16 Ocak 2018 Salı

Paris'e gidiyoruz...

sonunda gidiyoruz...
Yıllardır Cücü'yle baş başa Paris'e gitmek istiyoruz. bir kaç defa hadi deyip yok pasaporttu yok vizeydi aman bilet fiyatı çok yükseldi. Şimdi zamanı değil derken hep erteledik. Bu sene yine bir rituel olarak yine Paris bileti bakıyorduk. Bu sefer pasaportumuz var, shengeni 6 aylık almışız, bilet fiyatını da iyi bulunca iyice bir niyetlendik. Tabi her zamanki gibi bir pürüz var. Ben yeni işe başlamıştım. ctesi pazar gitsek değmeyecek, izin istesem daha başlayalı olmuş 15 gün nasıl bir yüzsüzlük falan derken. En kötü hayır cevabı alırım diyerek konuştum ben bir gün derken iki gün izin aldım. Paris'teki arkadaşımı aradım bizim istediğimiz hafta sonu müsait olmadığı için diğer haftas onuna kaldık. Ama tabi ben bu konuşmaları yaparken bilet fiyatı durmamış 1200 küsüre baktığımız bilet tarihte değiştirince 1600 tl olmuş tam vazgeçiyorduk ki her seferinde aynı şeyi yapıyoruz diyerek aldık bileti.


12 yıl önce yine bir ocak ayı fena donmuştuk.
3 gece 4 gün Paris'e gidiyoruz. Aslında mevsim olarak en kötü zaman soğuk ve yağmurlu ama olsun. Şehrin her halini seviyorum ben. Gitmeyeli 12 yıl olmuş Cücü ilk kez gidiyor. Hızlıca 3 gece 4 günlük bir plan hazırlığına girdik. Niyetimiz yürüyerek gezmek. Haritalar uygulaması ile aslında çok da zor olmadığını görebilirsiniz. Yıllar öncede yürüyerek gezmiştim ben o zaman uygulama mı akıllı telefon bile yoktu. Elimizde bir metro bir şehir haritası pek de güzel gezmiştik vallahi. Nasıl gidilir? Nerede kalınır derseniz; İzmir'den şu anda direk uçuş yok, yaz dönemi oluyor diye biliyoruz. İstanbul aktarmalı Pegasus, Atlas, THY ve ya Onur Airle gidebilirsiniz. Ve ya Lufthansa ile Almanya üzerinden de gidebilirsiniz. Bizim için en uygun fiyat Pegasus'taydı onu tercih ettik. Konaklamaya gelince en güzel yakın arkadaş evinde kalınır biz öyle yapacağız olmayanlar için Paris çevresinde küçük oteller bulmak mümkün illaha çok merkezi bir konumda olmasına gerek yok yeter ki yakın bir yerinde metro olsun. ve ya Airbnb ile güzel bir ev de kiralayabilirsiniz ki bu çok daha uyguna geliyor. Başka noktalarda ben airbnb yi tercih etmek istiyorum ama Cücü'yü bu konuda ikna etmem çok zor gibi gözüküyor.


Biz perşembe sabahı kör saatte yola çıkıyoruz. İzmir - Sabiha Gökçen - Paris Orly uçacağız. 11:45'te Paris'e inmiş olacağız. Orly Havalananından metro ile yaklaşık 1 saat 20 dakikalık metro yolculuğumuz sonrasında merkeze varmış olacağız. Bileti alırken amaaaannn el bagajı yeter diyerek bagaj hakkı almadık, zaten sonradan eklenebiliyor 20 - 30 tl gibi bir şeydi. Daha sonra dönüşte bir valiz hakkımız olsa fena olmaz diye düşündük nasıl olsa çok zaman vardı son hafta alırdık. İşte o işler öyle olmuyormuş. 

