21 Ocak 2013 Pazartesi

Deniz Bebek ve Ceren'in hikayesi

Bodrum'da benim gibi bir Karşıyakalı Ceren.... Hamilelik ve doğum hikayesini onun kaleminden aktarıyorum...


Bebişin adı: Deniz
Doğum Tarihi: 12.11.10
Doğum Haftası: 39+1
Boyu & Kilosu: 49 cm / 2960 gr
Doğum Şekli: Epidural sezaryen
Hastane: İzmir Özel Çınarlı Hastanesi


26 aylık oğlum Deniz’e sevdiği çizgi filmlerden birini açıp, sonunda yazmaya başlayabildim. Ama bana ne kadar süre izin verecek bilmiyorum ve bu zamanı iyi değerlendirmem gerekiyor. Hamileliğin başından başlamak istiyorum çünkü yeni hamileleri yüreklendirici olabilecek süper bir başlangıç yapmıştım. Ne bir mide bulantısı, ne bir baş dönmesi, ne ağlama krizi…Her şey eskisi gibiydi, önceden yaptığım hemen hemen her işi yine yapabiliyordum, ağır olmayan temizlik işleri, işe gitme, işte aynı performansı gösterme – satılık tekneleri listeleme ve fotoğraflama, zaman zaman deneme seyirleri - yardım almadan ve hamile olduğumu kimseye söyleme gereği duymadan teknelere gidip geliyordum. Sabahları 2 -3 km, akşamları 2-3 km yol yürüyordum ve bu bana büyük mutluluk veriyordu, - di’li geçmiş zamanla konuştuğuma bakmayın, yürüyüş hep keyif verdi.
İkinci üç aya girdiğimde yani 4. ayın başlarında rota yada zehirlenme yaşadım, hala tam olarak ne olduğunu bilmiyorum, 1 geceyi acil serviste geçirdim ama bebek çok iyiydi, önemli olan buydu, ben nasıl olsa iyileşirdim, bunu da hiç kafama takmadım ama devlet hastanesinin hijyenden çok çok uzak fiziksel şartlarını unutmam mümkün değil… Bebeğim 16 haftalık olduğu halde karnım nerdeyse dümdüzdü ve Dr. Bey 16 haftalık olduğuna inanmayıp, genel bir ultrason taramasıyla buna hayretler içinde ikna oldu.

28. haftada bebeğimin suyunun ciddi oranda azaldığını üzülerek öğrendik, her hafta kontrole gittim, birkaç basit ilaç ve boool bool su içerek birkaç hafta içinde şaşırtıcı biçimde suyumun neredeyse normal değerlere çıktığını öğrenmek müthiş huzur vericiydi ama o dönemde de çok güçlü olduğumu, her şeyin iyi gideceğini, iyi gitmek zorunda olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Hiç ağlamadan ve hep pozitif düşünerek bu sorunun da üstesinden gelmiştik. Bu annelik nasıl bir şeydi, daha anne olmadan gayet güçlü bir yapıya sahip olmuştum.

Son üç ayı da gayet sağlıklı beslenerek ve toplamda 14 kg alarak tamamlamıştım. Bu yeni görüntüm, kocaman karnım aynada kendime her seferinde ilginç gelse de arkadan bakınca hamile olduğumun belli bile olmaması sevindiriciydi, doğum sonrası fazla kilolarımdan hızla kurtulacağımın habercisiydi. Doğuma 2 hafta kala, özenle yıkayıp ütülediğim bebek giysileri ve kendi ihtiyaçlarımı da içeren doğum çantamı da alarak tek başıma 5,5 saatlik Fethiye – İzmir yolculuğuna başladım :D şaka gibi değil mi? Ama her şey normaldi ve işin ilginci bir defa olsun kasılma hissetmemiştim yada hissetmiştim de bebeğin hareketleri zannediyordum, hala anlamış değilim.

Normal doğum istiyordum ve doğum haftası doktorumun bayram tatiline çıkacağını üzülerek öğrendim. İlk defa tedirgin oldum çünkü aylarca beni ve bebeğimi takip eden ve çok da memnun olduğum doktorumun doğumu gerçekleştirmesini istiyordum, başka bir doktorun değil… Sonunda doktorumun son iş gününde suni sancı alarak doğum yapmaya karar verdim. Çınarlı Doğum Hastanesine varıp, ilk muayene yapıldığında ikinci kez tedirgin oldum çünkü 39. hafta o gün bitmişti ama açılma sadece 2 cm di ve bebeğimin boynuna 2 kez kordon dolanmıştı. Bebeğimin aşağı inmemişti, çok yukarıdaydı. Hem ebe hem de doktorum doğumun her şeye rağmen sorunsuz olabileceğini ancak uzun saatler sancı çekmeye, bebek inmezse de sezaryen doğuma alınmaya hazırlıklı olmamı söylediler. Bu kesinlikle sezaryen için klasik bir ikna konuşması ve para kaygısı değildi, bunu içtenlikle söyleyebiliyorum. Sadece haberdar edilmem gereken bir konuydu o kadar. Bebeğimi riske atmamak için sezaryeni tercih ettim ve yarım saat sonra işte operasyon başlıyordu. Çok aç ve birazda heyecanlı olduğumu iyi hatırlıyordum. Operasyondan değil de epidural anesteziden korkuyordum. Kilolu olmamam sayesinde çok kolay bir anestezi olacağını duyduğumda epey bir rahatladım. Artık tek dileğim normalde 6 olan küçük tansiyonumun 4 lere düşmemesiydi. Her şey yolunda gitti, doğum ekibiyle keyifli bir sohbet sürerken, gülüşmeler, şakalar eşliğinde bebeğimin sesini duydum ve doktorum iyi ki vaktinden biraz daha önce sezaryen olduğumu, çünkü bebeğimin kaka yapmış olduğunu söyledi. Bebeğimi ilk görüşüm hemen solumdaki yatakta onu silerlerken oldu. Ağlayan ve küçük tekneler atan kırmızı zayıfça bebeğim, Deniz’im ordaydı. Onu öpmem için yanıma yatırdılar ve iki öpücükten sonra sanırım akciğer kontrolü için yanımdan aldılar. Sağlıklı olması her şeye bedeldi ve en büyük mutluluğumdu. Hafif bir temizlik operasyonundan sonra – elektrik süpürgesini andıran bir ses çıkaran aletle sanırım içimi temizlediler yada öyle bir şey  - kesinlikle sıfır acı ve negatif hiç bir şey yoktu. Sadece sanki çok hafif bir bira içmiş gibiydim. Hasta bakıcılara oda numaramı bile kendim söyleyerek aralarındaki numara tartışmasına gülüşmeler eşliğinde son verdikten sonra artık odamdaydım.

