaklaşık 1,5 -2 bardak un

Önce süt, su, yumurta ve tuzu çırpıyoruz. Sonra unu kaşık kaşık ekleyip güzelce içinde hiç topak kalmayacak şekilde çırpıyoruz. Hazırladığımız karışımdan ben 9 tane krep çıktı. Hazırladığınız karışım hem sulu hemde kepçeye aldığınızda ağır olmalı. Nasıl diye sormayın ablamda bana aynen böyle anlatmıştı ve ben krep yapmayı hiç beceremeyen insan başardım. Hem de artık hiç bir krebim dağılmıyor, parçalanmıyor. Her seferinde babanda mı krep ustasıydı beee :) gibi bir nidayla masaya gelebiliyorum.


Krepleri pişirirken ocağınızın en büyük gözünü kullanın ve her seferinde sıvı yağ ile tavanızı yağlayın. Asıl püf nokta ise tavanızın  çok iyi bir şekilde kızmış olması... Ve güzel bir krep tavanızın olması.

Herkese afiyet olsun...

12 Şubat 2013 Salı

CAN'lı günler...

Tam 11 gün oldu Can Bey aramıza katılalı... 11 gün nasıl geçti, ne yaptık, neredeydik, neler yaşadık hepsi hayal meyal :) Daha önce doğum yapanlarınız bilir ilk zamanlar bebeğin düzeni olmadığı için sizinde pek düzeniniz olmuyor hele ki bir de tecrübesizseniz benim gibi her saniyeniz ayrı bir macera oluyor. Daha önceden kabullendiğimiz gibi oldu evin Genel Müdürü artık Can OLGUN... O ne derse o... Uyuyalım diyor uyuyoruz. Yok ben bu gece nöbete tutacağım sizi diyor tamam diyoruz.

Can babasına benzeyen bir bebek, uyku konusunda bile.... Canı istemez ise uyandırmak öyle zor ki... Söylenen tüm yöntemleri deniyoruz. Altını açmak, soymak, gıdıklamak, ayaklarını sıkıştırmak... Uyumak istiyorsa benim oğluşuma hiçbir numara sökmüyor.

Uzun lafın kısası Can Bey ve ben gayet iyiyiz... Doğum hikayemizi yakın zamanda yazmaya niyetim var ama tabi Can izin verirse :)

31 Ocak 2013 Perşembe

Lohusa Şerbeti (Kaynar)

 Eve yeni bebek gelirde evde lohusa şerbeti yapılmaz mı? Annem İzmir'den taşımış getirmiş lohusa şerbeti için gerekli olanları. Yarın hastaneye götürmek üzere bu akşamdan bir miktar yaptık bile :) Eeee yapmışken tarifini vermemek olmaz.  Bu arada lohusa şerbetinin en sevdiğim yani şahane kırmızı rengi :)



200 gr lohusa şekeri (kızamık şekeri)
1 tane kabuk tarçın
3-4 tane karanfil
2,5 su bardağı şeker
3 litre su
Badem

3 litre suyu tencerede kaynattık. Su kaynadıktan sonra 200gr lohusa şekerini, 1 tane kabuk tarçını ve 3-4 tane karanfili kaynayan suyun içine atıp lohusa şekeri eriyene kadar kaynattık. Lohusa şekeri eridikten sonra içerisine 2,5 su bardağı toz şekeri ekleyip 15 dakika daha kaynattık. Eğer tadı çok şekerli gelirse biraz su ekleyerek tadını azaltabilirsiniz. Üzeri için bademlerin kabuklarını soyduk ve her bir bademi birkaç parçaya bölüp teflon tavada kavurduk.  Eeee artık sıcak yada soğuk tercihinize göre içebilirsiniz. Afiyet olsun..

  • Bademlerin kabuklarının kolayca çıkması için üzerlerine kaynar su döküp 2-3 dakika sonra kabuklarını elinizle soyabilirsiniz.
  • Bazı yerlerde lohusa şekerine kızamık şekeri de deniyor.
  • Bu malzemelerin hepsini aktarlarda bulabilirsiniz.