Pazar akşamı bagaj alayım diye baktım 73tl olmuş amaann dedim almadın pazartesi 83 tl olmuştu, bugün sabah ise 84.5tl. Peki neymiş bagaj lazımsa bilete eklemesi ilk fırsatta yapılacakmış sonra çok pahallanıyormuş. Zaten bekliyorum ben Pegasus yakında kapısı 1 euro bozukluk atınca açılan tuvalet kapısı da yapacak uçağa. Sonuçta her gelir kapısını değerlendirmesi lazım değil mi :)

21 Aralık 2017 Perşembe

Sakız Adasında 2 Çocukla 2 Gün -Part 2

Uzay biraz yorulmuş galiba
Fırtınanın koca palmiyeye ettiği

Güne tabi ki sabahın köründe güne başladık.  Uyandığımızda dışarıda inanılmaz bir fırtına vardı. Yağmur, rüzgar deniz acayip dalgalıydı, bir ara dönemeyeceğiz herhalde dedim. Bir süre çocukları odada oyaladıktan sonra kahvaltıya geçtik. Otelin kahvaltısı kesinlikle harikaydı. Küçük bir açık büfe gibi gözükse de  her şey düşünülmüştü. Taze portakal suyundan greyfurt suyuna kadar her şey vardı. Ekmekler, kruvasanlar harikaydı. Daha ilk dakikada Cancan kendine meyve suyu almaya çalışırken büfeyi yıktı bardak kırdı. Uzun ve keyifli bir kahvaltı sonrası otelden ayrılıp arabayı teslim etmeye gittik. Neyse ki feribotlar zor da olsa gelmiş, dönüş saatinde de hava iyi gözüküyormuş. Ama arabayı teslim ederken akşamki fırtınanın tahmin ettiğimizden de etkili olduğunu yerinden sökülmüş palmiyeyi görünce anladık.

Arabamız olmadığı için ikinci günü Sakız merkezde gezerek değerlendirdik. Önce kale içine girdik orada dolaşıp arka tarafta bir çıkıştan çıktık. Tam karşımızda bir park bulunca çocukları götürmemek olmazdı tabi. Parkta oynarken sağanak yağmura yakalanıp minicik bir kulübeye sığındık. Biraz dinince de kendimize güzel bir kahve içebileceğimiz bir yer aradık. Bu sefer benim ara sokak tutturmam işe yaradı Anthill Cafe'yi bulduk. Minik, mis gibi kahve kokulu bir yer. Çalışanları güler yüzlü kahveleri nefisti belki 2 saat orada oturduk. Uzay uyudu biz yağmurun dinmesini bekledik. Sonrasında çarşıyı, sahili, dükkanları gezdik. Ama aklımızda yel değirmenlerini gitmek vardı. Önce kale içinden geçip gitmeyi denedik olmadı bi baktık başladığımız yere geri dönmüşüz. sonra yine sorduk bu sefer kalenin surlarını kuzeye doğru takip ettik bittiği yerde çok güzel bi, taverna bulduk. İskele Taverna vaktimiz olsa orada bi ouzo içmeden yola devam etmezdim de ancak feribota yetişeceğimiz için pas geçmek zorunda kaldık ama bir daha gidersem ahtım olsun oraya gideceğim. Bir gece önce aradığım yemek yemek istediğim hayal ettiğim yer orasıydı. 30 dakikalık bir yürüyüşün sonunda yel değirmenlerini bulduk. Fotoğraf çekildik, Uzay ve Can taşlarla oynadı ve aynı hızla geri döndük.
iki değil üç çocuklu hayat :)

Ve tabiki neko kangurumuz her bebekli annenin eli kolu her şeyi onsuz olmaz
Kısa ama keyifli bir seyahatti. Bir sonraki durağımız Paris ama bu sefer Cücü ile başbaşa gidiyoruz....