Sanırım 10 dk kadar sonra bebeğimi getirdiler ve acılı bir emzirme denemesinden sonra doğum sonrasının hamilelikten daha zor geçeceğini anladım. O çok küçüktü, 2.960 kg ve 49 cm. 1 dk bile uyumadan geçirdiğim gecenin de ardından tüm emzirme çabalarım neredeyse sonuçsuz kalıyordu ve sürekli hemşirelerden yardım istemek canımı sıkmaya başlamıştı. Eve dönüp de sonraki günün de aynı şekilde geçmesiyle süt pompası almaya karar verdik ve biraz işe yaramıştı. 2. günün sonunda artık sütüm çok miktarda geliyordu, hatta ilerleyen günlerde fazlasını sağıp saklıyordum ama canımın yanması sinir bozucuydu. Bu acılar yoğun bir şekilde 2 ay kadar, azalarak da toplamda 3 ay kadar sürdü sanırım. Hamile arkadaşlara en büyük tavsiyem emzirme acısına karşı doktorunuzla önceden konuşup, alınabilecek bir önlem varsa almanızdır. Soğan suyunun hamilelikte göğüslere sürülmesi işe yarıyormuş diye sonradan öğrendim ama denemediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. Merak eden arkadaşlar varsa söyleyeyim, sezaryan sonrası birkaç gün içinde rahatlıkla her işimi kendim yapabiliyordum, hatta bebeğimin işerini de Deniz birkaç haftalıkken bile oldukça incelmiştim ve karnım hızlı bir şekilde sıkılaşıyordu. Deniz sanırım 6 aylıkken de 14 kg vererek eski halime dönmüştüm. Bunda günde yaklaşık 2 yada 4 saatlik toplam uykularımın da payı büyüktü ama bu can sıkıcı konuları anlatıp, gözünüzü korkutmam istemem :D

Çok uzun yazdım galiba Mineeee, ne dersin? Hamile arkadaşlara son tavsiyelerim bol bol uyumaları, sağlık engeli yoksa hareketli bir hamilelik geçirmeleri, doğal ve sağlıklı zeytinyağlı sebze yemeklerine ağırlık vermeleri (özellikle son üç ay günde 200 gr eti de dahil ederek) ve doğum sonrası mümkünse sadece anlaşabildikleri insanlardan yardım alarak, doğum sonrası ağlama krizlerinin ve depresyonun geçici olduğunu kendilerine sık sık hatırlatmalarıdır. Daha çok var aslında ama herkes yaşayarak öğreniyor zaten bu süreci. Sağlıklı doğumlar, sağlıklı bebekler diliyorum tüm anne adaylarına.

Ceren G.

20 Ocak 2013 Pazar

Annelik üzerine...


Annelik üzerine yazılmış çok güzel bir yazı.... Tüm anneler, hamişler ve anne olmak isteyenler için....




BEN ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.
Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
O küçücük ellerle renk...li kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.
Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.
Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.
Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.
Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.
Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.
Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.
Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.
Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.
Annesinden zorla ayırdılar diye "Uçan Fil Dumbo!" çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.
Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.
Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.
38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.
ANNE OLMASAYDIM EĞER;
Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.
SEN OLMASAYDIN EĞER; yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.
SEN OLMASAYDIN EĞER; ben asla "anne" olmayacaktım. Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım....

"ALINTI"


18 Ocak 2013 Cuma

Beril Bebek & Serpil'in Hikayesi


İlk doğum hikayemiz Bursa'dan geldi :) Beril bebiş normal doğum ile dünyaya gelmiş tam bir tosuncuk; 4300 gr doğmuş. Beril bebek ve Serpil Hanım'ın hikayesini Serpil Hanım'ın kaleminden aktarıyorum. Paylaşımınız için teşekkürler Serpil Hanım...


Bebişin adı: Beril
Doğum Tarihi: 28.10.2010
Doğum Haftası: 39+5
Boyu & Kilosu: 52cm / 4300gr 
Doğum Şekli: Normal
Hastane:Bursa Acıbadem Hastanesi