Sakızda 2 Çocukla 2 Gün yazısının ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Sakız Adasında 2 Çocukla 2 Gün


Şu fotoğrafı çekmek, bu yel değirmenlerini görmek için o kadar çok uğraştık ki her ne kadar 2. günün sonu bile olsa yazının en başında yer almayı fazlasıyla hak ediyor bu fotoğraf. :) Genel olarak tıpkı bu fotoğraftaki gibi eğlenceli, neşeli keyifli bir gezi olsa da elbette çocukla hareket etmenin zorluklarıyla da doluydu 2 günümüz ama çok çok iyi yapmışız keşke daha önce başlasaymışım gezmelere...

En başından başlayayım bari anlatmaya

Sadece 2 gün için 2 sırt çantası, 1 minik valiz, kanguru, puset gibi bir sürü yayıntı ile yola çıktık. Çocuk olunca 2 gün için gereğinden çok fazla yedek aldım yanıma ne olur ne olmaz diyerek. Hayalım cumartesi sabah yola çıkarken çocukların uykularının bölünmemesinden yolda uyumaya devam etmelerinden yanaydı ama tabiki öyle olmadı. 6'da yola çıkmayı basardık. 1 saat 15 dakika sonra Çeşme Limanına varmıştık bile Uzay yolun sonuna doğru uyuyunca vardığımızda biraz araba da oyalandık. Karşı tarafta araba kiralayacağımız için canın yükselticisini de kocaman bir poşete atıp yanımıza aldık. Hava gayet güzel, rüzgarsız ama birazcık yağmurluydu. 8 gibi limana giriş yapmak istedik ancak güvenlik görevlileri gelmediği için yaklaşık 20 dakika bekledik. Liman zaten minicik güvenliği geçince hemen pasaport kontrolü onu da geçtik ve her turist gibi kendimizi free shop a attık. Kendime not 1, çocuklarla Free Shop a girme girersen de dolanma, nokta atışı istediği al ve çık. Uzay her yere uzanmaya raflardakileri almaya çalıştı. Canı oyuncak ve çikolata raflarından söküp alamadık. İzmir' de herhangi bir markette maximum 10 ₺'ye bulabileceğim bir çikolataya 19 lira ödedim, ayrıca Can güne çikolata yiyerek başladı. Bu arada free shoptan ouzo almamanızı bu alışverişinizi adada marketten yapmanızı tavsiye ederim. Hem fiyatlar daha uygun hem de daha çok çeşit var.

Sonunda Katamaran'a ulaştık. Bindiğimizde elimizde puseti gören görevliler en öne geçin daha rahat edersiniz dedi ve bizde tabi ki söz dinledik :) Bu arada Sakız'a iki ayrı firma gidiyor. Biri Ertürk Lines katamaran ile gidiyor ve yaklaşık 20 dk sürüyor, diğer gemiye göre biraz daha pahallı. Diğer firma Turyol 50 dakika'da falan geçiyor karşıya Bostanlı Pasaport vapurlarının aynısı. Gidişte de dönüşte de kalkış saati Ertürk'ten daha geç, fiyatı daha uygun. Ben ilk bilet alırken ona alalım rahat yetişiriz falan demiştim. Cücü ise hava durumu belli olmaz kısa sürede geçsin bitsin demişti. Amaan dolacak demiştim ama yine de herhangi bir terslik durumunda Cücü'yü dinlememek için tercihi ona bıraktım. Allah beni onun şerrinden korumuş resmen. Yola çıktıktan 5 dakika sonra katamaran sallanmaya başladı. Ama öyle hafif falan değil baya koltuğa kitleyecek cinsten. Can yanıma oturup sarıldı. Uzay kuzum pusetinde mahsunlaştı anlayamadı. 20 dakikada geçmemiz gerekirken 50 dakikada karşıya geçtik. Kendime not 2 katamanranda bir daha en öne oturma. 

Vardığımızda limanın hemen yakınında sırayla rent acarlar var. N.Kovas Rent a Car'dan 20 euro ya bebek koltuğu dahil bir micra kiraladık.  Yüksek sezon dışı olduğu için ertesi gün 1 -2 saat geç götürmemiz de sorun olmadı. üstelik 2. gün gezerken valiz, yükseltici vs gibi fazla eşyamızı da onlara bıraktık. Hem çok yardımcı hem de çok ilgililer tavsiye ederim.

Arabamızı aldıktan sonra otele gidip giriş yapalım ve eşyaları bırakalım istedik. Daha önce haritalardan otelin yerine baktığımız için aşağı yukarı yeri biliyorduk ama bulma çok kolay olmadı bizim için. www.amoma.com ürerinden Grecian Castle Otel'de bir oda ayırtmıştık.Otele tek kelime ile bayıldım... taş binalardan oluşan deniz kıyısında bir otel çalışanları da oldukça güler yüzlü ve sempatik. Odayı öderken çocuklar için ek yatak çıkmamıştı ee zaten 4 kişi uyumaya alışkınız diye sormadık bile ama odada hem uzay için park yatak hem can için ek yatak hazırlanmıştı. 

ilk gün için Pirgi ve Mesta'yı görmeyi planlamıştık. Pirgi'ye doğru giderken tabiki Cücü bir tabela gördü ve daldı. Sonuç mu tabi ki yolumuzu bulamadık ve Chios tabelalarını takip edip başladığımız yere döndük yaklaşık 1 saat kaybetmiş olabiliriz ama olsun Cancan meşe palamudu ile tanıştı. Ada köyleri genel olarak Çeşme, Seferihisar köylerinin yapısına benziyor ama sokaklar biraz daha dar. Ve yapısı neredeyse hiç bozulmamış. Pirgi ve Mesta'da mola vererek yürüyerek gezdik. Ben Mesta'yı daha çok sevdim. Olimpi, Mesta Port ve Georgias'ı ise araba ile turladık. Dönüşte ertesi gün için meyve atıştırmalık almak için markete uğradık. Sanırım Cücü'nün en sevdiği yer marketler oldu. Zaten normalde de market sever kendisi :) Ouzo'yu burdan marketten aldık. Ve tabi ki bir sürü ıvır zıvır. 

Sakız için yaptığım en büyük hatalardan biri de önceden araştırıp bulduğum restoranların adlarını yanıma almamışım. İnternet bulduğumuz bir arada bakmak aklımıza gelmedi. Oysa ki şöyle küçük bir tavernada ouzo içme hayalim vardı. Ara sokaklarda baya dolaşıp hala bulamayınca sahilde Delfina Restoranda yemeğe karar verdik. Sahibi çok tatlı ilgili bir bey. Çocuklarla rahat etmemiz için elinden geleni yaptı. Oturduğumuzda çocuklar çok acıkmışlardı onu mu yerler bunu mu yerler derken 3 farklı balık söyledik. Hal böyle olunca onları bitirmeye çalışırken doyduk ve deniz mahsülü yiyemedik. Kendime Not 3 yemek için çocukların açlıktan delirmesini bekleme.Yediklerimize gelirsek papalina çok güzeldi. Greek salata fena sayılmazdı ama içindeki feta çok lezzetli değildi. Sardalya ızgara güzeldi ama ben kendisini kızartma severim. Mezgit ise bence çok gereksizdi. Çocuklar ya diğerlerini yemezse bu yumuşak diye söyledim. Ama ne Can ne Uzay ağzına sürmedi. Analarına çekmişler Papalina yediler. Ve günün en güzel saati yediler ve uyudular :) Bizde Cücü'mle 2 kadeh içip keyif yaptık. Sabah çok erken kalkmak bütün gün kmlerce yürümek üzerine uozo ve hesapla bir ikram edilen mastika ile güzel bir uyku uyuduk. Çoook yorucu ama coook keyifliydi.

İkinci gün yazısına buradan ulaşabilirsiniz.