O kadar çok anlattım, o kadar çok dalıp dalıp düşündüm ki...Her seferinde apayrı detayları hatırlayıp, başka anları atlaya zıplaya anlatıyordum. Hamile kalmadan çok önceleri bile nedense normal doğum yapmak isteği vardı içimde. İçimden hep bir ses beni buna itti. NORMAL.. evet her şey normal olmalıydı. Normal bir hamilelik geçirip normal doğum ile dünyaya getirmeliydim bebeğimi. Her şeyin başı sağlık. Ama biraz telkin, biraz soğukkanlılık, biraz heyecan, biraz merak.. Hepsi karmaşık bir halde istiyordum bunu. Aslında kan görmeye dayanamam, kötü bir haber karşısında hafif bir baygınlıkla olduğum yere yığılıverirdim. 22 yaşımda sağ kulağıma deldirdiğim 2.küpe deliğinde ki küpeyi çıkarırken şak diye bayılan ben değil miydim??? Yara bandının altındaki yaraya zor bakar, pansuman yapmakta zorlanırdım. Annem bu idealimi bildiğinden bana hep ''sen normal doğum falan yapamazsın'' diye söylenir, güler geçerdi. Ama anlatamadığım bir şey vardı. Benim derdim can acısı değildi ki!!!! Neyse o his, içim o tarz şeylerde gıcık olur, ürperirdim. Halbuki kolay ağlayan, yılan, pes eden, bir yerim ağrıdığında belli etmeyen devam eden, insanların huzurunu dağıtmamak için söylemeyen bendim. ''Canı sert'' denilen insan tipiydim. Evet o sancıları çekip bebeğime kavuşacaktım. Ama sezaryen masasında uyutulup, sancı ile uyanıp, kendi acımdan bebeğime zar zor göz ucu ile bakmamalıydım. Herkese bebeğim nasıl diye soramazdım. İlk ben görecektim. Asıl herkes bana sorsundu :) Hele ki diğer ihtimal.....onu düşününce de ürperdim. Ciddi bir uyuşukluk sonu ben ayıkken karnım kesilecek, bebek çıkarılacak, hemşire, doktor, hasta bakıcı kendi aralarında diyalog halinde, ciddi bir iş yaparken benim heyecanımı kim nasıl paylaşacak? Peki ya sonrası adım adım yürü, yavaş eğil, dikiş yerini temiz tut, pansuman yap....Yok yok... Buda değildi.. İzlediğim bir sezaryen ameliyatı videosu son nokta oldu. Elim ayağım buz kesmiş, terlemeye başlamıştım bile....

Gayet güzel giden bir hamilelik sonunda sona yaklaştım. Doktorum 2.kızını daha 11 ay önce dünyaya getirmiş süper bir anne ve doktordu. Bana önce psikolog oldu, dinledi, anladı, anlattı. Sonra abla oldu, öğüt verdi, yaşadıklarını paylaştı. Sonra doktor oldu, hep yanımdaydı, çok profesyoneldi. Güvenim sonsuzdu.Yalnızca aldığım kilolara biraz kızıyordu. 63 kilo ile kaldığım hamileliğimi 84 kilo ile bitirmiştim. Bebeğim ultrason kontrolünün sonunda 3,500-3,800 arası gözüküyordu. Eşim 4,500 ben ise 3,600 doğmuş iri bebeklerdik. Kızım da haftasına göre birazcık ileride gibiydi. Sağlıklıydı en önemlisi de buydu. 32. haftada erken kasılma nedeniyle 2 güncük hastanede yatıp çıkmıştım. Tedbirdi bu, gelip geçmişti. Artık her şey hazırdı ve bekliyorduk. Çantam, kızımın odası. Zaten evdeydim bütün gün. Benim dünyaya gelişim bir sabah kanamasıyla olmuş. Az sancılı ve vakitsiz. Neredeyse 3 hafta evvel gelmişim. Bende kafamda öyle bir senaryo uydurup gidiyordum. Bir sabah uyanacağım ve kanama ile hastaneye gideceğiz. Kendimi dinliyordum. Sancı nasıl olacaktı, nereden başlayacaktı, nefes böyle alıp şöyle verecektim..Hikaye.....:))

27 Ekim sabahına zor uyandım. Gece cam açık uyumuşum. Dün gece de zor uyudum, nefes zor aldım. Burnum tıkalı, kemiklerim ağrıyor. Kesin üşüttüm, grip olacağım. Eve yardıma gelen abla işini halletti, çıktı gitti. Ocağa fasulye koydum kaynasın. Uyumuşum,pişmişler iyice. Birde yağmur başladı ki, yeni silinen camlar mahvoldu. Ama bugün kızım çok hareketsiz. Koca gün 2-3 tekme attı. Zaten yatıyorum o da mı dinleniyor ne? Eşim aradı saat 15,30 gibi, anlattım. Hiç tepki vermemesi gereken bu olaya ''hemen ara doktoru'' dedi.Hı hı dedim. Aramadım. Dayanamadım aradım. Gel bir bakalım dedi. Öfleye pöfleye çıktık evden. Eşim çantalarımızı da aldı. Ne gerek var kontrol olup gelecektik. Giyindim, süslendim, makyajımı yaptım, mutfağı toparladım çıktık. Ama nasıl bir yağmur, dura kalka zor gidiyoruz...

Nst de her şey normal ama bebek hareketsiz diye 'hadi yat sen burada bu akşam' dedi doktorum. Olurdu olmazdı yattık bile. Atv de Avrupa Yakası, oturduk izliyoruz. Sürekli nst ye bağlıyım. Doktorcum bebekten yana endişeli. Sürekli soruyor,hareketler nasıl ??? Az işte! Anneler arandı, o yağmurda geldiler, gittiler. Sıkıldım patlayacağım. Hadi eve gidelim, yok olmaz... Bu gece buradayız...

Sabaha karşı uyandım. 4. kattaki odamdan dışarıyı seyrediyorum. Vardiya otobüsleri işe gidiyor, şehrin göbeği yeni yeni aydınlanıyor. Girdim bir duş aldım. Tırnaklarımı kestim, törpüledim, oje sürdüm. Akşam ki ziyaretlerden kalan kuru pastaları yedim. Eşim hala uyuyor. İnternette dolaştım. Artık saat  07,30. Hemşireler nöbet değiştirdi. Eşim uyandı, saat 08,30. Doktorum daha ofisine uğramamış, çantasıyla montuyla yanımda. "Nasıl geçti?" diyor gecen. Zaten almış haberleri hemşireden. Akşam da gelmişti kontrole. Kızı kucağında. ''Sakın bu gece doğurma, yüzerek bile gelemem her yer göl olmuş'' demişti.Şükür sabahı yaptık diyor :))

Yanıma oturdu,elimi tuttu. ''Bak haftan güzel (39+4) bebek iyi. Eve git derim 1 saat sonrada gelebilirsin, 1 hafta sonrada. Bebek iri gibi. 4 kiloyu görürsem sezaryene alırım, bebeği riske atamam. İstersen vuralım suni sancı, yapalım doğumu. Nasıl ister misin?? Ben aşağıya ineyim, üstümü değişip geleyim siz verin kararı'' dedi ve gitti. Düşündük, konuştuk eşimle tamam dedik. Saat 08:45 te kararı bildirdik. ''1 nolu kahvaltıyı verin'' dedi hemşireye, tıbbi terimden oluşan birkaç cümle kurdu ve gitti. 1 nolu kahvaltı da 1 pötibör, bisküvi, açık şekersiz çay, 1 dilim beyaz peynir!!!!!  Allahım ben peynir yemem ki, açım açç... Yok diyor hemşire bu kadar!!!