8 Aralık 2017 Cuma

Uzay ile değişen bebek bezi tercihim


Uzay 9 aylık Haziran 2017 Fethiye
2013 yılına Can daha 6 aylıkken prima premium care de 4 bedene geçtikten sonra aslında farklı bezler de deneyebilirim diyerek. Huggies ve prima aktif bebek bezlerini deneyip bunlarla ilgili fikirlerimiz bir yazı olarak toplamıştım. Yazıyı okumak için tıklayabilirsiniz.  Sonucunda da bir süre Huggies kullanıp bezden kurtulana kadar Prima Aktif Bebek kullanmıştım. Ama Primanın o kendine has kokusunu ve bezin aşağıya doğru sarkmasını hiç bir zaman sevmedim.

Uzay doğmadan önce ablam komşusunun bebeği için kullandığı Sleepy marka bir bebek bezinden ve Komili bebek bezinden bahsetti. Komiliyi Mira bezi bırakmadan önce bir süre kullanmıştı. Her kız kardeş gibi benim içinde ablamın tavsiyeleri önemlidir. Komili'nin en küçüğünden 1 paket edindim. ayrıca Sleepy'i o dönem marketlerde bulamadığım ve tek paket için kargo ödemek istemediğim için call centerlarını arayıp numune istedim.

Her iki bebek bezi de fiyat olarak rakiplerinden çok daha iyi konumda ve kalite olarak da gayet iyi. İkisinden de memnun kaldım. Komili neredeyse tüm marketlerde satıldığı için ulaşılabilirlik olarak bir adım önde. Ama sleepy de artık Metro Market, Joker ve E bebek'te bulunuyor. Hatta ben tasımakla uğraşmayıp ücretsiz kargo ile eve sipariş veriyorum.

Uzay 1 Can 4,5 Yasında Eylül 2017
Sleepy Bebek bezi için bir çok özellikten bahsediliyor. Saf su ile dokunmuş olması, pamuk olması,renklendirici içermeyen iç yüzey...vs Ama anne olarak ben kokmayan, yumuşak ve pamuk bir bez olması fiyat avantajı, evime kadar teslim edilmesini seviyorum. Aynı firmanın ıslak mendilleri de var. Sensitive olanı güzel ama hala ıslak mendil de ilk tercihim Uni Baby mavi olan. Kalınlığı, dokusu, mendil büyüklüğü, plastik kapaklı olması benim için tercih sebepleri. Uni Baby yoksa Minions, sleepy, komili tercih ediyorum. Bir çok markanın ıslak mendilleri güzel ıslak mendil konusunda markasız ürünler

ve Dalin'den uzak duruyorum.

5 Aralık 2017 Salı

Sakız'a gidiyoruz

Neeee kış vakti mi? Yazın gitseydiniz ya. Yaa soğukta ne yapacaksınız orada? Yaz olsaydı çok güzel olurdu da bilemedim şimdi. diyenlerinizi duyuyor gibiyim. Evet Aralık ayında Sakız'a gidiyoruz. Eee herkes gider Mersin'e biz gideriz tersine :)

Evet bu hafta sonu 9-10 Aralık'ta Sakız Adasına gidiyoruz. Cumartesi sabahın köründe Çeşme yolculuğu ile başlayacak turumuz. 09:00'da Feribotun kalkacağını düşünürsek 08:00 gibi Limanda olmak lazım. eee buda demek oluyor ki, bir bebe bir çocuk ile çıkacaksak bu yola 06:00'da yola çıkmış olmamız lazım. Güzel bir hayal olarak çocukların Çeşmeye kadar uyumasını planlıyorum. Ama hayali bile komik geliyor :) Neyse çocuklarla erken saatte hareket etmek zor, uykusuz, yorgun çocuk gezerken daha zor ama bunları düşünmeye devam edersek hiç bir yere gidemeyiz.

Sakız'da kalmak için tavsiye üzerine Grecian Castle Otel'de yer ayırttık. Merkeze yürüyüş mesafesi 20 dakikaymış.  mimari ve konfor açısından keyifli bir otel olduğunu söylediler. Açıkçası lüks arayan bir yapımız yok. Sıcak su, temiz oda, güler yüz bize yeterli.