Saat 09:15'te sol kolumdan sancı serumu bağlandı. Her şeyimi çıkarıp, yeşil önlüğü giydirdiler. Kolda serum, tamamen hasta moduna girdim bile. Anneler geldi. Heyecan dorukta. Bekliyorum sancı falan yok! Yemek yok, su yok! Açım diyorum dinleyen yok! Yağmur yine başladı, camdan süzülen damlaları yalamak istiyorum o denli susadım... Hasta bakıcı kolumda turluyoruz koridoru. Hadi diyorum kızcağıza, hızlı yürüsene. Yavaş olun diyor gülerek. Eee ama sancı yok hadi gelsin diyorum. Saat 12:00 yok ! Saat 13:00 yok! adet sancısı gibi birşeyler başladı sanki yavaş yavaş sinsi sinsi. 1-2 saate şiddetlendi. Artık yatağıma yatmak istiyorum, hızlandı çünkü. Bu arada telefon trafiği. Arayan, soran, haberi olan olmayan. Kızıyorum içimden. Yan  misafir odasına geçiyorlar, Tv açık gözüm takılıyor arada. Saat 15:30'da artık sancılar şiddetli. Aklıma ayağa kalkmak gelmiyor, gelemiyor. Doktorum her fırsatta yanımda. Alttan muayene ediyor açılma yok daha. Diyor ki seni biliyorum, tamam dediğin an o andır. O zaman vuracağım epiduralini. Biraz daha sık dişini. Saat artık 16:30'a geldi. Sancılar bildiğin kuru karın ağrısı. Hani bağırsaklarını bozarsın bir gece yarısı zor atarsın ya kendini tuvalete aynı sancı işte!!! Saat 17:00 tamam dedim eşime, vurulsun epidural. Kontrolde açılma 4 cm.e ulaşmış ama yeterli değil. Anestezi uzmanları geldi hazırlıklar tamam. Ellerimi eşim tutuyor, başımı da hemşirenin göğsüne yaslıyorum. 15-20 dk. sonra sancım azaldı, rahattım. Bu arada arkadaşlar geldi ziyarete .Biraz lafladık, biraz güldük. Solumda sürekli ebe hemşirem ve nst cihazım. Doktorum 18:00'den sonra hep yanımda, sağımda. Sancılar bitti derken bir baskı gelip gidiyor. Doktorum tarif ediyor, "hadi bak şimdi şöyle bir derin nefes alıp ıkın, ben üç deyince". Çünkü o da aynı zamanda nst cihazından benim hissedemediğim sancı şiddetini görebiliyor. 1-2-3 hadiiii... Ikınıyorummmm... Tamam rahatla... Evet benimde o ıkınma hissim gidiyor. Hadi diyor sanki kabız olmuşsun da  öyle ıkın...!!! Ama ben kabız olmam ki derken bir daha baskı....hadi ıkın....... Sağ elimi tutmuş bana güç veriyor. Canım doktorum. Daha 1 yıl önce aynı şeyleri o da yaşamış, yine yaşıyor. Hatta benden daha heyecanlı... Alttan kontrol ediyor, açılma tam değil. ''Hadi canım bi daha geliyor ıkınma haddiii......''

Bu arada gelen, giden, kapı açılıp kapanıyor.. Sinirlerim iyicene bozuldu. Kapıları kilitletti hemşireye. Annem solumda oturuyor. Bir ara  annem dışarı çıktı, meğersem ağlamış, sonradan anlattı. O ara dedim doktoruma ''nolur annemi de almayın yanımıza' 'o anda bile kırmak istemiyorum onu çünkü. Doktorum çıktı geldi ''tamam''  dedi. Artık kimseler yok rahatız. 2.kez gördüğüm ebe hemşire bana daha çok güç veriyor. Beni o halde kimsenin görmesini, o mahremiyetime kimsenin tanık olmasını istemiyorum.. Doktor bri geliyor, bir gidiyor... Strese girmiş anlıyorum onu, tanıyorum çünkü.. Saat 19:00 oldu bile. Eli alnında!! ''Bu işte bi terslik var bu kadar ıkınmaya senin bu bebeği fırlatman lazım, kilosu tahminden de fazla demek ki'' dedi!!! İlk kez bu kadar pişman oldum... Hani her şey normal olacaktı!!! Bu suni sancı da nereden çıktı!!! Eliyle kontrol edip artık suyumu patlatıyor, bebeğin kakasını  kontrol etmiş sonradan öğrendim...

''Kanala girdi bebek ama ilerlemiyor diyor, ya alnını dayadı, ya da omuzla gelmek istiyor galiba, ben her ihtimale karşı ameliyathaneyi hazırlatıyorum'' dedi. Neeeeee...ameliyathane mi?? Hayır diyorum. Bebeği daha fazla strese sokamayız, biraz daha, son 15 dakika diyor bana. Nst cihazının sesini kapattırdı. Kalp atışları biraz düştü bebeğimin ama sorun yok! Doktorum bir girip bir çıkıyor. Meğersem koridorda volta atıyormuş, sonradan arkadaşlardan öğrendim. Hadi canım son 15 dakika daha diye diye kaç 15 dakikalar geçti acaba. Tüm gücümle, sırılsıklam oldum, kaldırın ayağa beni daha rahat olurum diyorum. Hayır diyor epidural seni ayakta tutmaz ıkın diyor... Saat artık 19:45, biliyorum zamanım kalmadı, ama bu saate kadar dayandım ve ameliyathaneye inersem genel anestezi ile uyutulacağım mecburen. Epidurali bekleyecek vakit yok!  Allahım yardım et, hadi hadii... Ikınarak kaç saniye geçirdim bilmiyorum. Doğumhane 2 oda yanda. Hadi dedi doktorum, gidiyoruz. Koridoru boşalttırdı. Hasta bakıcı geldi 2 tane. Yatağımı hareket ettirip çıkarmaya başlarken doktorum ben giyiniyorum diyerek fırladı. Doğumhanede 2 hemşire bekliyordu zaten. Yatağımdan hasta bakıcılar kollarımdan tutup kaldırdı, o sırada serum kordonları takılınca ayakta kalamadım ve ıkınma gelince de hooop yere çömeliverdim. Kalktım ve koltuğa oturdum. Bir koşturmaca o küçücük doğumhanede. İlave bir doktor daha geldi, bir de bebek doktoru. Toplam benle birlikte 8 kişiyiz. 

Hani bazı kadınlar der ya ''o koltuğa oturmak istemiyorum,korkuyorum" falan.... İşte bir hayat doğuyor orada ve o can havli ile başka bir anlamı oluyor o koltuğun tiksindiriciliği kalmıyor o saatte ..

Doktorum ameliyat önlüğünü, bonesini giymiş, elinde bir iğne, kesi yapacağım sakın korkma diyor.korku ???? O saatte korku değil, acı değil hissedilen, boyut değişik çünkü. Kimse yardım edemiyor ama her şey güç veriyor. Aacı,heyecan,merak her şey var...
O kesi denilen epizyotomi o anda durup düşünülecek,acı verecek bir şey asla değil. Yeter ki bebeğim kurtulsun modundasın..

''Hadi bir ıkınma istiyorum güçlü..hadiii.......olmadı.... nefes kesme canım büyük bir ıkınma...........EVET EVET EVET İŞTE GELDİİİİ....OOVV BU TOSUNCUKKKK'' ......Doktorum artık bana bakmıyor.elinde 1-2 kez hoplattığı mavi-mor-kırmızımsı bir bebek.. Tertemiz her yeri... Kapkara saçları ıslak ıslak, çekik çizgi gibi gözleri.. ''İşte işte bak'' diyor doktorum. Kordonunu kesip hemen bebek doktorunun eline veriyor. Tüm doğumhane birbirini kutluyor, hemşireler elimi sıkıyor, bana gülüyor. Eşimi aldılar hemen içeri, ağlıyor, gülüyor, bir garip ses çıkarıyor, kamera hazır, videoya çekiyor, foto çekiyor. Nasıl nasıl diyebiliyorum sadece 1-2 nefes alıp başımı yaslıyorum koltuğa. Sağa çevirince başımı görüyorum saat 20:10... Özellikle koyarlarmış doğumhanelere saat.:))
Ne yani diyorum bu muydu, bu kadar mıydı doğum dedikleri. İçeri girip 2 kez ıkındım, ben daha yeni başlıyoruz sanmıştım oysa ki...!! O kadar saattir uğraşan biz değildik sanki... Neydi ki bu?? Acı??? Hiçççç?? Acı mı oldu ki ????  :))))

Ağlamak istedim ağlayamadım, gülmek istedim yapamadım. Allahım bu bebek benim mi? Nasıl? Hiç ultrasonda ki görüntülere benzemiyor!! Kulakları da kıvrılmış bebeğimin :))))))

Önlüğümün  göğüs kısmınını sol taraftan indirdi hemşire, yaslayıverdi kızımı göğsüme... Allahım o nasıl bir sıcaklık, yumuşacık, mis gibi... Gözlerini açtı yüzüme "sende kimsin" der gibi baktı baktı baktı....Unutamammmm....

Hadi son bir ıkınma istiyorum diyor doktor, son denilen plasentayı da hop diye çıkarıverdik. O  koskoca karın bir anda foss iniverdi. Kuş gibiyim... Hafifim... Doktorum hemen bebek kilosu istiyorum diye talimat verdi bebek hemşiresine. Annemle kayınvalidem ağlamaktan yüzleri şişmiş yanıma kadar gelip beni öptüler... Nasıl gülüyorum... ''İyiyim yahu bir şeyim yok nasıl ama bebek'' diyorum... Daha çok ağlıyorlar. Eşim gözyaşları içinde gülüp sarılıp öpüyor beni... "İyiyim iyiyim" diyorum. Cidden iyiyim, bebeğimi götürdüler, bende kalkıp  gidebilirim onunla yani o kadar... 2-3 arkadaşım da elimi tutacak kadar yanıma girip çıktılar. Halen anlatırlar ''nasılda gülüyordun'' diye. El salladım, odamı süsleyin  diye seslendim. Hasta bakıcı annemden gecelik ve iç çamaşırlarımı aldı, ''tacımı da al unutma lütfen''  dedim,gülüyor...

Bebek odasından telefon..Bebek 4,300 gr... Doğumhane ekibi doktorum da dahil alkış, ıslık, tebrik ettiler, kutladılar. O yıl o hastanede normal doğan en kilolu bebek... Kiloyu bu kadar da beklemiyorduk, doğumun zor olmasının nedeni buymuş. Ama oldu işte. İyi ki de oldu, demek ki olabiliyormuş...