Yani bu haftasonu için planımız bol yürüyüş, bol fotoğraf ve bol deniz mahsülü :)ee biraz da uzo

Gerçi soğuklar bugün itibariyle bastıracakmış ama biz yine de gidelim. Sonunda şeytanın bacağını kırmışız, gezme hevesimiz tavan yapmış en yakından başlayalım dedik. Bir sonraki durağımız biraz daha uzak onun tarihleri ve bileti de tamam.

27 Kasım 2017 Pazartesi

Doğa Arkadaşımın Kutusu



Bu sabah iş yerine elinde içi doğadan toplanmış materyaller ile dolu bir kutu ile gelen Gökçe sayesinde çok keyifli bir oyun öğrenerek başladım. Doğa Oyunları Evi www.dogaoyunlarievi.org tarafında organize edilen bu oyun çocukların ve tabi ki onlarla birlikte biz yetişkinleri çok keyifli bir oyuna dahil ediyor. Hem doğaya çıkmamızı tetikleyen hem de gördüklerimizi incelemek ve tanımak için bir fırsat sunan, farkındalık yaratan bu oyunu çok sevdim. Aslında günlük yaşantımız evden okula işe  giderken, çocuğumuzla parktayken bile bir çok şey görüyoruz ama bir çoğumuz durup incelemiyoruz. Bu oyuna organizasyonun web sitesinden başvuruyorsunuz ve onlar tarafından size gönderilen bir başka çocuk ile eşleşiyorsunuz. Size verilen sürede doğaya çıkıp bulduğunuz 15 tane hazineyi arkadaşınız için saklayıp bir kutuya koyarak çocuğunuzun yazdığı / yazdırdığı mektupla gizli arkadaşına gönderiyorsunuz.  Siz kutunuzu hazırlarken ve gönderirken bir çocuk ve ailesi de sizin için bir kutu hazırlıyor olacak. Bu arada bu gönderiyi yaparken yeni kutu almak, yeni malzeme kullanmak yok. Eviniz olan malzemeler ile geri dönüşüme katkı sağlıyorsunuz. Her şeyi almaya kolayca elde etmeye çalışmış çocuklarımız için bir farkındalık da bu açıdan geliyor.


Sonbahar oyunu için son gönderim tarihi bugün ama umut ediyorum ki kıs için bir oyun daha açarlar. Can ile katılmak için web sayfalarını takip ediyor olacağım. Başvurular açıldığında yeniden haber veririm.
Bu arada oyuna çocuklar bireysel olarak ve sınıflarıyla katılabildiği gibi yetişkinler de biraysel olarak katılabiliyor.



23 Kasım 2017 Perşembe

Kaçak blog sahibi bulundu :)


Yeniden yazmaya çok heveslim ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. En son Uzay’a hamile olduğum haberini verip sırra kadem basmışım. Çocuk 14 aylık oldu anca geri geldim. Yani sonuçta buradayım J EE madem buradayım ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. Dün akşam Cancan ile öğretmenleri için hazırladığımız çikolatalı topların tarifini vererek başlayayım. Bu bir #cancanmutfakta yazısı olsun. Cancan mutfakta da Uzay nerde derseniz? Uyutmayı başaramadığım için önce elim kolum her şeyim #neko kangurumla sırtımdaydı. Sonra annem ben başarırım diyerek alıp uyutmaya gitti. 

Çikolatalı toplar


1 paket krema
1 paket kare sütlü çikolata
1 paket kare bitter çikolata
1 adet pastaban
1 portakal kabuğu rendesi
Süslemek için
Renkli şeker, kakao, toz fıstık, Hindistan cevizi…. Evde ne varsa.  biz kakao ve renkli şeker kullandık.

Kremayı ocakta ısıtın içine parçaladığım çikolataları atarak karıştırdık ve altını kapattık. Daha sonra portakal kabuğu rendesi koyarak tekrar karıştırıp soğumaya bıraktık. Hızlı soğuması için balkona koydum.