Doğumhaneden kalabalık alkışlar, gözyaşları, gülücükler, dualar arasında çıktım. Odam süslenmiş, püslenmiş, hasta bakıcım da beni süslemişti. Tacım, saçlarım, geceliğim, çoraplarım :))) Hemen geldi yemeğim. Sıcacık bir çorba, komposto, yeşil salata ve bir et yemeği. Yiyemedim ki... İçim almadı, çorbayı azıcık kaşıkladım onca ısrara dayanamayıp. 

21:15 gibi getirdiler kızımı. Hemen sağ memeden sütünü emdi, hiç sorunsuz. Tüm hastane ziyaretimize gelmişti bile. Doktorcuğum ise resmen benle doğurduğu için bitkin, perişan, şaşkın, mutlu ve gururluydu. Konuştuk, sarıldık, dinlenmek üzere artık evine gitti. Saat 23:30 gibi tuvaletimi yapmak üzere kaldırıldım. Hiç sorunsuz, bırakın tutmayın diye diye gittim eşimin kolunda.Yaptım ve geldim :))

Saat 05:00 e kadar ağrı kesici serumu takılıydı. Kızımı bebek odasına kendi tercihimizle vermedik. Hemşiremiz altını kontrol edip geri getiriyordu. Mis gibi uyuyordu kızım. Annemle ikimiz şaşkınlıktan, mutluluktan, heyecandan 1 gram bile uyuyamadık. Eşim yan misafir odasında horul horul uyuyordu ama :))

Ertesi gün kalktım,bir güzel banyomu yaptım,giyindim süslendim gelen misafirleri karşıladım,oturduk sohbet ettik.Hastane servisi yarıya düşmüştü 29 ekimdi ve yarım gün çalışmıştı herkes.Tekrar ziyaretimize gelip bizi unutmayın getirin sevelim bebeği diye tembihleyip gittiler.

Bizde akşam çıkışımızı yapıp, evimize vardık..

İyisi, kötüsü ile en baştan en sona tekrar yaşamak isteyeceğim hayat anımdır bu yazım. Yazarken tekrar yaşadım, hatırladım, ağladım ve güldüm. Allah isteyen herkese bu hisleri, an ve anıları yaşatsın. Dünyalar güzeli, sevgi dolu, sağlıklı bir kızım var. Artık 2,5 yaşında. Doğduğu günden itibaren hatıralarımı yazdım ona. Defterin son 4-5 sayfasında da buna benzer bir kompozisyon var. Asla unutmam ama atlamadan hatırlamak için kızıma bu anları yazdım.

İsteyen herkese benimkinden çok daha keyifli, sorunsuz ve sonu mutlu sonla bitecek bir doğum ve bunun hikayesini dilerim... 

16 Ocak 2013 Çarşamba

Doğum Hikayeleri


Hamilelerin, anne adaylarının en çok merak ettiği şeydir doğum. Bilinmeyen bir süreç? Bu bilinmezlik bazılarımıza heyecanlı gelirken bazılarımız için korkutucu bir hal alabiliyor. Nasıl olacak? Normal mi? Sezaryen mi? Kaç saat doğum sancısı çekeceğim. Kaç kilo doğacak? Gecemi gelecek, gündüz mü? hepsi ayrı bir meraktır. Bu yüzden hamileyken bir sürü doğum hikayesi okuruz. Tanıdık tanımadık herkesin hikayesinde kendimizden bir şeyler ararız. Ben hamileliğim boyunca kaç tane doğum hikayesi okudum bilmiyorum. Önceleri sadece normal doğum hikayelerini okudum. Normal doğuracağım ya :) Doktor sezaryen dedi. Başladım sezaryen ile doğum yapanların hikayelerini okumaya. 

Sıra bana geliyor. Doğum sonrasında ilk fırsatta paylaşacağım doğum hikayemi. Ama sadece Can ile benim hikayem değil herkesin doğum hikayesi olsun istiyorum burada. Paylaşmak, kendi deneyimini anlatmak isteyen herkesin doğum hikayeleri. Paylaşacağımız her pozitif doğum hikayesi bir hamişe cesaret verebilir. Siz de doğum hikayenizi burada paylaşmak isterseniz bana yazın.
mineolcum@gmail.com 






14 Ocak 2013 Pazartesi

Hastane çantamız hazır :)


Can Bey'in kıyafetlerini dolabına, çekmecesine koyduk ama henüz yıkamadık. En son yıkansın ütülensin istiyorum. Nedenini bilmiyorum. Yıkandıktan sonra dolapta giyilmeyi daha az bekleyecek böylece daha temiz mi olacaklar diye düşünüyorum yoksa her şey hazır olursa Can Bey erkenden gelmeye kalkar diye mi korkuyorum bilmiyorum. Tabi durum böyle olunca doğuma giderken yanımıza alacağımız çantayı hazırlamamıştım. Ama son gördüğüm iki rüyada da acil doğuma gittiğimi ama hiç bir şeyimin hazır olmadığını görünce boşuna stress etmeyeyim kendimi, uykularım bölünmesin, ne gerek var şimdi kabuslara diyerek küçük bir hastane çantası hazırladım.

Hastane çantasını hazırlamadan önce en önemlisi doğum yapacağınız hastane ile görüşerek size sundukları imkanları bilmek. Gerçi ben bilmeme rağmen fazladan bir şeyler koydum. İnsan ister istemez onu da alayım bunu da alayım yapıyor. :) 

Acıbadem Bodrum'da görüştüğümüz hemşire "Bebeğiniz için biz herşeyi temin ediyoruz. Çıkarken illaha giydirmek isteyeceğiniz bir şey var ise onu getirin, bir de kendiniz için gecelik pijama getirin yeter dedi" ama tabi bunun araba koltuğu var, kış vakti battanıyesi, astronot tulumu var. Var da var anlayacağınız. Sonuç olarak bizim hastaneye götüreceklerimizi listeledim. Şimdilik hazır olan çantam bu kadar detaylı değil ama acil bir durumda bizi kurtarır ve benim stresli rüyalarımı engeller diye düşündüm.

Küçük Adam için;

  • 3 tane kısa kollu body
  • 3 tane patikli penye tulum
  • 3 çift çorap
  • 1 astronot tulum
  • 1 penye 1 polat battaniye
  • 1 penye bere

Benim için

  • 2 tane Gecelik
  • Pijama & Sabahlık
  • Kırmızı kurdeleli tacım :)
  • Emzirme sütyeni & çamaşır
  • Çorap & terlik
  • Göğüs pedi
  • Meme ucu kremi
  • Makyaj malzemesi
  • Saç fırçası, diş fırçası ve dış macunu
  • Hastaneden çıkarken giyeceklerim
Ve diğerleri
  • Bebek şekerleri
  • Hatıra defteri
  • Şarj aletleri
  • Fotoğraf makinası & kamera
  • Araba koltuğu
  • Babamız için kıyafet
Doğum sonrasında neyi kullandık neyi kullanmadık. Ah keşke yanımızda şu da olsaydı dediklerimizi paylaşacağım.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Göbiş ile bebiş her türlü hareketimi engelliyor

Eğilip kalkamıyorum. Uzun süre ayakta kalamıyorum. Oturmak ayrı, kalkmak ayrı sorun. Yatmak uyumak bile çok rahat değil. Tam 15 kilo almışım hamileliğin başından beri... Göbiş ile bebiş her türlü hareketimi engelliyor. Cücü yokken bot bile giyemiyorum. Can bey izin vermiyor. Zaten hiç bir zaman zayıf bir insan olmadım ama bu sefer rekora koşuyorum. Ama nede olsa hamilelik bir kadının rahat rahat kilo alabileceği tek zaman tabi doktorunuz bu konuda sizi sıkmıyorsa. Ben bu konuda çok şanslıyım. Almila hanım hiç bir zaman ne yediklerim ne de yiyemediklerim konusunda beni sıkmadı. Aldığım kiloları "Alacaksın tabi hamilesin sen, verirsin emzirirken" diye karşıladı. Böyle doktora can kurban vallaha...

Bugün  yine doktordaydık artık abonmanımız var her hafta Cumartesi öğlen Clinic İnternational Bodrum'dayız...Ve ilk kez Nst'ye (NonStres Test) bağlandım. Yaklaşık yarım saat boyunca küçük adamımın kalp atışlarını dinledik Cücü'yle. Atlılar geliyormuş gibi dıgıdık dıgıdık dıgıdık :) Cücü için de benim için de çok keyifliydi. Benim için tek sıkıntılı yanı yarım saat boyunca sırt üstü yatmaktı.  



NST Nedir?  (NONSTRES TEST)

Bebeğin kalp atışlarının seyrini ve kalp atışlarının bebek hareketleriyle ve varsa kasılmalarla olan ilişkisini gözlemlememize yarayan testtir. Bu gözleme göre fetusun normal yada sıkıntı (distres) halinde olduğu anlamaya çalışılır. NST fetusun iyilik halinin saptanmaı için yapılan testlerden birisidir.



Sonra ultrasona girdik. Kocaman olmuş benim küçük adamım boyumuz 50,5 cm'i bulmuş, kilomuz ise 3103 gr. Bir haftada yaklaşık 200gr almış Can Bey. Bu gidişle doğuma kadar yaklaşık 3600gr olmasını bekliyor doktorumuz. Ultrason sonuçlarımız da Nst'de gayet iyi çıktı. Tepesi taklak da dönmüş oğluşum,  gerçi dönmese de olur. Keyfi nasıl isterse küçük adamın sonuçta her türlü sezeryan olacağız.  Doktordan sonra hastaneye uğradık. Hem oda görmek hem de hastane çantasını hazırlamadan önce nelere ihtiyacımız olduğunu öğrenmek için. Şu anda hastane çantamız neredeyse hazır :) Çantada neler mi var? Onları da yazacağım....




Çikolata sevenlere gelsin... Brownie :)


Bir kaç hafta önceydi, Nalan Abla yapmıştı bu brownieden. Daha eve girer girmez gözüme takıldı. İşte hamiş olma durumu bu. Gerçi brownie nerede olursa olsun takılır benim gözüme zaman mekan fark etmez.  Arkasından hemen tarifini aldım ama yapana kadar üzerinden baya zaman geçti. Bu akşam ki tatlı krizimize kısmetmiş.  Tarifi aşağıda bence sizin içinde zaman fark etmesin hemen yapın. Çoook lezzetli oluyor....




Malzemeler
  • 5 yumurta
  • 2 bardak şeker
  • 1 bardak sıvı yağ
  • 1 bardak süt
  • 2 paket kakao
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 3 bardak un
yumurtalar ve şekeri krema haline gelene kadar çırpıyoruz. Ayrı bir yerde  Yağ, süt, kakao ve vanilyayı çırpıp bu karışımdan 1 su bardağı ayırıyoruz. Daha sonra iki karışımı birlikte çırpıyoruz. En son unumuzu ve kabartma tozunu ekliyoruz. Yağlanmış borcama döküp 160 derecede önceden ısıtılmış fırında yaklaşık bir saat pişiriyoruz. Fırından çıktıktan sonra çatalla üzerine delikler açıp ayırdığımız 1 bardak karışımı döküyoruz veee buzz gibi bir bardak süt ile hemen bir parça yiyoruzzz...
Biz iki kişiyiz Can ve Ben :) o yüzden iki parça yedik....

Herkese afiyet olsun.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Özsüt Benim Pastam Yarışması Başvuruları Başladı!