Keki derin bir kabın içine Cancan eliyle ufaladı tabi sadece kaba değil cevreye de biraz kek serptiği doğru. ılınan çikolatalı karışımı üzerine döküp kaşık yardımı ile karıştırdık. Süsleme için kullandığım malzemeleri ayrı kaselere koyup. Karışımdan minik toplar yapıp ne ile süsleyeceksem onun içine atıp buladım. Topları yaparken elime yapışmasın diye biraz elimi ıslattım. Büyük bir heyecanla başlayan Canca'ın  uykusunun gelmesiyle bana koridorda yerlere yatarak eşlik ettiği doğru. Olsun, öğretmenlerine sürpriz yapmak için hevesle mutfağa girdi ya o bana yeter.


Bu akşam yaptığımız topları süsleyip Cancan'ın minik mektupları ile birleştirerek öğretmenlerine hazırlayacağız. Bu konuda da bir fikrim var ama bakalım olacak mı olursa onu da yarın anlatırım.

12 Temmuz 2016 Salı

29. hafta oldu bile..


Günler hızla geçiyor, neredeyse Temmuzu yarıladık, hamişliğin ise yarısını devireli çok oldu. Son dönemece girmemize ise çok az kaldı. 29. haftanın içindeyim şu anda kocaman göbeğimle sıcaklarla ve merdivenlerle savaş veriyorum. Eve ulaşmak için 4 kat, ofise ulaşmak için 3 kat merdiven çıkmam lazım.  Çıkarken her ne kadar beni zorlasa da kendimi doğumu kolaylaştıracağını düşünerek motive etmeye çalışıyorum. Hımmmm motive oluyor muyum derseniz tam olarak değil :) Doğum eğitiminde doğumu kolaylaştıran aktivitelerin başında saydı Ebemiz Ayşegül Fırat bol bol merdiven çıkmayı.

Eskiden beri takip edenler var ise nereden çıktı şimdi doğum eğitimi, zaten ikinci doğum değil mi, üstelik ilki sezeryandı, bu doğumda sezeryan olmayacak mı? gibi sorular kafanızda nbelirdiyse hemen yanıtlayauım. Çok alıştım bu ara bunları yanıtlamaya :) Evet Cancan 39+0 da sancılarımın bile başlamasına izin verilmeden sezeryan ile doğdu. Plesanta previa gibi tam anlamıyla sezeryan sebebi olan bir durumum vardı. Bu sebeple o zaman hiç istemesem de sezeryan doğum yapmıştım. Hep de aklımda keşke ikinciyi normal doğurabilsem diyordum. Ve gördüm ki dünyada ve Türkiye'de artık sezeryan sonrası normal doğum destekleniyor. Tabi ki her doktor bunu yapmıyor, tamamiyle görüşe karşı olan da var, risk almak istemeyende. Can da olduğu gibi Uzay'da da çok iyi, tatlı dilli, işinin ehli bir doktora denk geldik. Onu bulmamız biraz uzun sürdü ama kısa sürede sevdik. Üstelik Doktorumuz Hüseyin Ceyberi sadece ssvd'yi desteklemekle kalmıyor, doğal doğum yanlısı bir doktor olarak gebelerin keşkesiz doğumlar yapması, doğumun bir travma, korkulu bir hikayeden çok, keyifle yaşanacak bir süreç olması için çalışıyor. İşte bu yüzden doktorumuz bizi  doğum hakkında daha çok bilgilenmemiz için bir Doğal Doğum Eğitimine yönlendirdi. Eğitimimizi Bona Dea Doğum'da Ebe Ayşegül Fırat'tan aldık. Onun anlattıkları ve bizim isteklerimiz doğrultusunda şimdi bizde doğum tercihlerimizi belirliyoruz.

Artık bloğa daha sık yazabilmek için kendimi ve vaktimiz zorlayacağım. Çünkü dönüpte Can'da yazdıklarıma bakınca ne kadar güzel bir anı olduğunu, insanın bazı şeyleri çok çabuk unutabildiğini fark ettim.



24 Mart 2016 Perşembe

süprizz...