 Benim Özsüt Pastam Yarışması düzenlenmeye başladığında ben de Özsüt'te çalışıyordum. Aylarca süren çok keyifli, çok detaylı bir organizasyon. İlk iki senesinde organizasyonunda yer aldım. Eskiden çalıştığım firmanın bir organizasyonu olmasının dışında çok emek verdiğim bir proje olmasından dolayımı yoksa her ikisinde de çok keyifli zamanlar geçirdiğim için mi bilinmez benim için çok önemli. Gerçi her ikisinde de organizasyon günü yaklaştıkça gördüğüm kabuslar, uykusuz geceler çoğalsa da sonuç güzel olunca her şeye değiyor. Şimdi gülümseyerek hatırlıyorum o kabusları :)

Geçen sene ne kadar çok finale gitmek istesem de ancak internetten takip ettim finali. Yarışmanın bu sene 4.sü düzenleniyor. Başvurular da bugün (07 Ocak 2013) başladı. Son başvuru tarihi 15 Mart 2013. Başvurmak için Özsüt'ün sitesine üye olmanız gerekiyor. Başvuru için tık tık... 


Büyük ödül 5000 TL

4. Benim Özsüt Pastam Yarışması'nın kazananlarını ise birbirinden değerli ödüller bekliyor. Yarışmanın birincisi tam 5.000 TL'nin sahibi olacak. Ayrıca yarışmanın ikincisi 3.000 TL, üçüncüsü ise 2.000 TL ile ödüllendirilecek. Ayrıca derece alan pastalar Özsüt vitrinlerinde yerini bulacak.

Bu "tatlı" heyecanı yaşamak için ise tek yapmanız gereken Özsüt'ün sitesine üye olmak ve formu doldurarak, pastanızın tarifi ve fotoğrafı ile birlikte başvuru yapmak. Ön elemeyi geçen 10 pastacı adayı, 13 Nisan 2013 tarihinde birbirinden renkli juri üyeleri karşısında İstanbul'da düzenlenecek olan finalde yarışmaya hak kazanacak. Keşke bende orada olabilsem ama Can Bey henüz çok küçük olacak. 

Finalde yarışacak olan pasta tutkunlarının isimleri 1 Nisan 2013 tarihinde www.ozsut.com.tr  ve www.facebook.com/Ozsut  adresinden duyurulacak. Yarışmaya katılım şartları için tık tık...



4 Ocak 2013 Cuma

Son 30 gün...


Bugün 35. haftayı tamamladık, 36 dan gün almaya başladık. 
Günler geçtikçe artık oturup kalkmak daha zor. Özellikle akşamları braxton hicks kasılmalarım oluyor. Geceleri uyumak desen bazen çok kolay bazense çooook zor. Ama en zoru sabahları uyanmak. Cücü gittikten sonra bir uyuyorum öğlen kendimi zorla yataktan kaldırmazsan akşama kadar yatacağım. Geceleri uyuyamamakta sanırım günlerin hızla geçiyor olması da etkili :) Her geçen gün heyecanımız biraz daha artıyor.  Akşam üstü doktorda randevumuz vardı. Babaannemiz de geldi hep beraber doktora gittik. Minik adam 2901 gr olmuş. Artık  her hafta doktora gidip Can'ı göreceğiz. :) Bir daha ki ziyaretimiz haftaya Cumartesi.

Geçen haftaki ziyaretimizde oğluşum yanlamış yatıyordu. Keyfi pek yerindeydi. Bu hafta gittiğimizde kafası sol kaburgamın altındaydı. Zaten gitmeden önce yaptıklarından ve nefesimi kesmesinden yan yatmadığı belliydi.  Plasentanın önde olması  -ki zaten bunu bir kaç haftadır biliyorduk- dışında her şey yolundaymış.  Plasentanın önde olması dolayısıyla kendimizi sezaryene hazırlamaya başladık, zira başka şansımız yok. Kilosu boyu iyi, hareketleri normal, suyu yeterince var, hop hop hopluyor içimde. Şimdilik doğum için Şubatın ilk haftasını öngörüyor doktorumuz tabi Can'ın canı tez çıkmaz erken gelmeye kalkmazsa. Şubatın ilk haftasına 1 ay kaldı böyle söyleyince daha vakit varmış gibi geliyor ama son 30 gün deyince insanın hem gözü korkuyor hem heyecanı katlanıyor. 


1 Ocak 2013 Salı

Turunçilata :)

Sabah gözümü portakal diye açtım. Ehh gözünü portakal diye açan kişi 35 haftalık hamiş olunca kocası ekmek simit almaktan gelirken bahçeden portakal da toplar :) Ama küçük bir sorun var. Mandalin portakal dolu bahçemize ayıp olmasın diye  3 - 5 tane de turunç ağacı da dikmişler. Eee benim sevgili Cüncün'üm ayırt edememiş o yağmurda portakal diye turunç toplamış. Bu sayede yeni bir şey denemiş olduk. Limondan limonata oluyorsa Turunçtan da TURUNÇİLATA olur :) Bu da benden uydurmasyon bir tarif ve isim. Sonuç; güzel, hafif ekşi, oldukça lezzetli bir içecek oldu. Yaz günleri için daha da güzel olabilir.

  • 1 ölçü turunç suyu
  • 1 ölçü şeker
  • 1/2 ölçü su
  • Bol buz ve soğuk su


Turunçları sıktıktan sonra ne kadar kadar çıktıysa bir o kadar da toz şekerle karıştırıp şekeri eritin. 
Yarım ölçü de su ekleyerek bir taşım kaynatın.
Daha sonra tel süzgüden geçirin ve bol buz ve soğuk su ile çoğaltın. 
Ne kadar su ve buz ekleyeceğiniz sizin damak tadınıza kalmış. 
Soğuk olarak için.
Afiyet olsun....

Kış vakti buz gibi içecek nasıl olacak diyenler için 2 ayrı teklif;



  • Bu karışımı su ile karıştırmadan soğutun Vokta ve buz ile servis edin :)
  • Su ile karışmadan buzluğa atın yazın çıkartır Turunçilatanızı yaparsınız :) 
Laf aramızda voktalı olan pek hoş olur bence ama uzuuunnnn bir süre daha içemeyeceğim sanırım.