Yeniden buradayımmm.. Yeniden yazacaklarım anlatacaklarım var :)
Aslında hep anlatacaklarım vardı da ben yazamadım... Her gün bloğu çok boşladım bugün yazayım, anlatacak çok şey var dedim ama hep bir sebep oldu yarına ertelemeye.
Yazamadığım zamanda çok şey değişti yine.  Mesela artık "Mini Mini Butik" yok. Eylül sonunda dükkanı kapattım. Bir kaç aylık iş arama süreci sonrasında şimdi yeniden çalışıyorum.  Çalışmayı özlemişim desem aranızdan kaç kişi bana yok artık der bilmiyorum ama evet çalışmayı seviyorum ve işte olmak bana iyi geliyor. Tek bir sorun var ki yine Gıda firmasındayım, yine muhteşem lezzetler var ve ben yine boğazıma hakim olamıyorum.
Cancan kocaman oldu, hatta adam oldu sıpa. Artık ay saymak çok komik geliyor artık 3 desek yeter :) Geçen sene Nisan ayı sonundan beri kreşe gidiyor. Keyfi de çok yerinde arada sabahları uyanmak zor gelse de okul onun için eğlence yeri.
 
Başka  değişiklik yok mu var tabi ki asıl haber şimdi geliyor. Duble anne olmaya hazırlanıyorum. :) İş ile birlikte gelen bir bebeğimiz var. Eylül sonunda Cancan'ım abi, bende  duble erkek anası olacağım. Henüz tam olarak bilmese de bir şeyler olduğunun farkında Cancann.
 
Umarım bu sefer yeniden yazmaya başlayabileceğim Cancan'ı ve yeni bebişimizi anlatacağım. Kendisi şimdilik çok minnak 13 haftalık, dün cinsiyetini öğrendik. Kocam ve teyzem hariç herkes kız diyordu bende kız diyordum. İçimden bir ses sen Can'da da kız dedin erkek oldu bu bebek de erkek mi acaba dese de kız demeye devam ediyordum.  Bir yakışıklı oğlum daha oluyor, sağlıkla gelsin de kızı erkeği fark etmez.
 
Cinsiyet belli olunca bizim evdeki kız mı erkek mi konuşmaları yerini dün akşam itibariyle adı ne olsun sohbetlerine döndü. Sanırım zorlu geçecek bir müzakere süreci bizi bekliyor....

9 Eylül 2014 Salı

Evir, çevir, koy kenara

Cücü bardak dolabını açar bir bardak alır, ışığa tutup evirir çevirir, kenara konar. Sonra bir bardak daha alır ışığa tutar evirir, çevirir kenara koyar. Sonra bir tane daha bir tane daha derken tezgahın üstü bardak dolar ve en sonunda porselen bir kupa alır suyunu onunla içerdi. Hatta son zamanlarda direk kupa almaya başlamıştı. Birazcık titiz benim kocam, bardak dediğinin üstünde su damlasının izi bile olmayacak pırıl pırıl parlayacak. Neler yaptım, bir sürü deterjan denedim. İlk başlarda hepsi iyi geldi sonra yine aynı... artık çıldırma noktasına geldiğimde bir gün bir baktım ki Cücü cam bardakla su içiyor. Ne var şimdi bunda demeyin bizim için çok önemli :) Ne mi yaptım vallahi ben bir şey yapmadım :) Bulaşık deterjanı bitmişti Finish vardı markette onu aldım, üstelik daha önce kullandığımda memnun kalmamıştım ve son 1 senedir hiç almamıştım. Sanırım formülünü değiştirmişler, bardaklar pırıl pırıl, ışıl ışıl çıkıyor, hiç yemek kalıntısı yok. 
Çok reklam kokuyormuş gibi oldu bu yazı ama gerçek bu ne yapayım. Mutluyum, mutlusun, mutlu kıvamındayım... Hergün hiç kullanılmamış  bir sürü bardağı yeniden yıkamak zorunda kalmıyorum...